Neler oluyor bize, bize neler oluyor?
Türkiye bu hafta yine “gündem” kelimesinin hakkını verdi. Ekonomiden siyasete, belediyelerden adliyelere kadar her başlık birbirine göz kırptı. Vatandaş ise bütün bu haberleri izlerken aynı soruyu sormaktan yoruldu: “Peki, bunun faturası kime çıkacak?”
En sıcak başlık fon krizi… 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine alınması, yüz binlerce yatırımcının mağduriyet endişesi ve milyarlarca dolarlık büyüklük, meselenin sadece borsa ekranındaki rakamlardan ibaret olmadığını gösterdi. Resmî açıklamalara göre 455 binden fazla yatırımcı süreçten etkilendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı başkanlığında tam yetkili bir Fon Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. SPK da tasfiye sürecindeki bazı talimatların, tasfiye bakiyesinden yatırımcıların payları oranında karşılanacağını açıkladı.
Ama vatandaşın aklındaki soru daha basit: “Para geri gelecek mi?”
Hele bir de yurt dışına çıkarıldığı iddia edilen paralar geri getirilemezse… Bunun bedelini yalnızca fon yatırımcısı mı öder? Güven kaybı büyürse yatırım iştahı, şirketlerin finansmana erişimi, piyasa dengeleri ve nihayetinde üretim-istihdam zinciri bundan etkilenmez mi? Devletin görevi yalnızca parayı bulmak değil, “Bu sistem nasıl bu noktaya geldi?” sorusunu da cevaplamaktır.
Bir başka dikkat çekici başlık ise siyasetteki hareketlilik. Bazı belediye başkanlarının CHP’den ayrılarak AK Parti’ye geçmesi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın ise CHP üyeliğinden ayrılıp bağımsız olarak devam edeceğini açıklaması, siyasi dengeleri yeniden tartışmaya açtı.
Muhalefetin erken seçim çağrıları da gündemde. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise Türkiye’nin şu anda erken seçim gündemi olmadığını daha önce açıkça ifade etmişti.
Derken, 2009’dan beri kapanmayan bir başka dosya yeniden önümüze geldi: Muhsin Yazıcıoğlu soruşturması… Son operasyonda 36 şüpheli tutuklandı; toplam tutuklu sayısı 55’e yükseldi.
Şimdi hep birlikte bekliyoruz: Para bulunacak mı, mağduriyetler gerçekten giderilecek mi, siyasetteki saflaşmalar nereye varacak, Yazıcıoğlu dosyasında hakikat bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak mı?
Temennimiz belli: Devletin terazisi şaşmasın, milletin cebindeki para siyasetin gölgesinde kalmasın, adalet dosyalarda değil, vicdanlarda da yerini bulsun. Çünkü bu memleketin vatandaşı artık “Param nerede, siyaset nereye gidiyor?” diye değil, “Yarın neye güveneceğim?” diye sormak istiyor.
Ve galiba en ironik tarafı şu: Milletin cebindeki para hâlâ kendi cebinde; ama gözü sürekli başkasının hesabında!