NATO Zirvesi yaklaşırken
Dış politikayı ekonomi ile alakasız sanıp geçiyoruz. Oysa bazen binlerce kilometre ötede atılan bir imza, ertesi gün bizim pazardaki etikete kadar uzanabiliyor. Demek ki diplomasi sadece devlet adamlarının işi değil; cebimizi de ilgilendiren meseleler! İşte NATO Zirvesi yaklaşırken yaşanan gelişmelere biraz da ekonominin penceresinden bakmak faydalı olacaktır.
DENGE SİYASETİ
Son dönemde Orta Doğu'da özellikle de İran-ABD-İsrail savaşı başta olmak üzere yaşanan gerilimlerin ardından Türkiye'nin izlediği denge politikası çok stratejikti. Neredeyse her ülke ateş hattında canı yanarken Türkiye yangını kendinden uzakta tutmayı başardı. Bunun en somut yansımalarından biri de Trump'ın girişimi ile ABD'nin, NATO Zirvesi öncesinde KAAN savaş uçağında kullanılacak F110 motorlarının satış sürecini ilerletmesi oldu. Bu gelişme yalnızca savunma sanayii açısından değil, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden konuşulmaya başlaması bakımından da önem taşıyor.
- Yatırımcı güveni artabilir.
- Ticari ilişkiler güçlenebilir.
- Finansman maliyetleri zamanla düşebilir.
- Avrupa ve ABD ile ekonomik işbirlikleri yeni bir ivme kazanabilir.
MERKEZİ ANLADILAR
Bugün artık birçok uluslararası konuda Türkiye'nin masadaki ağırlığının ne olduğu görülüyor. "Türkiye'nin desteği olmadan bölgede kalıcı adımlar atmak imkansız." değerlendirmesi hem diplomatik çevrelerde hem de analizlerde daha sık dile getiriliyor. Bu coğrafyada Türkiye’siz bir adım atmanın maliyeti İran ile savaşta anlamış oldular. NATO sonrasında Türkiye'nin ittifak içerisindeki görev ve etkisinin artabileceğine yönelik siyasi kulisler de bulunuyor. Ancak bunlar henüz resmî olarak doğrulanmış bilgiler değildir ancak duyumlarıma göre NATO genel sekreterlik görevi Trump’ın da girişimleri ile Türkiye tarafına geçebilir kulisi bazı siyasi gruplarda konuşulmakta ama elbette hala dünya beşten büyüktür.
Bu noktada hükümet yetkililerinin, diplomatların ve dış politika uzmanlarının ortaya koyduğu emeği de teslim etmek gerekir. Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek var: Diplomatik başarı ancak kalıcı reformlarla desteklenirse gerçek refaha dönüşebilir.
FIRSAT YAKALIYORUZ AMA REHAVETE KAPILMAMALIYIZ
Önümüzde önemli bir fırsat penceresi bulunuyor. ABD ve Avrupa ile ticaretin, teknoloji yatırımlarının ve ortak üretim projelerinin geliştirilmesi; Türkiye'nin ihracatına, istihdamına ve döviz gelirine ciddi katkılar sağlayabilir. Asıl hedefimiz, günü kurtarmak değil, uzun vadeli ekonomik ortaklıklar kurmaktır. Siyasi bu pozisyonumuzu mutlaka ekonomik alana da yansıtmalıyız.
Bununla birlikte uluslararası ilişkilerde "ebedî dost" ya da "ebedî düşman" anlayışı yoktur; odakta olan yalnızca ülke menfaatidir. Yani bu avantajlı durum uzun bir süre boyunca sürmeyebilir. Bugün iyi ilişkiler kurduğumuz aktörlerle yarın farklı konularda görüş ayrılıkları yaşayabiliriz. Bu nedenle iyimser olurken tedbiri de elden bırakmamak gerekir. Öte yandan bilmeliyiz ki batı asla bizim kalıcı dostumuz olmaz.
Türkiye, yakaladığı bu diplomatik zemini üretime, ihracata, teknolojiye ve yatırım ortamına dönüştürebildiği ölçüde gerçek kazancı elde edecektir. Çünkü kalıcı güç; sadece masadaki söz hakkıyla değil, güçlü ekonomiyle inşa edilir.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.