Trump mı Trust mı?
Bilmeyenler için söyleyeyim, “Trust” kelimesi İngilizce güven manasına geliyor. Peki sormak lazım: ABD’ye veya Trump’a güvenilir mi? Trump hükümeti, Venezuela’da Maduro’ya karşı operasyon yaptı. Askerî olarak nefes kesen ve büyük bir operasyondu. Trump, ABD medyasında bunu büyük bir başarı olarak duyurdu. Ancak ekonomik açıdan bir sorgulayalım. ABD’nin ekonomik gücü nereden geliyor? Ekonomi böyle olaylı sahneleri pek sevmez. Ekonomi daha çok şunu sorar: “Hukuk nerede?” İşte mesele tam da bu soruda.
GÜÇ GÖSTERİSİ Mİ, GÜVEN KAYBI MI?
Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun, eşiyle birlikte bir operasyonla alınıp New York’a götürülmesi, ABD iç siyasetinde özellikle Trump yanlısı medya tarafından büyük bir zafer gibi sunuldu. Askerî açıdan bakıldığında, çok kısa sürede sonuç alınan, teknik olarak başarılı bir operasyon. Ancak ekonomi ve siyaset, askerî başarıya her zaman alkış tutmaz. Çünkü burada Birleşmiş Milletler kanunlarına göre açık bir uluslararası hukuk ihlali var. Egemen bir ülkeye yapılan bu müdahale, “Trump fırsat bulursa yarın aynısı bana yapılır mı?” sorusunu tüm devletlerin ve şirketlerin zihnine düşürüyor.
Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın sıkça dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” sözü, tam da bu noktada çok önemli. Zira ABD, sanki kendini diğer dördünden de büyük görme refleksiyle hareket ediyor gibi. Bu refleks kısa vadede propaganda malzemesi üretir; uzun vadede ise güveni sarsar. Ekonomi için en pahalı kayıp da işte tam da budur.
İTİBAR: EKONOMİNİN SERMAYESİ
Geçtiğimiz yıl Gazze’de yaşananlar, ABD’nin İsrail’e verdiği açık destek ve ardından İran’a yönelik operasyonlar, küresel vicdanda ciddi kırılmalara yol açtı. İlginç olan şu: Tepki yalnızca dünyadan gelmedi; ABD içinde üniversitelerde, akademik çevrelerde ciddi protestolar yaşandı. Bu durum, ABD’nin uzun yıllardır taşıdığı “demokrasinin ve hukukun öncüsü” imajını ciddi biçimde zedeledi. İsrail ise on yıllardır arkasına sığındığı, Nazi zulmüne uğrayan “mazlum halk” sıfatını büyük ölçüde kaybetti.
Ekonomik itibar; sanayi gücünden, teknoloji üretiminden ibaret değildir. Hukuki güvence, öngörülebilirlik, sözünde durma, ortaklarına saygı ve uluslararası hukuka bağlılık bu paketin ayrılmaz parçalarıdır. ABD hâlâ güçlü bir sanayi altyapısına sahip olabilir; ancak güven kaybı başladığında bu güç tek başına asla yeterli olmaz. Çünkü gönülleri kazanamayan bir askerî başarı, kasaları da uzun süre dolduramaz. ABD’nin eski başkanlarının yaptığı birçok hamle, o zamanın en dahiyane hareketleriydi: 1944 Bretton Woods Anlaşması, 1971 altın gişeleri hamleleri, petro-dolar sistemi, I. ve II. Dünya Savaşları’ndaki hamlelerin tamamı ABD’nin bugün hegemon güç olmasını sağladı. Ancak şimdiki Trump hükümetinin hamleleri, bugünü kurtarırken yarını tüketiyor.
HANTAL DEV
1990’lardan bu yana ABD’nin küresel ticaretteki ağırlığı istikrarlı biçimde geriliyor. 1945 sonrası dönemin hızlı büyüyen Amerika’sı, yerini verimsiz ve daha hantal bir ekonomiye bıraktı. Teknolojik üstünlük ise giderek Doğu’ya, özellikle Çin’e kayıyor. ABD’nin Çin’e karşı başlattığı ticaret savaşları da aslında bu kaygının itirafı niteliğinde.
2008 mortgage krizi ve pandemi süreci, ABD’nin dünyaya ciddi ekonomik maliyetler yüklediğini gösterdi. Dolardaki parasal genişleme hızı adeta çığrından çıktı ve dolar, dünyada mürekkebi bile kurumadan yayıldı adeta. Bir zamanlar finansın ve teknolojinin lokomotifi olan bu ülke, şimdi bu iki alanda liderliği kaybetme riskiyle karşı karşıya. Bu da saldırgan bir dış politika refleksini beraberinde getiriyor. Petro-dolar sistemi, 1970’lerde ABD’nin en iyi stratejik hamlesiydi; ancak bu sistem de artık çatırdamaya başladı. Ülkeler, dolar dışı para birimleriyle ticarete yöneliyor. Venezuela operasyonu bu bağlamda yalnızca petrol meselesi değil; petro-doların ömrünü biraz daha uzatma çabasıdır. Kısa vadede işe yarayabilir, fakat uzun vadede ABD’ye “güvenilir ekonomik abi” rolünü geri getiremez.
GÜVEN GİDERSE GÜÇ DE GİDER
Bugün ABD, askerî olarak hâlâ güçlü olabilir. Ancak ekonomik tarih bize şu döngüyü net biçimde söylüyor: Güç kalır ama güven giderse, bedel ağır olur; güç de eninde sonunda mutlaka gider. Bu döngüyü geçmişte İspanya, Fransa, İngiltere, Portekiz ve daha birçok örnekle teyit ettik. Uluslararası şirketler, devletler ve hatta bireyler, yarın kendilerine de benzer bir müdahale yapılabileceği endişesiyle ABD’ye mesafeli durmaya başlar. Bu etki hemen hissedilmez; ama 5–10 yıl içinde reçetesi ABD’nin önüne gelir.
Ekonomi, sabırlı ama kindar bir öğretmen gibidir. Hataları belki hemen cezalandırmaz ama doğru zamanı bekler. ABD’nin yaşadığı itibar aşınması da tam olarak böyle olacak ve bugün alkış alan operasyonlar, yarın pahalı bir faturaya dönüşebilir. Çünkü ekonomide nihai hakem; güçlü tanklar ve tüfekler değil, hukuki ve ticari güvendir.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.