Ekonomik refahın asıl yolu yardımlaşma

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Para her şeydir” zannedenlere soralım: O para, bir gencin hayatını kurtarabiliyor mu? Yoksa bir annenin duası mı daha güçlü? Yeşilçam nostaljik filmerindeki Sezercik gibi konuştuğumu düşünüyor olabilirsiniz ama tam burada durup düşünelim. Yeni Ankara TV’de geçen Cuma günü yayınlanan Ankara Ekonomi Gündemi programımızın son bölümünde Dünya Mağdurlar Derneği Başkanı sayın Türkan ÇAÇAN hanımefendiyi ağırladık. Bir hayırsever iş insanı kendisi. Ancak sandığınız gibi iş dünyasındaki rolü için değil hayırseverlik kimliği ve liderliği için ağırladık. Çünkü refah dediğimiz şey sadece yüksek maaşlar ve düşük fiyatlardan ibaret olsaydı, dünyanın en zengin ülkelerinde sokakta kimse kalmazdı! Ama evsizlerden ordular var birçok zengin ülkede. Demek ki sorun sadece para değil, insanın insana insanca dokunuşu.

Bugün ekonomik refahı konuşurken gözden kaçırdığımız büyük bir realite var: Toplumun birbirine olan bağının zayıflaması. Çünkü ekonomi yalnızca üretim-tüketim veya arz-talep dengesi değil; aynı zamanda güven, ahlak, maneviyat, merhamet ve dayanışma sistemidir. Bunlar toplumumuz için en elzem konuların başında yer almalılar.

REFAHIN GİZLİ DENKLEMİ: ŞEFKAT + AHLAK

Ekonomide klasik bir denklem vardır: üretim, tüketim ve sermaye. Ancak toplumsal alanda refahın yolu sadece bu kadar değil ve aranılması gereken gerçek bundan farklıdır. Toplumda bulunan her birey için asgari bir ahlak, şefkat ve güven ortamının temin edilmesi ve aile bağlarının güçlendirilmesi de gereklidir. Eski Türk devletlerinde aile devletin bir birimi sayılmış ve önem verilmiştir ki toplumun en küçük komünitesi de denilebilir. Burada Dünya Mağdurlar Derneğinin yapmış olduğu, hepimizin tebrik ve teşekkür etmesi gereken başarılar da büyük önem arz ediyor. Özellikle Türkan hanımın girişimleri ile bağımlılıkla mücadelede 499 gencin topluma kazandırılması gibi örnekler, aslında ekonomik de bir başarı sayılır.

Çünkü:

  • Suça yönelen bir birey → manevi olduğu kadar ekonomik de bir yüktür
  • Eğitimli ve üretken bir birey → ekonomik değer ve toplumun garatisi

Bu dönüşümün anahtarı ise para değil, ilgi ve sistemli ahlak ve maneviyat desteğidir.

Burada dikkat çeken birkaç temel gerçek:

  • Bağımlılığın yüzde 40’ı aile kaynaklı
  • Yüzde 30’u çevre etkisi
  • Yüzde 30’u ise yanlış yönlendirilmiş merak

Yani mesele refah değil gibi görünse de, gerçek öyle değildir. Bir genci kurtarmak, bir fabrikanın üretim kapasitesini artırmaktan daha değerlidir.

Bugün sosyal yardımlar birçok kişi tarafından “masraf” olarak görülür. Oysa doğru kurgulandığında bu yardımlar, birer ekonomik yatırıma dönüşür. Bugün güvensiz olarak bildiğimiz birçok ülkeye yatırım gitmiyor, nedeni ise güvensiz olması elbette ama neden güvensiz bu ülkeler derseniz listenin en başına eğitim ve sosyal yardımlaşmaya yeteri kadar bütçe ayrılmaması yazabiliriz.

CAN BAĞI EKONOMİSİ

Kapitalizm yalnızca kazancı büyütür. Sosyalizm paylaşımı büyütür. Ama ikisinin de eksik kaldığı bir nokta var: insan. Aslında yapmaya çalıştığımız şey sadece insanın yaşam kalitesini artırmak değil miydi? Hedefimizi şaşırmamalıyız ve araçlara takılı kalıp asıl önemli olan şeylerin farkına varmalıyız. Biz Türk halkı olarak hayırseverliği ile bilinen ve merhametli olan bir milletin evlatlarıyız. Bu özelliğimizi son günlerde biraz erozyona uğrasa da asla kaybetmemeliyiz. Bu bize aslında refahı kısmen de olsa koruyan ekonomik bir model veriyor. Bu modelin adı açıkça konulmalı: “Can bağı ekonomisi

Bu modelde:

  • Yardım, reklam için değil; etki için yapılır
  • Para değil, insan merkez alınır
  • Ekonomik refah, toplumsal huzurla ölçülür

Çünkü unutulmamalı: “Toplumsal refahı ayakta tutan banka değil, vicdandır.

Eğer bir toplum; yaşlısına, gencine, çocuğuna sahip çıkabiliyorsa O toplum güçlüdür.

Ve güçlü toplumlar,ekonomik şoklara karşı da dirençli olurlar.


Paylaştıkça çoğalan bir düzen kurmadan, refah kalıcı olmaz.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşçakalın