Emek bayramınız kutlu olsun

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

1 Mayıs işçi bayramınız kutlu olsun! Ama şöyle bir düşünelim: Bir günlüğüne hatırlayıp, ertesi gün unuttuğumuz bir emekten mi bahsediyoruz, yoksa ekonominin omurgasından mı? İşin esprisi şu: Elektrik kesilince fark edilen el fenerleri gibi, işçi de çoğu zaman yokluğunda hatırlanıyor! Ülkemizdeki işsizlik oranı maalesef işçinin önemini hatırlamada zorlanmamıza neden oluyor. Oysa gerçek çok net, ekonominin kalbi, emekçinin attığı ritimle çalışır.

EMEK-SERMAYE DENGESİ

İlk olarak güzel bir gelişmeyi hatırlatalım: Ankara’daki maden işçilerinin elde ettiği uzlaşma ve hak kazanımı gerçekten çok kıymetli ve örnek teşkil etmektedir. İçişleri Bakanlığı’mızın arabuluculuğu ile işçi ve işveren arasında sağlanan mutabakat, sadece bir sektör için değil, ekonomik denge ve adil gelir dağılımı açısından da umut vericidir.

Bir ekonomist gözüyle açık konuşalım:

Üretim = Emek + Sermaye + Organizasyon

Bu üçlüden biri eksikse sistem kesinlikle çöker.

Ama es geçmeyelim: “İşçi olmadan üretim olmaz, işveren olmadan istihdam olmaz!”

Bu nedenle işçiyi yüceltirken işvereni yok saymak, ya da sermayeyi savunurken emeği ezmek; her ikisi de ekonomik cehalettir. Helal kazanç, alın teri ile mümkündür; ama o alın terine fırsat veren girişimcinin de hakkı elbette teslim edilmelidir.

GLOBALLEŞEN DÜNYA KİME GÜZEL?

1970’lerden sonra dünyada hâkim olan neo-liberal politikalar, serbest piyasa adı altında farklı bir gerçeklik üretti. Beklenen şuydu: rekabet artacak, refah yayılacaktı.

Gerçekte ise:

Sermaye belirli gruplarda yoğunlaştı
Üretimden çok kağıt ekonomisi öne çıktı
Gelir dağılımı adil olmaktan uzaklaşmaya başladı

Eee sonuç?

Ev fiyatları, araba fiyatları uçtu, aya ulaştı. İnsanlar bir ömür çalışarak ancak bir tanecik ev sahibi olabilir hale geldi.

“Adalet grubu terk etti. Sermaye ise buna like attı.”

Türkiye’de bu süreç paralel olarak 1980 darbesi ile:

EĞİTİM SÜRESİ UZATILDI

Gençler iş gücüne geç katılmaya başladı
İşsizlik “ertelenerek” düşük gösterildi

Bugün ortalama bir birey 25-30 yaşında ilk gelirini elde ediyor. Oysa sağlıklı bir modelde 15-18 yaş arası gençler staj ve üretimle temas edebilmelidir. Bu çocuk işçilik olarak değil, ekonomik bilinç eğitimi şeklinde olmalıdır.

HAK MÜCADELESİ

Son yıllarda enflasyonun yükü en çok sabit gelirli kesime yıkıldı. Maaş artışları enflasyonun gerisinde kalırken, sendikal hakların zayıflatılması bu tabloyu daha da ağırlaştırdı. Daha önceden de dediğim gibi enflasyon var kemer sıkmalıyız ama bu kemer daha çok işçinin boğazında iken sıkılmak isteniyor.

Bugün sorunlar çok açık:

Grev hakları sınırlı
Sendikalar zayıf
Reel ücretler düşük

Bu sürdürülebilir mi? Hayır değil. Bu sistem mutlaka patlar.

Ama umut var. Ankara’daki maden işçileri örneği gösterdi ki: “Emek isterse kazanır!”

Ancak burada kritik bir uyarı şart:

Hak aramak ile sistemi yıkmak arasında ince bir çizgi vardır. İşverenini düşman gören bir işçi hareketi de, işçiyi maliyet kalemi gören bir sermaye anlayışı da uzun vadede çöker. Hak yiyenleri ve adaleti yanlış yerde aramamak gerekiyor.

ADALETİ SAĞLAMAK

Bugün ihtiyacımız olan şey net:

Güçlü sendikalar
Adil ücret politikası
Üretim odaklı ekonomi
Gençleri erken yaşta üretime hazırlayan sistem

Ama aynı zamanda:

Dürüst işverenin korunması
Yatırım yapanın teşvik edilmesi
İstihdam oluşturanın değer görmesi

Çünkü unutmayalım ki bir fabrika açan, birkaç kişiye iş veren insan sadece patron değil; aslında topluma değer üreten gerçek bir baba yada ana patrondur. Eli öpülesi insanlardır.

“Adaletli ekonomi; emeği ezmeyen, sermayeyi kaçırmayan dengedir!”

Bugün 1 Mayıs. Tekrar emek bayramınızı kutluyorum. Emek sahibi olan herkese emekleri için teşekkür ediyorum ve emeğinize sağlık diyorum.

Bayramı kutlayalım ama sadece sözle değil, akılla, mantıkla, sistemle, adaletle ve coşku ile…

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşçakalın