Bayram ruhunu susturan tüketim çılgınlığı

Nazife Mert

Nazife Mert

Çocuk Gelişimi Uzmanı
Tüm Yazıları

Bayram yaklaşıyor… Eskiden bu cümle insanların içine huzur doldururdu. Şimdi ise Ankara’nın dört bir yanında aynı telaşın ayak sesleri yankılanıyor. Alışveriş merkezlerinin girişlerinde uzayan kuyruklar, koridorlarda omuz omuza ilerleyen insanlar, otoparklarda dakikalarca süren yer arama savaşları ve kredi kartı limitlerinin “Ay başında görüşürüz.” tehdidi…

Ankara, bir zamanlar sakinliğiyle nefes aldıran bir şehirdi. Ancak bugün, bayram öncesinde adeta dev bir alışveriş maratonuna dönüşmüş durumda. Kentin yolları kilitleniyor, alışveriş merkezlerinin içi havasızlaşıyor, insanlar ise giderek daha gergin hâle geliyor. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ama kimse gerçekten mutlu görünmüyor. Sanki bayramı karşılamaya değil de bitmek bilmeyen bir tüketim yarışına hazırlanıyoruz.

Her yer adeta yağmalanmış gibi… Bir mağazanın önünde “indirim” yazısını gören kalabalık, son fırsatı kaçıracakmış gibi birbirini eziyor. Oysa içerideki fiyat etiketleri, bayram sevincinden çok ekonomik gerçekleri yüzümüze çarpıyor. Bir gömlek maaşla yarışıyor, bir ayakkabı artık ihtiyaç değil, cesaret işi hâline geliyor. Buna rağmen insanlar almaya devam ediyor. Çünkü artık alışverişi ihtiyaçtan çok, eksik görünmemekorkusu yönlendiriyor. İnsanlar, gerçekten ihtiyaç duydukları için değil; çevreye karşı eksik kalmamak, geri görünmemek ve sosyal baskının dışında kalmamak için tüketiyor. Sosyal medya vitrinleri de bu baskıyı her geçen gün daha fazla büyütüyor.

Kredi kartları ise bu düzenin sessiz kahramanı gibi sunuluyor. Bugünün mutluluğunu yarının borcuna havale ediyoruz. Birkaç poşet eşya için aylarca taksit ödeniyor. Bayram sofraları büyürken insanların içindeki kaygı da büyüyor. Üstelik alışveriş merkezlerinin o boğucu havası, bu gerginliği daha da artırıyor. Kapalı alanlarda nefes almak zorlaşırken; çocuk ağlamaları, yüksek müzikler ve kasa sıralarında çıkan tartışmalar insanların sadece sabrını değil, birbirine olan tahammülünü de tüketiyor. İnsanlar yoruluyor, gerginleşiyor ve bayramın manevi tarafını fark etmeden geride bırakıyor.

Oysa bayram; gösterişin değil paylaşmanın, tüketmenin değil hatırlamanın zamanı. Belki de bugün en çok kaybettiğimiz şey tam olarak bu: Bayramın ruhu.Çünkü insanlar artık sevdiklerine ulaşmadan önce kasaya ulaşmaya çalışıyor. Ve ne acıdır ki Ankara’nın kalabalığında kaybolan yalnızca trafik değil; biraz da eski bayramların samimiyeti oluyor.