Mehtap Mert

Mehtap Mert

Kır çiçekleri

Baharın müjdecisidir kır çiçekleri. Toprağa, yağmura aşık; bereketin, bolluğun, gücün, tutunmanın simgesi. Kimi zaman dağ başında, kimi zaman akarsu kenarında, çalılıklarda, bozkırda, kimi zaman da kaldırım taşlarının arasında…

Çocukluğumdan beri başlı başına bir mutluluk kaynağıdır benim için kır çiçekleri. İçlerinden en çok papatyayı severim, bir de gelinciği. Doğadan beslenen onca sanatçıya ilham olmuştur sarı-beyazla, kırmızı-siyahın yeşille uyumu.

Kır çiçeklerini ne kadar seviyorsam, oldum olası da sevemedim salon çiçeklerini. Salon çiçeği… Söylerken bile dayanıksız, ilgiye ve bakıma muhtaç, narin, yerini beğenmeyen, kibirli, bin türlü özveri isteyen, tek derdi beğenilmek olan…

Yazının Devamı

Bayram sabahı

Balıkesir Üniversitesi’nde 1. sınıf öğrencisiyim. Yıllardır yaşadığım güvenli fanusumdan çıkmış, yurtta kalmak istemeyip ev kiralamış, mütevazı öğrenci evinde olgunlaşıp büyüyen, hayallerini gerçeğe çevirmiş, umut dolu ve heyecanlı bir öğrenci…

Arefe gününden önceki gün bitti sınavlar. Akşama bilet bulup arefe sabahı Ankara’da olacağım umuduyla ve sevinciyle gidiyorum tarihi Balıkesir Tren Garı’na. “Bilet yok” diyor önce gişedeki memur ve “Bayramın 1. günü yerimiz var” diye ekliyor. Kocaman bir hayal kırıklığı ve mahzunlukla kalakalıyorum tren garının ortasında. Küçücük tarihi tren garı büyüyor da büyüyor. Ben içinde küçücük anlamsız bir noktaya dönüşüyorum o an.

Başlıyorum ağlamaya. İlk defa ailem olmadan geçireceğim bayramın ilk gününü. Sabah 08.00’de başlayan yolculuğum akşam 22.00’da bitecek. Sevdiklerim bayramlaşırken ben trene binip yola çıkacağım. “İlk bayram…” Sevdiklerimden ayrı geçireceğim ilk bayram olduğunu zannederek, daha onlarca hasret dolu bayram geçireceğimden habersiz döküyorum gözyaşlarımı.

Yazının Devamı

Eski ramazanlar

Küçükken büyüklerimden duyardım hep “nerede o eski ramazanlar” cümlesini. Anacığım rahmetli anneannem ve dedemle yaptığı erişteli, kompostolu sahurlarını anlatır, babacığımdan büyükbabamla (rahmetli dedeme büyükbaba derdik) ve babaannemle yaptığı çığırtmalı sahurları dinlerdik.

Annemin öğreti ve teşvikleriyle küçük yaşlarda başladım oruç tutmaya. Hatıralarımda sanki hep kış aylarında yaşanırdı ramazan. İftar demek pide demekti. Yumurtalı pide yaptırırdı babam. “Ölmüşlerimizin ruhuna” başlığı altında konu komşu, hısım akraba iftara davet edilirdi. İftar davetine giderken de eli boş gidilmez, tatlı ya da börekle ev sahibinin sofrasına katkı sağlanırdı.

Sahur demek sobanın üstünde demlenen çaya eşlik eden bükme (sıcak lavaşın ya da sobada gevrekleştirilen yufka ekmeğin içine çanakta olgunlaştırılmış, çörek otuyla zenginleştirilmiş çanak peyniri konularak yapılan dürüm), soğanlamalı ya da peynirli çörek, çığırtma (pişi) peynir, zeytin, haşlanmış yumurta demekti.

Yazının Devamı

12. Sokak

7 yaşımdan 25 yaşıma kadar yaşadığım, iki katlı ya da tek katlı, bahçeli ya da bahçesiz, sağlı sollu yan yana sıralanmış evlerden oluşan daracık bir sokaktı 12. Sokak.

İki katlı müstakil evimizin önünde araç yolu biter, iki kişinin yan yana geçebileceği şekilde yol daralır, 50 metrelik dar yoldan sonra merdivenler başlar, 63 merdivenden sonra bir alt sokağa inilirdi.

Dik bir yokuşun tam ortasındaydı evim. Kışın okula giderken çıktığım yokuş buz tutardı. Annem de dahil olmak üzere söz birliği etmişçesine buzların üzerine sobadan çıkan külleri serperdi komşu teyzeler, kayıp düşmeyelim diye. Nice sevinçle, nice kaygıyla inip çıkmışlığım vardı o dik yokuşu. Belki de o kadar dik değildi yokuş. Belki de çocuk adımlarıma göreydi diklik algısı.

