ABD tahvil geri alımına gitti, neden?
Bugün ekonomi sahnesindeki devasa anlamı olan bir hamleyi, küresel finansın kalbi ABD’den ve Washington’dan gelen ekonomik itirafı ve yankısını mercek altına alıyoruz!
Geçtiğimiz günlerde ABD Hazine Departmanı piyasadan kendi borç senetlerini geri toplayacağını, yani tahvil geri alımı yapacağını ilan etti. İlk duyduğumuzda "Aman canım, alt tarafı kendi borç kağıdını geri alıyor, bize ne?" diyebiliriz değil mi?
Ancak kazın ayağı hiç de öyle değil. ABD'nin bu adımı, "ben süper gücüm" diyen bir devin, kendi borç yükünün altında ne kadar nefessiz kaldığının ve küresel güven kalesinde açılan devasa çatlakların resmi itirafıdır.
Gelin bu ekonomik hamle tablosunu, sebeplerini ve ülkemizin önündeki büyük fırsatları katman katman birlikte irdeleyelim.
SÜPER DEVİN BORÇ ÇIKMAZI
Ekonomik literatürün temeline indiğimizde tahvil; devletlerin finansal ihtiyaçlarını karşılamak üzere piyasaya sunduğu, faiz garantili borçlanma senetleridir. Bir ülke için borçlanabilme yeteneği, sadece bütçe açıklarını kapatmaya yaramaz; ulusal güvenlik politikalarının da en kritik sacayaklarından birini oluşturur.
Nitekim savaş gibi küresel kriz anlarında borçlanma kapasiteniz ne kadar yüksekse, ordunuzun caydırıcılığı da bir o kadar katlanır. Yani ekonomik öngörülebilirlik ve finansal güvenilirlik açısından borçlanabilme kabiliyeti, doğrudan bir beka meselesidir.
"Kendi paranız yetişmese dahi küresel piyasalardan hızla fon sağlayabilme yeteneği, en az bir uçak gemisi filosu kadar güçlü bir caydırıcılıktır."
İşte ABD tam da bu sınırın sonuna gelmiş durumda. Para basmada olduğu gibi aşırı tahvil ihracının bir sınırı vardır; piyasaya sürekli tahvil sürerseniz, o senetlerin değeri düşer ve ödemeniz gereken faiz maliyetleri tavan yapar. Eğer yıllık asgari borç ödemeleriniz yıllık gelirinizi aşmaya başlarsa, ne kadar büyük olursanız olun iflas riskiniz baş gösterir.
ABD’nin bu tahvil geri alımı hamlesi; ekonomik kapasitesinin sınırına yakın borçlandığını ve faiz ödemelerini kontrol altına alma ihtiyacını açıkça kabullendiğini gösteriyor.
ABD, GEREĞİNDEN FAZLA BORÇLANDIĞINI KABULLENEREK BORÇ YÜKÜNÜ VE FAİZ BASKISINI DİZGİNLEMEK İÇİN TAHVİLLERİNİ GERİ TOPLUYOR!
Ancak beklenen olmadı; geri alımlara rağmen tahvil faizleri düşmek yerine yerinde çakılı kaldı ve hatta yükseliş bile gösterdiği oldu. Bu durum son birkaç asır içinde finans tarihi açısından çok kritik bir kırılma noktasıdır!
DOLAR VE TAHVİLİN DÜŞEN İTİBARI
2000 öncesi küresel finansal ekosistemde Amerikan hazine kağıtları yani tahvilleri tartışmasız en güvenli liman kabul edilirdi. Oysa bugün dünya bambaşka bir yere doğru hızla koşuyor. ABD tahvillerinin güvenilirliği artık küresel ölçekte ciddi biçimde sorgulanıyor.
Süper güç para ve itibar kaybederken; başta Orta Doğu sahası olmak üzere (İsrail hükümeti ve Netanyahu aksini istese de) birçok stratejik bölgeden çekilmek, geri adım atmak zorunda kalıyor.
