Süper güçlerin süper çöküşleri

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Bir devletin veya ulusun çöküşü denince çoğumuzun aklına savaşlar, istilalar ve yıkılan saraylar gelir. Oysa tarihçileri dinlerseniz farklı bir şey anlatıyorlar. Büyük güçler çoğu zaman bir günde yıkılmadı; yıllar boyunca biriken ekonomik hataların altında yavaş yavaş çöktü. Büyüklükleri karşısında hatalarını küçümsediler ve tamir işine girişmediler. Kazanmanın sarhoşluğu ile yıkılıp gittiler. İmparatorluklar da insanlar gibidir; aynaya bakmayı bıraktıkları gün yaşlanmaya başlarlar! İşin ilginç tarafı ise şudur: Çöküş başladığında kimse buna çöküş demez veya demek istemez. Herkes buna “yeni normal” der. Ta ki faturası kapıya gelene kadar…

BÜYÜME SARHOŞLUĞU: ZİRVEDEKİ İLK HATA

Roma, İspanya ve Britanya gibi dönemlerinin süper güçleri yükselirken aynı reçeteyi kullandı: daha fazla pazar, daha fazla gelir, daha fazla etki alanı. Ancak büyüme bir noktada durduğunda sistem durmayı başaramadı. Roma İmparatorluğu fetihlerden elde ettiği gelirler azalınca para biriminin değerini düşürmeye (suni enflasyona) başladı. Gümüş sikkelerin içine daha düşük değerli metaller karıştırıldı.

Sonuç: enflasyon, güven kaybı ve ekonomik zayıflama oldu.


Güçlü ekonominin temel kuralları aslında basittir:

Sürekli genişleme mümkün değildir, sınırlar orada bir yerde çarpmanızı beklerler.
Verimlilik artışı olmadan refah kalıcı olmaz.
Üretimden kopan güçler zamanla zenginlikten de kopar.

Aslında buradan çıkarılacak en güzel ders: ekonomik disiplin kaybolduğunda askerî güç de siyasi güç de uzun süre ayakta kalamıyor.

EMPERYALLER DE KAYAR

16. yüzyılda İspanya'ya Amerika kıtasından tonlarca altın ve gümüş aktı. İlk bakışta bu büyük bir zenginlik gibi görünüyordu. Fakat kolay para üretimin yerini aldı. Para kolayca kazanılırsa kim neden çalışsın ki? Zanaatkârlık geriledi, sanayi gelişemedi ve ekonomi dış kaynaklara bağımlı hâle geldi. Günümüz ekonomistlerinin "kaynak laneti" dediği durum tam olarak buydu.


Britanya'nın hikâyesi ise farklıydı. Sanayi Devrimi ile dünyanın üretim merkezi hâline geldi. Ancak iki dünya savaşı sonrasında oluşan ABD’ye olan borç başta olmak üzere borç yükü ve küresel askerî sorumluluklar ekonomik kapasitenin önüne geçti.

Çünkü bir ülke için asıl servet;

Altın değil üretimdir
Toprak değil verimliliktir
Nüfus değil nitelikli insan kaynağıdır

Yetenekli insanların ülkeden ayrıldığı, girişimciliğin zayıfladığı ve sermayenin güven bulamadığı ekonomiler uzun vadede güç kaybetmeye mahkûmdur.

AYNADA KENDİNE BAKMAK

Tarih incelendiğinde büyük güçlerin çöküşlerinde benzer aşamalar görülüyor: aşırı genişleme, mali bozulma, artan askerî yük, beyin göçü, üretim kaybı, rakiplerin yükselişi, yalnızlaşma ve nihayet gerileme. Dikkat ederseniz hep tekrar etmiş bunlar. Şu an ABD’yi okuyun bakalım ne göreceksiniz? Elbette her dönem farklıdır. Bugünün Amerika'sı, Çin'i veya Avrupa'sı geçmiş imparatorlukların birebir kopyası değildir. Ancak ekonomik prensipler asla değişmez. Klasik bir yalandır: bugun dünden çok farklı derler ama tarih hep tekerrür eder.

Belki yapay zekâ, otomasyon ve yeni teknolojiler bu döngünün bazı halkalarını kırabilir. Ancak hiçbir teknoloji; kötü yönetimi, üretimsizliği ve mali disiplinsizliği sonsuza kadar gizleyemez veya açıklarını kapatamaz. Ekonomi kibri hiç sevmez. Ancak dengeyi, üretimi ve aklı ödüllendirir.

Bugünü anlamanın yolu yalnızca bugüne bakmak değildir. Bazen geleceği görmek için Roma'nın sokaklarında, İspanya'nın limanlarında ve Britanya'nın fabrikalarında kısa bir tur yapmak gerekir.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşçakalın.