Yeni dot-com mu geliyor?
Hatırlar mısınız?
Bir zamanlar internet şirketleri dünyayı değiştirecekti. Milenyum çağı başlayacaktı ve bazı şirketler artık dünyanın en büyüğü olacaktı. Sonra 2000 yılında dot-com balonu patladı ve milyarlarca dolar buhar oldu. Şimdi benzer bir şüpheyi yeniden akla getirmek gerekiyor: Bu kez sahnede internet değil, yapay zekâ var. Üstelik öyle bir noktaya geldik ki bazen bir çalışanın bir aylık maaşından daha pahalıya mal olan dijital işlemler ortaya çıkabiliyor. Daha önceki yazılarımda da çok kez uyarmıştım. Teknoloji dünyasının o pembiş rüyası yavaş yavaş gerçek hayatın kapkara olan muhasebe defteri ile tanışıyor!
MALİYETİN DUVARI
Son aylarda teknoloji devlerinden gelen haberler dikkat çekici. Şirketler yapay zekâ yatırımlarını tamamen bırakmıyor ancak harcamaları çok daha sıkı denetlemeye başlıyor. Bunun nedeni basit: Yapay zekâ sistemlerinin çalıştırılması sanıldığı kadar ucuz değil ve hatta bazen çok pahalıya maal oluyor.
Bugün özellikle ABD’de birçok şirket kullanıcı başına sabit ücret modeliyle hizmet veriyor. Fakat arka plandaki maliyet kullanıcı sayısına göre değil, harcanan işlem gücüne ve token miktarına göre oluşuyor. Aynı işi bir kişi 100 birim maliyetle yaparken başka biri 1000 birim maliyet yapıyor.
İşte bu nedenle uygulayamayıp bizim aşina olduğumuz ama teknoloji sektöründe yeni bir kavramın değeri iyice anlaşılıyor: mali disiplin. Şirketler artık yapay zekâyı sadece güçlü değil, aynı zamanda ekonomik kullanmanın yollarını arıyor. Ve aramak zorunda kalacaklar da.
HESABA KATILMAYAN BORÇ
Bütçelerde bilanço dışı riskler vardır. Yapay zekâ dünyasında da benzer bir durum oluşuyor gibi. Üretilen kod miktarı olağanüstü hızla artarken, insanların bu kodları denetleme kapasitesi maalesef aynı hızda büyümüyor. Bugün bazı büyük teknoloji şirketlerinde yazılım geliştirme süreçlerinin önemli bölümü yapay zekâ destekli yürütülüyor.
Bu elbette verimlilik sağlarken aynı zamanda yeni bir ekonomik risk de oluşturuyor: teknik borç. Bir fabrikadaki makinelerin bakımını yıllarca ertelemek nasıl gelecekte büyük maliyetlere yol açıyorsa, anlaşılması zor dev yazılım sistemleri de ileride çok ağır faturalar çıkarabilir. Bankacılıktan lojistiğe, ulaşımdan iletişime kadar dijital sistemlere bağımlı olan ekonomiler için bu risk küçümsenemez ölçeklere çoktan ulaştı bile. Üstelik mesele yalnızca şirketleri değil, son tüketiciyi de ilgilendiriyor. Artan maliyetler abonelik ücretlerine, hizmet bedellerine ve hatta yeni cihaz ihtiyaçlarına yansıyabilir. Dikkat ederseniz artık yapay zeka destekli yeni cihazlar piyasaya sürülmeye başladı bile.
KAZANANLAR VE KAYBEDENLER
Peki bütün bunlar yapay zekâ balonunun patladığı anlamına mı geliyor? Muhtemelen daha hayır. Dot-com krizi nasıl interneti yok etmediyse, elektrik nasıl sanayi devrimini bitirmediyse, yapay zekâ da hayatımızdan çıkmayacak. Ancak kontrolsüz büyüme döneminin sonuna yaklaşıyor olabiliriz. Yerini daha verimli, daha küçük ve belirli işlere odaklanan sistemler alabilir. Tarih bize önemli bir ders veriyor: Her teknolojik devrim önce aşırı iyimserlik üretir, sonra gerçek maliyetlerle yüzleşir ve en sonunda sürdürülebilir bir denge kurar. Demiryollarında böyle oldu, internet çağında böyle oldu, bugün de yapay zekâda benzer bir süreç yaşanıyor olabilir.
Kazananlar yalnızca teknolojiyi kullananlar olmayacak. Teknolojiyi verimli kullananlar, maliyetini yönetenler ve ortaya çıkan değeri ölçebilenler öne çıkacak.
Geleceğin en değerli mesleği, yapay zekâya hükmetmek olabilir; ona bağımlı olmak değil.
Önümüzdeki yıllarda asıl soru yapay zekânın ne kadar güçlü olacağından ziyade ekonomik olarak ne kadar sürdürülebilir olacağıdır. Çünkü piyasalar heyecanla yükselir, fakat kalıcı olanı her zaman bilançolar, maliyetler, nakit akışı belirler.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.