Nereye gidiyor bu toplum?

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Bu günlerde sürekli TVlerde yeni bir şiddet haberi, sosyal medyada kayıp bir genç, akşam haberlerinde çözülemeyen bir cinayet… İnsan ister istemez düşünüyor: “Biz ne ara bu kadar kötü bir toplum olduk?” Eskiden komşunun çocuğu tüm mahallenin çocuğuydu. Şimdi insanlar apartmanda birbirinin adını bilmiyor. İşin garibi, teknoloji büyüdü ama insanın içindeki huzur aynı hızla küçüldü!

Bir toplumun cüzdanı boşalınca, önce sofralar küçülür; sonra vicdanlar yorulmaya başlar.

Elbette hiçbir toplumda suç tamamen sıfır olmaz. Tarih boyunca olmadı, bundan sonra da olmayacak. Ancak son yıllarda okul şiddetleri, çocuklara karşı suçlar, kadın cinayetleri ve faili çözülemeyen olayların daha sık konuşulması ciddi bir toplumsal alarmdır. Tunceli’de Gülistan Doku, Van’da Rojin Kabaiş, Batman’da Rojvelat Kızmaz… Bu isimler artık sadece bir haber başlığı değil; toplumun vicdanında açılan yaralardır. Üstelik çevremizde savaşlar, göç krizleri, ekonomik dalgalanmalar ve siyasi gerilimler yaşanırken, toplum psikolojisinin bundan etkilenmemesi zaten mümkün değildi.

EKONOMİK DARALMA VE TOPLUMSAL ÇÖZÜLME

Ekonomi sadece insanın cebini ilgilendiren bir alan değildir; insanın ruh halini, aile yapısını ve ahlak düzenini de etkiler. İşsizlik arttığında yalnızca maaş kaybolmaz, insanın aidiyet hissi de zayıflar. Sürekli borç düşünen, kira kaygısı yaşayan veya çocuğunun geleceğinden korkan insanlar zamanla psikolojik baskı altında kalır. Bu baskıyı doğru yöneten de olur, yanlış yöneten de olur. Açlık bazen insanı susturur, bazen de toplumun sinir uçlarını koparır.

Örneğin bir hırsız bir şeyler çaldığında elbette suçludur. Ancak o insanı suça iten zemini de konuşmak gerekir. Çünkü ekonomi yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değil ve koşullar suç işlemeye iten ana sebep olabilir, eğer gençler çalışıp hayat kuramayacaklarını düşünürse, toplumun bağları zayıflamaya başlar. Sosyal sınıflar arasındaki uçurum büyüdükçe öfke de büyür, suç işleyerek bir nevi hayatta kalma savaşına girebilirler. Bu nedenle yalnızca enflasyonu değil, işsizliği ve gelir dağılımını da aynı ciddiyetle ele almak zorundayız.

ÇOCUKLARIMIZ, EĞİTİM VE AHLAK SINAVI

Bir toplumun gerçek serveti altın, para, gümüş, döviz vs. rezervi değil, yetiştirdiği çocuklardır. Bugün çocukların şiddete daha açık hale gelmesi, eğitim sisteminin yalnızca sınav odaklı ilerlemesi ve ailelerin ekonomik baskı altında ezilmesi ciddi bir kırılma oluşturuyor. Eğitim artık sadece diploma veren değil, eskiden olduğu gibi karakter inşa eden bir yapıya dönüşmek zorunda.

Ahlak ise kriz zamanlarında daha da önemlidir. İnsan, şartlar zorlaştığında gerçek karakterini gösterir. Bu yüzden toplum olarak birbirimizi aşağı çekmek yerine dayanışmayı büyütmeliyiz. Çünkü devletin güvenlik kapasitesi ne kadar güçlü olursa olsun, toplumun vicdanı zayıflarsa suçla mücadele giderek zor bir hal alır. Bir ülkeyi ayakta tutan sadece kanunlar değil, insanların birbirine duyduğu utanma ve güven duygusudur.

DENGELİ EKONOMİ, GÜÇLÜ VE AHLAKLI TOPLUM

Çözüm yalnızca daha fazla ceza vermek değildir. Asıl mesele, insanları o karanlık noktaya sürükleyen sebepleri azaltabilmektir. Daha adil düzen ve adil gelir dağılımı, üretimi destekleyen ekonomi politikaları, genç istihdamı, şeffaf kurumlar ve güçlü eğitim reformları artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Ekonomik krizler sadece piyasayı değil, toplumun ruhunu da etkiler. Bu yüzden ekonomi yönetimi cüzdanlardan ibaret görülmemeli; insan psikolojisini, aile yapısını ve sosyal huzuru da hesaba katmalıdır. Çünkü huzur kaybolursa yatırım da azalır, güven de azalır, gelecek inancı da…

Ve unutmayalım ki bir toplumun geleceği, çocuklarının korkuyla mı yoksa umutla mı uyuduğunda gizlidir.

Bugün hâlâ geç değil. Daha ahlaklı, daha üretken ve daha merhametli bir düzen kurulabilir. Yeter ki sorunları inkâr etmek yerine cesurca konuşabilelim ve çözme iradesini gösterebilelim.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.