Yazının Devamı

Şehr-i Ramazan

Hoş geldin üç ayların sultanı. Hoş geldin vahiylerin indiği Kur’an ayı.

Cömertlik duygumuzun öne çıktığı, susamışın, acıkmışın halinden anladığımız empati ayı, hoş geldin.

Küskünlerin barıştığı, sofraların bereketlendiği, nimetlerin paylaşıldığı, cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ay, hoş geldin.

Yazının Devamı

Hayat hepimize güzel

Ne çok duymuşluğumuz vardır bu cümleyi. Mutluluğumuzda gözleri varmış gibi, fütursuzca, rahat rahat dökülür dudaklarından… “Hayat sana güzel.”

Sormak istiyorum: Boyumdan büyük dertleri sırtlandığımda, yalnız kaldığım zamanlarda, hiç anlaşılmadığımı düşündüğüm anlarda, yastığımın gözyaşlarımla ıslandığı gecelerde, Allah’tan yardım dilediğim dualarda yanımda mıydınız?

Yüzüme bütün kapıların kapandığı zamanlarda açtınız mı kapınızı? Dertlendiniz mi benimle birlikte? Kaygılandınız mı? Endişelendiniz mi?

Yazının Devamı

Kurşun kalem

6 yaşında, benden bir yaş büyük ablamın okula başlamasına özenmem vesilesiyle tanıştık ilk kurşun kalemimle. Ablama aldığı kalem ve defterlerden bana da aldı canım babam. Çocuk kalbime sığmayacak kadar büyük bir heyecan ve hevesle okula başlamadan önce öğrendim okuma-yazmayı.

Okullar açılırken velilerimize sunulan malzeme listesinde, yazı yazmak için “HB” kurşun kalem, resim dersi için “2HB” kurşun kalem yazardı. Sordum öğretmenime bitmek bilmeyen çocuk merakımla; “HB” ne demekti? Renk ve sertlik derecesi demişti öğretmenim. HB’nin yanındaki değer arttıkça sertlik derecesi de artar, renkte koyulaşır, diye eklemişti.

Düzine halinde alınan kalemlerimiz çabucak bitiverirdi. Tıpkı çabucak biten çocukluğumuz gibi. Kalemliğimizde bazı arkadaşlarımızın kalemliklerinde gördüğümüz havalı “Rotring” marka kalemlerimiz yoktu belki ama her akşam annemin uçlarını açarak özenle yerleştirdiği kurşun kalemimiz vardı. Yanlışlıkla sıra arkadaşımızla kalemlerimiz karışsa annemden yerdik zılgıtı. Bize ait olmayanı almamayı öğrendik kurşun kalemlerimiz sayesinde.

Yazının Devamı

Mevsim bahar olunca

Güneşle uyandım bu sabah. Nasıl güzel hissettirdi bahar kendini. Hoş geldi, sefalar getirdi. İçinde yirmiye yakın ağaca ev sahipliği yapan parka bakıyor odamın penceresi. Açtım penceremi. Kuş cıvıltılarıyla doldu odam.

Dün yağmurluydu hava. Dün sabahta açmıştım penceremi. Duymamıştım hiçbir ses. Bir tek bana hissettirmemiş demek ki bahar kendini. Nasıl coşkuyla eşlik ediyorlar kuşlar bahar senfonisine. Kuşları sevgiyle dinlerken bir anda sevincim ikiye katlandı. Parktaki kiraz ağacı çiçek açmış. Dün de var mıydı o çiçekler acaba? diye sordum kendime. Çocuklar gibi şenlendirdi doğa beni. Aydınlattı günümü. Güldürdü yüzümü.

Nasıl da belli cemrenin toprağa düştüğü. Toprak ana kabartmış göğsünü gururla. Ne ekersen, onu vereceğim sana mesajını vermekte. Hemen aklıma geliyor ayet: “Onlar için ölü toprak açık bir kanıttır. Ona can verdik ve ondan taneler çıkardık; işte bundan (yaptıkları yiyeceklerden) yiyorlar.” (Yâsin, 36/33)

Yazının Devamı

Endişeli ruh halimiz

Depremden sonra bir haller oldu milletçe hepimize. Bir vurdumduymazlık, bir boş vermişlik hali kapladı ruhlarımızı. Depremden başka konu konuşmaz oldu dillerimiz. Yaşıyor olmanın, konfor alanında olmanın utancıyla tutmaz oldu ellerimiz. Hepimizin zihninde aynı soru:

Peki ya şimdi ne olacak?

“Bugün bir adım atmayanın, yarın nasıl koşacağını düşünmesi ona üzüntüden başka bir şey veremez.” demiş, Dale Carnegie. Vakit, düşünüp durmaktan ziyade harekete geçmenin vaktidir. Gün, birlik, beraberlik, bir olma, diri olma günüdür.

