Yoksulluğun yeni güncellemesi: Asgari ücret zammı
Bu ülkede asgari ücret bir geçim aracı değil, bir sus payı. “Şükredin” denilen ama geçinilmesi imkânsız olan bir rakamdan söz ediyoruz. Açıklanan zam masada büyük, sokakta küçük. Asgari ücretli için zam; yattığı gün başlayan, eve gitmeden biten bir su gibi akıp geçmekte. Bu tabloya hâlâ “iyileştirme” demek ya gerçeklerden kopmak ya da bilerek görmezden gelmek. Kimse artık rakamları tartışmıyor; çünkü bu rakamlar hayatın gerçekleriyle örtüşmüyor.
Zam açıklanırken savunma hep aynı: “Enflasyonun üzerinde artış.” Ancak sorulması gereken asıl soru şu: Hangi enflasyon? Kâğıt üzerindeki mi, mutfaktaki mi? Çünkü Türkiye’de asgari ücretlinin yaşadığı hayat ile açıklanan istatistikler arasında artık ölçülemeyecek kadar büyük bir uçurum var. Sanki bütçe hazırlayan ve konuşan grup bizimle aynı dünyada yaşamıyor. “Her şey yolunda” gezegeninde yaşayan bu anlayış, bizim dünyamızdan bihaber. Anlaşılan o ki bütçeyi hazırlayanlar, devlet büyüklerine de inanmak istedikleri rakamları aktarıyor. Aksi hâlde bu rakamların akıl alır bir tarafı yok.
Resmî verilere göre yıllık enflasyon yüzde 60’lar civarında açıklanırken, bağımsız ölçümlerde bu oran % 100’e yaklaşmakta. Ancak asgari ücretli için enflasyon yüzdelik bir veri değil; sepetteki eksilme. Bu rakamlar açıkça gösteriyor ki asgari ücretliler, maaşlarının yarısından fazlasını yalnızca hayatta kalmak için harcamakta. Bu bir yorum değil, gelir dağılımının çıplak gerçeği.
Kira artışları ortada, yiyecek ve içecek zamları ortada. Elektrik, su, barınma, ulaşım masrafları ise matematikle açıklanamayacak bir çözümsüzlüğe dönüşmüş. Türkiye’de her 10 çalışandan 6’sının birikimi yok; bu şartlarda nasıl olsun? Çarpıcı bir veri daha paylaşalım: Asgari ücret açlık sınırının hemen üzerinde seyrederken, yoksulluk sınırının çok gerisinde kalmakta. Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı, asgari ücretin yaklaşık üç katı. İnanın, bu rakamlarla ayakta kalabilmek adeta bir sanat.
Mesailerin yüksekliğini tartışmaya ise insanların artık takati yok. Yeni parola belli: “Fazla mesai, az gelir.” İş kazalarının büyük bölümünün düşük gelir grubunda yaşanması da tesadüf değil. Az kazanan daha çok çalışır, daha fazla risk alır ve daha çabuk tükenir. Bu düzen, bu kesime adeta otomatik olarak kabullendirilmiş.
Bunun adı “zam” değil, gerçeğin makyajlanması. Çünkü asgari ücret artmamakta, yalnızca hayat pahalılığı karşısında biraz daha geri düşmekte. İstatistikler artık ikna etmiyor; ibreler çoktan kırılmış. Bu tabloya ekonomi demek zorken, adalet demek neredeyse imkânsız.
Sayın devlet büyüklerimiz, bu rakamlar bir ücret değil; milyonlarca insana “idare edin” demenin resmî ifadesi. Ancak halkın artık idare edecek gücü kalmadı.