Adalet mi hızlanıyor, kararlar mı?

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Bir dava açılıyor…
Toplum önce şunu soruyor:

  • “Bu dosyanın siyasi amacı ve sonucu ne olacak?”

İşte tehlike burada başlıyor.

Çünkü hukuk devletlerinde insanlar mahkeme salonlarına güven duyar.

Demokrasinin çiğnendiği, anayasa hükümlerinin uygulanmadığı rejimlerde ise yargıya güven dibe vurur.

Bugün Türkiye yargıda tam da böyle ağır bir güven krizinin içindedir.

Yeni yargı paketleri hazırlanıyor.
“Hızlı yargı”, “etkin hukuk”, “seri karar” gibi kavramlar öne çıkarılıyor.

Peki soru şu:

  • Adalet mi hızlanıyor?
    Yoksa kararlar mı hızlandırılıyor?

Toplumun önemli bir kesimi artık ikinci ihtimalden korkuyor.

Özellikle Ekrem İmamoğlu davalarında ortaya çıkan tablo bu kaygıları daha da büyütüyor.

Akın Gürlek’in adı artık yalnızca bir Adalet Bakanı olarak değil hem siyasi hem de Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı tartışmalarına konu oluyor.

  • Bu tablo normal değildir.

Çünkü gerçek demokrasilerde hâkimlerin adı siyasi kimliklerle birlikte konuşulmaz.
Mahkemeler siyaset meydanlarının parçası haline gelmez.

Bugün ise dava dosyalarından çok siyasi etkiler konuşuluyor.

Muhalefetin cumhurbaşkanı adaylığı tartışmalarında bile artık yalnızca anketler konuşulmuyor.

  • Yargı süreçleri konuşuluyor.
    Siyasi yasak ihtimalleri konuşuluyor.
    Dosyaların takvimi konuşuluyor.

Bu bile tek başına Türkiye’de yargıya duyulan güvenin nasıl aşındığını göstermeye yeterlidir.

Daha vahimi…
Muhalefetin bazı aktörlerinde açık bir çekingenlik görülüyor.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın…
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan’ın…

  • Cumhurbaşkanlığı adayları konusunda son derece kontrollü ve ürkek davranmaları da dikkat çekiyor.

Görülüyor ki; artık siyasetçiler yalnızca sandığı değil, yargı takvimini de hesaplıyor.

Ve daha da vahimi çıkaracakları cumhurbaşkanı adayları için kurulacak siyasi kumpaslardan korkuyor.

  • İşte demokratik rejimler açısından en tehlikeli eşik budur.

Oysa Türkiye’nin geçmişinde çok sert siyasi dönemler yaşandı.

Efsane Adalet Bakanları hala zihinlerimizde. Örneğin;

  • Mahmut Oltan Sungurlu dönemleri…
    Hikmet Sami Türk dönemleri…

Ama hiçbir dönemde bugünkü kadar güçlü biçimde:

Onların dönemlerinde şu soru sorulmadı.

  • “Yargı siyasi operasyon aracı mı oluyor?”

Çünkü eski Türkiye’de bütün eksiklerine rağmen yargının kurumsal görüntüsünü koruma hassasiyeti vardı.

1961 Anayasası’nın getirdiği “hâkim teminatı” anlayışı önemliydi.

Devletin temel yaklaşımı şuydu:

“Hâkim devlete değil, hukuka bağlıdır.”

Bugün ise toplumun önemli bir bölümü tam tersini düşünmeye başlamış durumda.

İnsanlar artık mahkemelerin hukuk normlarına göre değil, siyasi iklime göre şekillendiğine inanıyor.

Bu algının kendisi bile başlı başına ağır bir rejim sorunudur.

Çünkü adalet yalnızca dağıtılmaz…
Aynı zamanda toplumun adaletin varlığına inanması gerekir.

Bugün Türkiye’de asıl kriz ekonomi değildir.
Asıl kriz güven krizidir.

Ve hukuk sistemine güven sarsılırsa, devletin bütün kolonları çatlamaya başlar.

Adaletin hızlı olması elbette gerekir.

Ancak bağımsız olmadığı düşünülen bir hız, topluma güven değil korku verir.

Çünkü hukuk devletlerinde önemli olan kararın ne kadar hızlı çıktığı değildir.

Önemli olan milletin o kararın adil olduğuna inanmasıdır.