Yazının Devamı

Cemre

Cemrenin kelime anlamı “kor ateş”tir. Arap, Fars ve Türk toplumlarının kültürlerinde, ekonomik yapısı tarım ve hayvancılığa bağlı toplumlarda karşımıza çıkar. Moğol, Çin ve Gerk’lerde de olduğu belirtilmektedir.

Cemrenin birer hafta arayla havaya, toprağa ve suya düştüğüne inanılır. Birinci cemre 19-20 Şubat’ta havaya, ikinci cemre 26-27 Şubat’ta suya, üçüncü cemre 5-6 Mart’ta toprağa düşer.

Cemre düşmesiyle ilgili pek çok rivayet anlatılır. Geçimini hayvancılıkla sağlayan bir Türkmen beyinden dinlediğim, beni çok etkileyen bir rivayeti sizlerle paylaşmak isterim. Göçebelikten yarı yerleşik hayata geçmeye başlayan Türkmenler kendilerine 3 odalı evler inşa ederlermiş. Bu 3 odanın her birine aralarına yaptıkları kapılarla geçiş sağlarlarmış. Soğuklar şiddetlenip, kara kış bastırdığında, dışarıya kapısı açılan birinci odayı boş bırakırlar, ikinci odaya hayvanlarını yerleştirirler, en sondaki üçüncü odaya çocuklarıyla birlikte yerleşip ateşi burada yakarak ısınırlarmış. Birinci cemre toprağa düştüğünde, çocuklarıyla birlikte ikinci odaya geçer, hayvanlarını birinci odaya taşır, üçüncü odadaki ateşi söndürürlermiş. İkinci cemre suya düştüğünde, kendileri birinci odaya yerleşir, hayvanlarını avluya çıkarır, ikinci odadaki ateşi söndürürlermiş. Üçüncü cemre toprağa düştüğünde, birinci odadaki ateşi söndürüp, hayvanlarıyla birlikte yaylaya çıkarlarmış. Her bir ateşin sönmesine “cemrenin düşmesi” derlermiş.

Yazının Devamı

Doğal afetlerde kadınlar ve kız çocukları

Depremin üzerinden 12 gün geçti. Mucize kurtuluşlara ne kadar seviniyorsak, kaybettiğimiz 38.000 vatandaşımıza da bir o kadar yanıyor yüreğimiz. Ülke olarak yaralarımızı sarmak için top yekün çalışmaktayız. Afetin doğal, sonuçlarının doğaüstü olduğunun bilincindeyiz.

Doğal afetler cinsiyetçi değildir. Fakat doğal afetlerin sonucunda cinsiyetlerin afetten etkilenme durumları çok farklıdır. 1999 depreminden sonra kadınların ve kız çocuklarının, erkeklerden ve erkek çocuklarından daha çok sayıda tecavüze, tacize, kaçırılmaya maruz kaldığı tespit edilmiştir.

Gerek devlet kanalıyla gerekse şahsi yardımlarımızda kadınların ve kız çocuklarının düzenli kullanması gereken hijyenik malzemeler düşünülmelidir. Hamilelik ve doğum afetlerden sonra kadınları özellikle savunmasız hale getirir. Afet sonrası barınaklarda anne adayları ve emziren anneler için üreme sağlığı merkezleri kurulmalıdır. Anne adaylarının düzenli kullanması gerekli olan ilaçlar temin edilmeli, anne adaylarının ve emziren annelerin sağlıklı besin ve su ihtiyaçları karşılanmalıdır.

Yazının Devamı

Ruhumdaki deprem

6 Şubat gecesi uykumdan uyandırdı Kahramanmaraş merkezli deprem. “Ankara’da bu kadar hissedilen deprem nereyi vurdu?” derken, yarım saat içinde ajanslara düşmeye başladı haberler.

Yerle yeksan olan 10 şehir, 3. günde 12.000 can kaybı, binlerce yaralı, binlerce kayıp, henüz ulaşılamamış yüzlerce enkaz.

Yüreğim yangın yeri. Utanıyorum, sıcak evimde oturmaktan. Utanıyorum, yemek yemekten. Her mucize kurtuluşta gülen yüzüm, hemen kedere bırakıyor yerini. Zihnimde kocaman bir aydınlanma. “Yıllarca emek harcayarak aldığım evim mezarım olacaksa, kırdığım kalpler enkaz altındaysa, değer mi, ölüm var” aydınlanması. Gözümde yaş, içimde derin bir sızı.

Yazının Devamı

Teslimiyet

Teslimiyet boyun eğmek, itirazsız kabul etmek ve teslim olmak anlamında kullanılan bir kavramdır. Boyun eğmek, itirazsız kabul etmek anlamları birçok kişide olumsuz olarak nitelendirilmekle birlikte, “teslim olunan” düşünüldüğünde kavramların boyutunun değiştiği görülür.

