19 Mayıs; Sadece bir çelenk koyma töreni mi?

Orhan Uğuroğlu

Orhan Uğuroğlu

Yazar
Tüm Yazıları

Hayır yüreklere sığdırılamayacak kadar büyük bir iradedir.

19 Mayıs’tı. Türk milletinin küllerinden yeniden doğduğu, emperyalizme "hayır" diyerek bağımsızlık meşalesini Samsun’dan yaktığı o büyük günün 107. yıl dönümü.

Ancak bu sene de gördük ki; bayramlarımız, iktidarın tepesinden gelen bir emirle, adeta bir "yasaklılık" psikolojisiyle, ruhundan arındırılmış, protokolün kara duvarlarına hapsedilmiş durumda.

Peki, stadyumları dolduran o muhteşem coşkuyu kim, neden söndürdü?

Bu coşkunun söndürülmesi tesadüf değildir. Bu, yıllardır sistematik bir şekilde uygulanan Atatürk karşıtı bir ideolojik mühendisliğin sonucudur.

Cumhuriyet’in kurucu felsefesini "eski bir defter" olarak gören, o günün heyecanını "halktan kopuk bir ritüel" gibi yansıtmaya çalışanlar, aslında milletin hafızasını silmeye çalışmaktadır.

Hürriyet’in manşetinde bile yer bulamayan o küçük kutucuk, işte bu "küçültme ve değersizleştirme" siyasetinin en net fotoğrafıdır. Milli bayramları sadece çelenk koyma merasimlerine indirgeyen zihniyet; o törenlerin yarattığı toplumsal sinerjiden, o omuz omuza duruştan korkmaktadır.

Çünkü halkın bayramlarda birleşmesi, bu iktidarın ayrıştırıcı dilini bozar.

"Keşke Yunan Kazansaydı" Diyenlerin İktidarı

Daha da vahimi; bu ülkede "Keşke Yunan kazansaydı" diyecek kadar milli şuurdan yoksun bir zihniyete, devletin en tepesinden "hocam" diyerek itibarlı bir yer açılmasıdır.

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in nimetlerinden beslenip, o Cumhuriyet’in tapusuna saldıran bu anlayış, bugün bayram kutlamalarının ruhunu da çürütmüştür.

Cumhuriyet’in temellerine dinamit koyanlarla, bayram kutlamalarını "ruhsuzlaştıranlar" aslında aynı siyasi iklimin mahsulüdür.

Atatürk düşmanlığı, bu düzenin maalesef gizli ajandası haline getirilmiştir.

Atatürk Neden Gençliğe Güvendi?

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, 19 Mayıs’ı gençliğe armağan ederken, bu bayramı sadece bir spor etkinliği olarak görmemişti. O, Gençliğe Hitabe’de bir ödev veriyordu:

"Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir."

Atatürk, gençliğe "eğlenin" demiyordu; "Cumhuriyetin bekçisi olun" diyordu.

Eğer bugün Cumhuriyet’in kazanımları, hukukun üstünlüğü, laik ve demokratik değerler tehdit altındaysa, bu, o "ödevin" unutturulmaya çalışılmasından kaynaklıdır.

Atatürk, 19 Mayıs’ı gençliğe armağan ederek, devrimlerin ancak gençlerin dinamizmiyle korunabileceğini biliyordu.

Gençleri stadyumlardan, meydanlardan, siyasetten uzaklaştırarak "uyutmaya" çalışanlar, aslında Atatürk’ün bu ödevini boşa çıkarma gayretindedir.

Laik ve Demokratik Hukuk Devletine Veda mı?

Bugün bayramlarımızın içi boşaltılıyorsa, bu durum ülkemizin laik ve demokratik hukuk devleti niteliğinden uzaklaştırılmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Bayram, bu niteliğin kutlandığı gündür. Eğer bugün bayramlar kutlanamıyorsa, bu, o niteliğin örselenmesinden kaynaklıdır.

Resmi Bayramların törenleri; halkın Cumhuriyet’e sahip çıkma iradesini tazeleyen birer başkaldırı meydanıdır.

Sözün özü;

19 Mayıs, bir milletin bağımsızlık antıdır. Bu ant, ne bir web sitesindeki kutucuğa sığar, ne de protokolün soğuk duvarlarına hapsolur. Bizler, Atatürk’ün gençliğe verdiği o kutsal ödevi; yani Cumhuriyet’i, laikliği ve bağımsızlığı muhafaza etme görevini unutanlara inat, her 19 Mayıs’ta o coşkuyu kalbimizde büyüteceğiz.

Ey Türk Gençliği;

Birlik ve beraberliğimizin yegane teminatı olan o "muhteşem" bayramları geri alacağız!

Atatürk’ün dediği gibi: "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"