İran, Batı’nın şamar oğlanı mı?

Nihat Kaşıkcı

Nihat Kaşıkcı

Yazar
Tüm Yazıları

İsrail adlı terör örgütünün dürtmesi, ABD’nin koçbaşı rolünü üstlenmesi, AB’nin de burnuna takılı halkayla sürüklenmesiyle, İran yine Batılı çakalların hedef tahtasına oturtuldu.

Meslektaşımız Salih Tuna veya tam tabiiyetini kestiremediğimiz akademisyen Dr. Hazar Vural gibi, ‘ne pahasına olursa olsun İrancısı’ değiliz.

Evet, komşumuz olan ve kardeşliğini umduğumuz İran’a karşı bir husumetimiz yok; olamaz da…

Eleştirilerimiz; İran’ın, İslam dünyasına yönelik mezhep temelli girişimleri ve Batı ile ilişkilerinde gerçekçi ve sağlam bir duruş yerine, duruma göre yaptığı taktik manevralar ve altını dolduramadığı iri sözler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Eleştiriyoruz diye, komşu ve kardeş kabul ettiğimiz bir ülkeye, Batılı çakalların haksız, hukuksuz ve arsızca saldırmasını hoş görecek halimiz yok.

Şimdi… Haftalardır yine diken üstünde tutuluyor, yaşadığımız coğrafya. ‘Yine’ diyoruz, artık neredeyse tekrara bağlandı. Her yıl veya birkaç yılda bir, Batılı haksızların ittirmesiyle, yaşadığımız coğrafyaya bir kriz havası oynatılıyor.

ALIN DEMOKRASİNİZİ DE…

ABD, Venezuela’ya yaptığı ahlâksız saldırının ardından, arsız ve pişkin saldırılarının hedefine, bir kez daha İran’ı koydu.

‘Saldırıdan vazgeçmenin bedeli’ olmak üzere dolaşıma sokulan talepler, aynı zamanda pişkinliğin ve utanmazlığın tarifi gibi…

Neymiş?.. İran, barışçı amaçlar için bile olsa uranyum zenginleştirme çalışmasına son vermeli… Elindeki zenginleştirilmiş uranyumu ABD’ye teslim etmeli… Yok, daha bilmem neler…

Avrupa Birliği de ‘Bremen Mızıkacıları’na katılmaktan geri durmuyor; Siyonist ajanların kışkırtmasıyla köpürtülen ‘İran Gezisi’ eylemlerine karşı alınan sert tedbirleri bahane ederek, İran Devrim Muhafızları’nı Terör Örgütü Listesine alıyor.

İnsan sormadan edemiyor: Eğer sivil halka karşı sert askerî müdahale, ‘terör eylemi’ sayılıyorsa, İsrail’i ve destekçilerini nereye koyacağız?

Bir de çıkmış, kendisini ‘Veliaht Şah’ zanneden bir palyaço, babasının kaldığı yerden İran’ı yönetmeye devam etme niyetini beyan ediyor. Tabi, Siyonist lobilerin kucağında

Tüm bu olup bitenler, Batılı ‘yardımseverlerin’, yaşadığımız coğrafyaya demokrasi, özgürlük, insan hakları, refah ve bilmem ne getirme niyetinin eylem boyutu mu?

PETROLÜ ALAN MI, SATAN MI?

Değil elbet… Tabi bir de ‘petrol’ boyutu var.

Söylemlerine bakarsak ABD ve şürekâsı, Ortadoğu petrollerinin dünya piyasalarına sorunsuz şekilde akışını emniyete almak için İran’ı terbiye ediyor. Yerseniz tabi…

Petrolün akış emniyeti mevzusunu bir de tersinden okumaya çalışalım:

Dünya petrol sevkiyatının yüzde 37’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Orası kapanırsa, tüm dünyada petrol fiyatları fırlar. Doğru mu? Doğru…

Petrol fiyatlarının yükselmesi kime yarar? Tabii ki petrol satan ülkelere.

O ülkeler, hangileri? Suudi Arabistan, BAE, Katar, İran, Rusya… Listeye epeyce ülke eklenebilir. Ama listenin başına ABD’yi yazmak lazım.

Körfezin tıkanması; Suudi Arabistan, BAE, Katar ve İran petrolünün elde kalıp; ABD’nin, Rusya ile birlikte piyasaya hâkim olması demektir.

ABD’yi hâlâ ‘petrol ithalatçısı’ bir ülke mi sanıyorsunuz? Yanlış… ABD, resmî vatanından olmasa bile, bir şekilde hegemonya kurduğu coğrafyalardan elde ettiğini satan bir ‘petrol ihracatçısı’dır.

Tabloya biraz bu gözle bakalım: ABD ve diğer petrol satıcısı ülkeler, petrol fiyatlarının düşük olmasını ister mi?

Şunu da sormak lazım: Neden, dünyada ham petrol fiyatları her düştüğünde, Hürmüz Boğazı’nın suları ısınıverir?

Hadi şimdi, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Venezuela’ya karşı yapılan eşkıyalığı bir de bu pencereden görmeye çalışalım.

Bugün itibarıyla ham petrolün varil fiyatı 64.42 USD, brent petrolün varil fiyatı ise 68.49 USD. Uzak değil, yakın geçmişte bu rakamlar 110 USD seviyelerini aşmıştı.

DİREN İRAN

Peki, lafa gelince İran’ı arkaladıkları değerlendirilen Rusya, Hindistan ve Çin’in, ABD saldırganlığı karşısındaki sessiz kabullenişlerini nereye koymalıyız? Kısaca, ‘İran’ı bir şeyler karşılığında sattılar’ desek, yanlış olur mu?

Coğrafyamızın bu haksız ve arsız saldırıları durdurması mümkün mü? Elbette mümkün… Zaten Türk Devleti de bunun için var gücüyle çalışıyor; diplomasi ve yumuşak gücün tüm imkânlarını seferber ediyor.

Ama Batılı çakalların saldırılarını etkisiz kılabilmek için, şu anda topun ağzına sürülen İran’ın sağlam durması gerekiyor. İran, geçen Haziran’daki ahlâksız saldırılar karşısında gösteremediği dik duruşu bu kez göstermelidir.

Öyle, şişirilmiş balon yoğunluğundaki kaba-saba tehdit cümleleriyle değil; yumuşak, fakat kararlı bir duruşla…

Uzun uzun tiratlarla, kelimelerin daha pekiştirici olanlarını seçerek değil… Basitçe…

İran; bir saldırı halinde, elindeki füze ve sair silahların tamamını, bölgedeki ABD üslerine, gemilerine ve İsrail aldı terör örgütünün konuşlandığı topraklara boca edeceğini… Ve zorbalığa karşı, ‘bedeli ne olursa olsun’ direneceğini sükûnetle anlatmalı…

Hâsılı kelam İran, Batılı yamyamların, coğrafyamızı terbiye etmek için sürekli pataklayabileceği ‘şamar oğlanı’ olmadığını, ‘bir kez fakat tam olarak’ göstermelidir.

Biz bunu yaptık… 15 Temmuz 2016’da…