Yeraltından yükselen açlık grevi

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

Dokuz gün... Bir insanın kendini susturarak konuştuğu, bedenini geri çekerek sesini yükselttiği o uzun ve ağır dokuz gün. Madenciler için bu süre yalnızca açlıkla geçen bir zaman değil; görmezden gelinmenin, ötelenmenin ve en nihayetinde mecbur bırakılmanın hikâyesiydi. Çünkü bu ülkede bazen konuşmak yetmez; duyulmak için susmak, hatta aç kalmak gerekir. Bu durum, aslında sessizliğin bile bir çığlığa dönüşebileceğini gösteriyor.

Ve sonunda beklenen oldu. Bakanlıklar devreye girdi, garantör oldu, ödemelerin yapılacağı açıklandı, bir çözüm geldi… Ama ne pahasına? Bu soru, atılan imzaların ve verilen sözlerin gölgesinde kalamayacak kadar büyük ve ağır. Bu tabloya “kazanım” demek kolay. Evet, işçiler haklarını aldı. Evet, devlet sorumluluk üstlendi. Ama bir gerçeği görmezden gelmek mümkün mü? Bir işçi, alın terinin karşılığını almak için neden bedenini açlığa yatırır? Bu soru, verilen sözlerden daha ağır, yapılan açıklamalardan daha gerçek. Çünkü ortada sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda derin bir vicdan sınavı var.

Ne oldu bize? Bir işçinin alnının teri kurumadan hakkının verilmesi ilkesiyle yoğrulmuş bir toplumduk. Ancak şimdi insanların zamanında haklarını almak bir yana, en sonunda çaresizlikten kendini damlara atan, intihara kalkışan ya da kendine zarar veren insanları haberlerde izler olduk. Bu, sadece bireysel bir çöküş değil; toplumsal bir alarm.

Madenciler zaten yerin altında çalışırken karanlığı tanıyor. Ancak asıl karanlık, haklarını bulamadıklarında düştükleri o derin umutsuzluk değil mi? Açlık grevi, tam da bu karanlığın içinde yakılmış bir ışık oldu. Ama hiçbir ışık, bu kadar ağır bir bedelle yanmamalıydı.

Fark edilmeleri dokuz gün sürdü, ama sonunda seslerini duyurdular. Bakanlıkların garantör olması elbette önemli. Devletin devreye girip “yalnız değilsiniz” demesi kıymetli. Belki bugün madenciler için bir rahatlama var. Ama bu rahatlama, tam anlamıyla bir sevinç değil; içinde burukluk taşıyan bir nefes alış gibi.

Asıl mesele şu: Eğer bir ülkede hak açlıkla alınıyorsa, o ülkede sorun çözülmemiş, sadece ertelenmiştir. Açlık bitti, evet. Ama geriye, açlıkla kazanılan hakkın buruk tadı kaldı.

Hiçbir zafer, insanın kendinden eksilerek kazandığı kadar ağır değil.