Öğrenci konuşsun mu? Sussun mu?

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

Bugün sizlere son katıldığım veli toplantısından aktarımlarda bulunmak istiyorum. İnanın, çok yorucu bir gündü. Saygıdeğer öğretmen arkadaşlarımdan biri, ortaokul öğrencilerinden “çiçek olup” 40 dakika sessiz durmalarını bekliyor. Peki çocuk düşünmesin mi, düşündüğünü aktarmasın mı? Katılırsa “çok konuşan”, katılmazsa “içe kapanık” diye isimlendirilen çocuk ne yapsın?

“Gürültü olur, uğultu olur o zaman” dediğinizi de duyar gibiyim. İşte tam da bu noktada öğretmenlik devreye giriyor. Çocuklarla bu dengeyi sağlayabilmek çok önemli. Sağlayamayanlar ise çocuğu rehberlik servisine gönderiyor (ya da uğraşmak istemiyor). Buradaki temel sıkıntılar şunlar:

-Öğretmen sınıfı koordine etmeyi bilmeli.

-Aktif ders işlemeyi bilmeli.

-Çocuklar derse gereken katılımı severek sağlamalı.

Diğer bir saygıdeğer öğretmen arkadaşımın tutumu ise; favori bir çocuk belirleyip, “hala neye göre seçtiğini anlayamadığımız” bir şekilde dönem sonuna kadar ona methiyeler düzmek. Elbette takdire şayan bir hareket varsa herkes alkışlamalı. Ancak tek bir çiçekle bahar gelmez. Asıl meziyet, görünmeyeni de dahil edebilmek.

Eminim diğer çocuklar “nasıl olsa bizi görmüyor” düşüncesiyle çaba göstermiyorlar. Gösterse bile “notum düşmesin”, “göze batmayayım” kaygısıyla hareket ediyorlar. Kardeleni resmetmek için ayağınızın altında çiğnediğiniz papatyaların hesabını veremezsiniz. Bu tarz tutumlar öğrenciyi geri çeker, dersten soğutur ve ruhsuz bir okul ortamı oluşturur. Sadece not kaygısıyla işlenen bir dersin tat vermesi mümkün değil.

Başka bir öğretmen arkadaşım ise çocukların derse olan ilgisini çekmek için o derste yapılabilecek tüm aktiviteleri onlarla birlikte yaparak, onları sürece dahil etmeyi başarmış. En yaramazı bile o dersi seviyor. Dikkat ediyorsanız “dersi” diyorum. Öğretmeni ise büyük bir hayranlık ve zevkle dinliyorlar. Bunlar, velilerin öğretmenlere aktardığı genel gözlemlerden sadece birkaçı.

Demem o ki, karşılıklı diyalog çok önemli. Dersi anlatırken yapılan küçük bir espri bile akılda kalıcılığı artırır. Çocukların dahil edilmediği, “anlat anlat geç” şeklindeki bir eğitim modeli artık geçerli değil. Çocuklar, ortamını sevmediği hiçbir dersi ve öğretmeni sevmez.

Konu sevmek mi? Elbette. Severek yapılan işler içten ve güzel olur. Çocuk, katıldığı ortamdan zevk alır; zevk aldığı işlerde de başarılı olur. Gelin, iğneyi de çuvaldızı da kendimize batıralım. Eğitimciysek bunun hakkını verelim, öğrenciysek de sorumluluğumuzu bilelim. Eğitim yuvalarında karşılıklı saygı ve sevgi şart.

İnsan yetiştirilen ortamlar büyük sorumluluk ister. Öğretmenlerimiz bu sorumluluğu yerine getirirken; çocuklarımız da saygılı ve gayretli bir şekilde üzerlerine düşeni yapmalı.

Ve sevgili veliler… Sizlerden küçücük bir ricam var: Lütfen çocuklarınıza önce sevgi ve saygının önemini öğretiniz. Empatiyi hayatınızın her alanına yayınız. Anlıyorum, herkesin çocuğu kıymetli. Ancak bunu bir ego savaşına dönüştürmeyiniz. Çocuklarınız sizin okuldaki aynanız; yansımaları sizin kalitenizi ortaya koyar.

Tam da eğitim adına zor zamanlar geçirdiğimiz bu dönemde, iyi bir insan olma yolunda çocuklarımıza birlikte destek verelim.