Ekonominin askeri sigortası

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen saha expo fuarında savunma sanayimizin yeni ürünleri tanıtıldı. Açık konuşalım; teknolojik gelişmeleri bazen telefon kamerası kalitesiyle ölçen bir toplum olduğumuz için, 6 BİN kilometre menzilli bir kıtalararası balistik füzenin ne ifade ettiğini tam kavrayamayabiliyoruz! Oysa tanıtılan Yıldırımhan sistemi, sadece askeri değil; ekonomik, siyasi ve psikolojik anlamda da çok büyük bir eşik anlamına geliyor. Avrupa’nın tamamı, Afrika’nın neredeyse bütünü, Rusya’nın önemli kısmı ve Hint yarımadası artık bu menzil denklemine giriyor. Bu sıradan bir mühendislik başarısı değildir. Bu; “Ben bu masadayım” deme biçimidir ve hatta masaya yumruğu sert şekilde vurmak demektir.

MASAYI AYAKTA TUTAN DÖRT AYAK

Bir devleti ayakta tutan şey yalnızca ekonomi değildir. Bir devleti ayakta tutan aslında önemli dört ayak olduğunu söyleyebilirm. Bunlar:

  • Askeri Güç
  • Ekonomik Yeterlilik
  • Hukuki Sistem
  • Siyasi Durum

Bu dört alan bir masanın ayakları gibidir. Birisi kırılırsa masa sallanır, ikisi kırılırsa masa devrilir.

Türkiye’ye baktığımızda, ekonomi dışında birçok alanda ciddi kapasite oluştuğunu görüyoruz. Bu nedenle sallanıyoruz ama devrilmiyoruz çok şükür. Savunma sanayisindeki yerlilik oranı, mühendislik kabiliyeti ve stratejik üretim gücü artık dünya tarafından dikkatle takip ediliyor. Elbette ekonomide ciddi sancılarımız var. Enflasyon, alım gücü ve gelir dağılımı gibi sorunlar vatandaşın omzuna yük bindiriyor. Ancak şu gerçeği de görmemiz gerekiyor:

Ekonomik bağımsızlığın gereklilikleri arasında askeri caydırıcılık da yer alır.

Çünkü size ekonomik yaptırım uygulamak isteyen bir ülke, karşısında güçlü bir savunma kapasitesi gördüğünde iki kere düşünür. Tarih boyunca örneklerini çokça görürüz ki güçsüz ekonomiler savaş kaybedebilir belki ama savunmasız ekonomiler zaten baştan savaşmadan teslim olur.

YILDIRIMHAN’IN EKONOMİK ANLAMI

Bir füzenin ekonomiyle ne ilgisi var diye soranlar olabilir. Aslında çok ilgisi var. Güvenlik, yatırımın görünmeyen temelidir. Sermaye korkuyu sevmez. Belirsizlikten kaçar. Güçlü devlet yapıları ise yatırımcıya uzun vadeli güveni kolayca verir.

Bugün Körfez ülkelerinin yüksek gelirlerine rağmen İran-ABD-İsrail gerilimlerinde nasıl büyük riskler yaşadığını görüyoruz. Petrol zengini olmak tek başına yetmiyor. Coğrafya bazen paradan daha sert konuşuyor. Türkiye ise savaşlar ve krizlerle çevrili bir bölgede, hâlâ üretim yapabilen, sanayi çarklarını döndürebilen ve toplumsal düzenini koruyabilen bir ülke olarak bulunuyor.

6000 kilometrelik menzil sadece askeri haritada çizilen bir çember değildir. Aynı zamanda ekonomik masada oluşan yemyeşil yeni bir güven alanıdır. Bu yüzden savunma sanayisine yapılan yatırım, yalnızca mühimmata değil; aynı zamanda ekonomik bağımsızlığa yapılan yatırımdır.

MÜHENDİSLİKTEN EKONOMİYE

Hükümeti birçok konuda eleştirebiliriz. Bu demokratik toplumun doğal hakkıdır. Ancak savunma sanayisinin geldiği noktayı görmezden gelmek de hakkaniyetli olmaz. Bu başarıda emeği olan mühendislerimizi, teknisyenlerimizi, savunma sanayi şirketlerimizi ve devlet yöneticilerimizi tebrik etmek gerekir. Çünkü bir ülkenin özgüveni bazen fabrikada, bazen laboratuvarda, bazen de bir mühendisin sabahladığı çizim masasında dökülen ter damlaları ile inşa edilir.

Şimdi asıl mesele şudur: Savunma sanayisinde kurulan bu planlama, disiplin ve üretim başarısı ekonomi yönetimine de taşınabilecek mi?

Eğer üretimde, hukukta, eğitimde ve finans sisteminde aynı kararlılığı gösterebilirsek; Türkiye yalnızca güçlü bir ülke değil, aynı zamanda dengeli ve adil bir ekonomik modelin, adil bir düzenin merkezi olabilir.

Rabbim ülkemize zarar vermek isteyenlere fırsat vermesin. Başarılarımızı artırırken aklımızı, hukukumuzu ve ekonomik dengemizi de kuvvetlendirsin.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşçakalın.