Eee dünün aynısı

Mustafa Özver

Mustafa Özver

Yazar
Tüm Yazıları

Ben bu satırları 1 Ocak’ta yazıyorum; siz muhtemelen 2 Ocak’ta okuyorsunuz. Takvim yaprağı değişti, yıl 2026 oldu. Kim bilir, belki bu yıl için bazı planlarınız vardır: yeni bir iş, yeni bir araba, bir diploma, bir seyahat ya da bırakılacak bir alışkanlık… Başarılı olanlardan iseniz sizi tenzih ederim ama her yıl aynı niyetler, aynı cümleler. Şaşırtıcı olan şu ki, planlar yeni ama sonuçlar hep aynı. Eğer planlara uymazsanız 1 Ocak’ın 31 Aralık’tan farklı bir yanı yok. Elbette çok söylenecek var ama ekonomi özelinde konuşalım. Ekonomide de tablo farklı değil. Takvim değişiyor, rakamlar değişiyor, ama davranışlar pek değişmiyor. Kısacası: dün neyse bugün de o. Eee, dünün aynısı.

PLAN VAR, DERS YOK

Türkiye’de ve dünyada ekonomik şikâyet listesi uzun: enflasyon, faiz, kira, eğitim, geçim... Ancak asıl soru şu: Üzerimize düşeni yapıyor muyuz? Cevap net: HAYIR. Devlet, hükümet, şirketler, sivil toplum kuruluşları, hane halkı… Bunlardan kim gerçekten üzerine düşeni yapabiliyor? Enflasyonun artmasından şikâyet ediyoruz ama fiyatları artıran da zaten yine biziz. Üç harfli veya diğer marketlerde raflarda yüksek etiketler karşısında homurdanıyor, sonra ilk fırsatta veya ilk bahanede kendi sattığımız mal ve hizmete koşa koşa zam yapıyoruz. Boykot çağrıları yapılıyor; en güçlü tüketici tepkisi olmasına rağmen, toplumsal karşılığı çok zayıf kalıyor. Çünkü herkesin bireysel çıkarları, ortak aklın ve ortak çıkarların önüne geçiyor. Oysa ekonomi sadece alım-satımdan ibaret değildir; ahlak, liyakat ve toplumsal bilinç olmadan fiyatlar düşmez, güven de asla tesis edilemez.

NORMALLEŞEN BORÇ

Faiz meselesi de borçlanmanız ile doğrudan ilişkili. Ne kadar çok borçlanırsanız faizler o kadar artmaya meyilli olur. Şöyle bir örnekle yakınlaştırayım; asgari ücretle maaş alan biri bin tl olan borcunu mu kolay öder yoksa 100 bin tl olan borcunu mu? Elbette az olan borcunu kolay öder ve risk düşük olur. Risk düşükse de faiz düşük olur elbette. Veya siz bir asgari ücretle maaş alan birine borç verecek olsanız, sadece bin tl olan borcu olan birine mi tekrar borç vermekten çekinirsiniz yoksa 100 bin tl borcu olan birine mi? Borcunuz düşük olursa tekrar borçlanmak için geniş bir manevra alanınız olur. İstediğiniz zaman borç bulmakta zorlanmayacağınız güvenli bir alanda olursunuz.

Borç, bir zamanlar sadece zorunluluktan dolayı alınırdı; bugün ise yaşam tarzı halinde. Elinde nakit parası olan bile kredi kartıyla alışveriş yapıyor. Bunun normal olduğunu söyleyenler olabilir. Aldanmayın. Kesinlikle anormal bir alışkanlık. Bu yalnızca Türkiye’ye özgü değil. IMF verilerine göre küresel toplam borç, dünya hasılasının yüzde 235’ini aşmış durumda. Dünya yıllık ticaretinin yaklaşık 150 trilyon dolar olduğu zamanlarda OECD’ye göre 2024’te hükümetler ve şirketler 25 trilyon dolardan fazla borçlandı. 2030’a doğru küresel kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzde 100’e yaklaşması bekleniyor. Türkiye’de tablo da benzer: bankacılık sektöründe kredi hacmi 21,4 trilyon TL’yi aştı; bireysel borcunu ödeyemeyenlerin sayısı 4 milyonu geçti. Borçla zar zor ayakta duran bu sistem, kısa vadede nefes aldırıyor belki ama uzun vadede kesinlikle kırılganlığı artıracak.

YA TEKRAR YA REFORM

Borcu borçla çevirmenin artık sürdürülebilir olmadığı bir noktaya doğru giderek yaklaşıyoruz. Devletler sistemi sürekli borçla çeviriyor; borcu sıfırlamak ise neredeyse imkânsız. Bu yolun sonu mutlaka bir yerde tıkanacak. Çıkış yolu, parasal sistemde ve ekonomik modelde reformdan geçiyor. Türkiye özelinde; borçlanmayı azaltan, boşa parasal genişlemeyi düşüren, üretimi merkeze alan bir yaklaşım farz. Rezervlerin döviz veya ABD hazine kağıtları yerine değerli madenlerle güçlendirilmesi, tüketim yerine üretimin teşvik edilmesi gerekiyor. Aksi hâlde bugünün bu ağır yükü yarının nesillerine daha da ağırlaşarak miras kalacak. Umutlu olmak isterim hem de çok isterim; fakat bugün dünün aynısıysa, yarının da bugünden çok farklı olacağını söylemek inandırıcı gelmiyor.

Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın