Küresel ekonomik sistem çöküyor – 3
Enflasyon niye var? Paranın arkasında bir ara altın vardı sanki, ne oldu da altın gitti ve herkes kabul etti bunu… Şaka gibi, değil mi? Ama burada gerçekten bir şaka vardır ki güldürmez, anamızı ağlatır! İşte bu yazı dizisinin üçüncü halkasında, sizlere yavaş yavaş perdesini açtığım o büyük cümleyi artık saklamadan konuşacağız: Sistem neden çatırdıyor, neden onarımla değil dönüşümle karşı karşıya? Bu bir felaket tellallığı değil; tarihten, iktisattan ve bugünün verilerinden süzülen serinkanlı bir hesaplaşma.
KAĞITTAN GÜÇ
Küresel ticaretin bugünkü mimarisi, sanıldığı gibi modern bir icat değildir. Kökleri, İngiltere merkezli olarak Avrupa burjuvazisinin güç kazandığı erken modern döneme uzanır. Altının bizzat para olduğu çağlardan, altına dayalı paraya; oradan da itibara dayalı kağıt paraya geçiş, teknik bir yenilikten çok siyasal ve ticari bir zorunluluktu.
1453’te Osmanlı devletinin İstanbul’u fethetmesi ve Yavuz Sultan Selim döneminde ana ticaret yollarının kontrol altına alınması, Avrupa’yı yeni arayışlara itti. Güvensiz ticari yollar, yüksek maliyetler ve siyasi baskılar; tüccarları farklı yollardan ve altınlarını taşımadan ticaret yapma yolları bulmaya zorladı. Böylece emanet altın karşılığı verilen senetler dolaşıma girdi. Yahudi iş insanları burada Avrupa'daki ülkelerde yayılmış olan kuyumcu ve bankalar olarak sistemin ana omurgasında yer aldı. Zamanla senet, altının önüne geçti ve aslında altına dayalı kağıt paralara dönüşmüş oldu.
Bu noktada devletler devreye girdi. Senetler resmileşti, borçlanma sistemleşti, rezerv ve bono kavramları da bu kağıt paralara dayalı borçlanma senetleri olarak doğdu. Osmanlı’daki 1. Abdülhamit dönemindeki esham senetleri de bu küresel dönüşümün yerli bir örneğiydi. Para, altını temsil ederken güçlüydü; altını terk edince boş bir vaade dönüştü.
BORÇLA KAZANILAN SAVAŞ VE SEFALET
Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, ekonomik sistemin kırılma anlarıdır. İngiltere, savaşı kazanmak için büyük miktarda savaş bonosu çıkardı; yüksek faizle borçlandı. Cephede kazanılan zafer, bilanço masasında ağır bir yüke dönüştü. Borçlar sterlin cinsindendi ve bu yük, altın standardının terk edilmesini zorunlu kıldı.
Savaş sonrası sahneye çıkan ABD, Bretton Woods düzeniyle yeni bir hiyerarşi kurdu:
- Diğer paralar dolara endekslendi,
- Dolar da altına sabitlendi.
Bu sistem bir süre işledi. ABD ticaret fazlası verirken altın rezervi büyüyordu. Ancak 1970’lere gelindiğinde insanların refah seviyesi fazla yükselince ithalat ihracatı solladı ve tablo tamamen değişti. Bir süre sonra altın rezervleri büyüyen harcamaları ve dolar sirkülasyonunu besleyemedi ve iyice eridi. Ticaret açığı başladı, altın gişeleri zorla kapandı ve dolar da altın bağını kopardı. Altın gitti, dolar da itibara kaldı.
Bundan sonra sistem, ABD’nin ekonomik, askeri ve siyasi gücüne dayandı. Petrolün dolar ile satılması, ticaret yollarının kontrolü ve ABD tahvillerinin küresel cazibesi bu yapıyı ayakta tuttu.
RESET
2008 finans krizi ve 2019 pandemi, küresel ekonomiye adeta zorunlu bir reset attı. Paranın sınırsız üretilebildiği, borcun borçla çevrildiği bu düzen artık daha kırılgan. Enflasyonun kalıcı hale gelmesi, tesadüf değil; sistemin doğrudan sonucudur.
Bugün yaşananları tek tek sıralayalım:
- Değerli metallerin sürekli itibar kazanması,
- Enflasyonun “geçici” olmaktan çıkması,
- Krizlerin bir türlü bitmemesi,
- Faizin ve fakirleşmenin derinleşmesi,
- Küresel gerilimlerin artması…
Bunların her biri aynı fotoğrafın farklı köşeleri. Sorun tek bir ülke değil; sorun, borç üzerine kurulu küresel mimari. ABD’nin saldırganlaşan dış politikası, enerji ve ticaret yolları üzerindeki baskısı da bu çerçevede okunmalı. Etki alanı daraldıkça refleksler sertleşiyor. Bu durum, dünya ekonomisinin daha da dalgalı bir döneme gireceğinin işareti.
YIKIM MI UYANIŞ MI?
“Küresel ekonomik sistem çöküyor” derken kastım, bir sabah her şeyin yok olması değil elbette. Asıl çöküş; değer üretmeyen paranın, emeği ve ahlakı ezmesidir. Tarih bize şunu net biçimde söylüyor: Hiçbir itibara dayalı para sistemi sonsuza kadar ayakta kalmadı. Bu yazıda İngiltereye odaklandım ancak Osmanlı’dan sonra neredeyse sürekli değişen; hegemon güç olup çöken İspanya, Fransa gibi ülkeler de aynı girdapta döndüler.
Bundan sonrası için mesele şudur:
- Üretimi mi,
- Borcu mu,
- Emeği mi,
- Yoksa itibarı mı merkeze alacağız?
Bu soruya verilecek cevap, sadece ekonominin değil, dünya toplumlarının da kaderini belirleyecek.
Derdim hakikati sizlere yakınlaştırmak idi.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.