Sistemik sarsıntıyı ve merkez bankalarının rotasını anlamak için şu tabloya bakmak gerekir:
|
Finansal Enstrüman / Varlık |
Eski Dönem Statüsü (2000 Öncesi) |
Yeni Ekonomik Ekosistemdeki Durumu |
|
ABD Hazine Tahvili |
Dünyanın En Güvenli Yatırım Limanı |
Risk Puanı Artan, İtibarı Sorgulanan Varlık |
|
Amerikan Doları |
Tekel Konumunda Rezerv Para |
Çeşitlendirilen, Bağımlılığı Azaltılan Para |
|
Altın ve Değerli Metaller |
Geleneksel Yatırım Aracı |
Merkez Bankalarının Ana Depolama Varlığı, İtibarı Artan Varlık |
Küresel ekonomide kaybolan Amerikan itibarı şimdilik tek bir baskın ülkeye devrolmuş gibi görünmüyor. Tam da bu belirsizlik sebebiyle, altın ve diğer değerli metaller için yeşil ışık uzun vadeli olarak yakılmış durumdadır. Dünya merkez bankalarının hızla ABD tahvillerinden ve dolardan çıkarak rezervlerini altın ile doldurmasının ardındaki temel neden işte bu küresel eksen kaymasıdır.

KÜRESEL EKOSİSTEMDE DOLAR VE ABD TAHVİLİ ESKİ GÜVENİLİRLİĞİNİ YİTİRİRKEN, ALTIN VE DEĞERLİ METALLER YENİ DÜNYANIN ANA REZERV VARLIĞI HALİNE GELİYOR!
TÜRKİYE İÇİN SELEM BORÇLANMA SENETLERİ
Gelişen bu yeni dünya düzenine Türkiye’nin ivedilikle uyum sağlaması şarttır. Ülkemiz, rezerv yönetiminde dolar ve ABD tahvili yerine alternatif güçlü ülkelere yönelmeli; merkez bankası bilançosunda altın ve kıymetli madenlerin payını artırmalıdır. Yaklaşan küresel gerilimler ve savaş riskleri göz önüne alındığında, borçlanabilme yeteneğimizi de en üst seviyeye çıkarmamız kaçınılmazdır.
Bu noktada atılan adımları doğru okumak gerekir:
- Stratejik Pakt: Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında kurulan pakt son derece isabetlidir. Suudi sermayesini çekmek, Türkiye’nin savunma teknolojisini ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığını bir araya getirmek Orta Doğu’daki dengeleri lehimize değiştirecektir.
- Anonim Borçlanma İhtiyacı: Tahvil gibi ama faizi düşük ve hatta faizsiz borçlanma yeteneklerimizi geliştirmeliyiz. Ve iç ekonomik faaliyetleri canlandırmak için anonim borçlanma mekanizmalarımızı güçlendirmeliyiz.
- Faizsiz Alternatif Fonlama: Ülke ekonomisinin faiz yükü altında ezilmemesi için alternatif finansman arayışları hayati önem taşıyor. Bu sistemlerin önü açılmalıdır.
İşte tam bu noktada, geleneksel finans ilkelerine son derece uygun olan Selem Borçlanma Senetleri (peşin para ile gelecekte teslim edilecek malın satın alınması esasına dayanan faizsiz finansal enstrüman) devreye sokulmalıdır.
Selem senetleri sayesinde hem iç hem dış piyasadan faizsiz fon temin edilmesi, reel üretime dayalı bir ekonomik kontrol sağlanması ve faiz cenderesine girmeden ulusal borçlanma kabiliyetimizin artırılması mümkündür.
Küresel sistemin yeniden şekillendiği bu tarihi dönemde, faizsiz finansal araçlar ve güçlü bölgesel ittifaklar Türkiye'nin gelecekteki teminatı olacaktır.
Gelişmeleri sükunetle takip etmeli, kendi değerlerimizle inşa ettiğimiz güçlü ekonomi modellerine güvenmeliyiz.
Hakikate yakın, yalana beri kalın, hoşça kalın.