Eğitimde yapboz zihniyeti dijitalleşiyor
Millî Eğitim Bakanlığı yıllardır “dijitalleşme” söylemini dilinden düşürmüyor ve bu söylemin vitrin ürünü olarak MEBİ uygulaması karşımıza çıkıyor. Kâğıt üstünde her şey şahane görünüyor; öğretmenin işini kolaylaştırdığı, velinin bilgiye hızlı ulaştığı ve öğrencinin kullanımından memnun olduğu ifade ediliyor. En azından inandırılmaya çalışılan hikâye bu. Oysa gerçekte karşımıza çıkan, gümüş tepside sunulan fakat henüz olgunlaşmamış bir meyveden ibaret.
MEBİ uygulaması, eğitim sistemindeki karmaşanın dijital versiyonundan başka bir şey değil. Ne zaman sıkışsa ya çöker, ya donar ya da temel ihtiyaçları bile karşılayamaz hâle gelir. Buna rağmen uygulama her açıklamada “akıllı sistem” olarak lanse edilir. Öğretmenlerin MEBİ ile çalışmanın kolaylaşacağına inandırılmasına rağmen sonuç, “çok tıklanma – çok karmaşa” olmuş. Kullanıcı dostu olması gerekirken, bürokratik labirentin dijitalde vücut bulmuş hâline dönüşmüştür. Bilgiye ulaşmak neredeyse bir lütuf hâline gelmiş. Oysa bu platformların amacı, eğitim sisteminin yükünü hafifletmek değil midir?
Teknolojiyi kullanıyor olmak, onu doğru kullandığımız anlamına gelmez. Önemli olan yalnızca varlığı değil, işlevselliği ve erişilebilirliği. Sahada çalışan insanların sesini duymayan hiçbir sistem ayakta kalamaz.
MEBİ de bu çöküşün dijitalde beliren bir yanılsaması hâline gelmiş. Çok parlatılmış, beklentiler yükseltilmiş ancak umulan karşılık bulunamamış. Bir başarı hikâyesi gibi sunulsa da gerçekte plansız hazırlanmış, ihtiyaçları tam karşılamayan ve “bu da bir kenarda dursun” mantığıyla geliştirilmiş bir platform. Eğitim sistemi nasıl kâğıt üzerinde rastgele kararlarla yönetiliyorsa, dijital ortamda da aynı şekilde yönetilmeye çalışılmakta. En büyük zararı ise yine öğretmen ve öğrenci görmekte.
Oturmamış bir sistemi sınıfına taşımaya çalışan öğretmenler bu uygulamayla yeterince yıpranmış. Kullanıcıyı anlamayan, öğretmenin sesine kulak vermeyen, velinin ihtiyaçlarını tam olarak göremeyen bir sistemle ilerlemek mümkün değil. Eğitim gibi ağır bir sorumluluk taşıyan bir bakanlığın, böylesine eksik bir uygulamayı sürdürmesi düşündürücü.
Eğitim giderek bir yapboz hâline getirilmekte. Her yönetim değişikliğinde sistem sil baştan alınmakta, istikrar sağlanamamakta. Oysa bunun yerine, hatalar düzeltilerek ve sağlam temeller üzerine tuğlalar eklenerek bir eğitim sistemi inşa edilebilir. Eğer eğitim gelecekte tamamen dijitalleşecekse, Millî Eğitim Bakanlığı bu yolda daha ciddi ve güçlü adımlar atabilir. Sonuç olarak çocukların geleceği bir deneme tahtası değil.
Sürekli değişen eğitim modelleri sunulurken çocuklarımızın bu sisteme nasıl güveneceği belirsiz. Öğretmen ne yapacağını bilmiyor, çocuk ise ne bilmediğini bilmiyor. Eğitim ortamında “Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan?” sorusu hâlâ belirsizliğini koruyor.
Ne diyelim… Sonumuz hayrola.