Kader tecellisini rıza ile karşılamak, mukadderatı kabul etmek, başa geleni içinde ve dışında bir değişiklik meydana gelmeden kabullenmektir teslimiyet.

Teslimiyet imandır, ibadettir, ihlastır, ihsandır, itaattir, sevgidir, dostluktur, korkudur, ümittir, rızadır. En önemlisi tevekküldür. Tevekkülü olmayanın teslimiyeti olmaz.

Yazının Devamı

Okuyan çocuklar

Çocuk yetiştirmek keyifli, bir o kadar da büyük bir sorumluluk. Çocuğumuzu büyütürken bizler de büyür, gelişir, değişir ve derinleşiriz. Biz onlara öğretmeye çalışırken, onlardan da çok şey öğreniriz.

Çocuklar kendi mizaçlarıyla dünyaya gelirler. Çocuğumuzun doğal yapısını bozmadan, değerlerle kuşatılmış, farkındalıkları gelişmiş, öz saygısı yüksek, sorumluluk sahibi bir karakter kazandırmak, ona bütün hayatı boyunca eşlik edecek olan biz anne-babaların görevi.

Dünyaya geldikleri mizaçları gereği kitap okumayı sevmeyen çocuk yoktur. Okumayı sevdirecek kitaplarla karşılaşmamış çocuk vardır. Çocuklarımızın yaşlarına, gelişim özelliklerine, ilgi alanlarına göre nitelikli kitaplar seçmemiz onların okumayı sevmesinde etkili olacaktır.

Yazının Devamı

Bağlılık ve bağımlılık

Bağlılık ve bağımlılık arasında çok büyük farklılıklar vardır. Bağlılık; huzur veren, kişiyi güvende ve içsel olarak güçlü hissettiren bir duygudur. Bağlılık duygusu ile kurduğumuz ilişkiler öz güvenimizi güçlendirdiği gibi yaşam ile barışık olmamızı ve sağlıklı bir psikoloji geliştirmemizi sağlar.

Bağımlılık ise kaybetme korkusu, yetersizlik hissi doğrultusunda öz güven eksikliğine sebep olur. Bağımlı kişilerin diğerleri ile kurdukları ilişkiler sorunlu ve sağlıksızdır.

Bağlılıktaki güven duygusuyla örülmüş görünmez bağ, içinde sevgi, saygı, anlayış, empati barındırır. Öz benliğini kazanmış, kendini ispatlamış, birey olmanın farkındalığında olan insanlar bağlılıklarıyla perçinlerler bu sıfatlarını.

Yazının Devamı

80’lerde çocuk olmak

Çocuk olmak…. Hangi yaşta olursak olalım; ne kadar umut, neşe, sevgi yüklü bir cümle…

Pırıl pırıl, aydınlık, neşeli, umutlu çocuklardık biz. Küçücük şeylerle mutlu olmayı bilirdik. Bahçeli bir evde, babaanne öğretileriyle büyüme şansı yakaladık. Kedimiz Rengin’le, köpeğimiz Bobi eşlik etti çocukluğumuzun neşeli günlerine.

Odun parçalarından yaptığımız bebeklere çamurdan evler inşa ettik. Gazoz kapaklarından tencereler süsledi evimizin mutfağını. Boynundaki altın rengindeki kolye nedeniyle “Altınlı Bebek” adını koyduğumuz tek oyuncak bebeğimizi, 3 kız kardeş sırayla salladık beşiğinde, uyusun diye. Annemizden öğrendiğimiz ninniler eşliğinde uyudu da, büyüdü bebeğimiz.

Yazının Devamı

Zümrüd-ü Anka

İran sanatında Zümrüd-ü Anka kuşu, kuşa benzeyen, fil ve balina taşıyabilecek kadar büyük, kanatlı bir canlıdır. Tavus kuşunu andırır. Zümrüd-ü Anka kuşu iyiliği temsil eder ve dişidir.

Zümrüd-ü Anka kuşunun bir diğer adı olan Simurg’un -Si hecesi, Modern Farsça’da 30 anlamına gelmektedir. 30 rakamının Zümrüd-ü Anka kuşunu simgeleyen bazı özelliklere vurgu yaptığı öngörülmüştür; 30 kuş büyüklüğünde, 30 renge sahip gibi.

Fars efsanelerine göre Zümrüd-ü Anka kuşu Dünya üzerinde yaşanan 3 tufana tanıklık etmiştir. Yaşamı boyunca çok şey öğrenmiş ve bu bilgileri tüm çağlara aktaran bir sembol olmuştur. Zümrüd-ü Anka kuşu Simurg, Batı Mitolojisindeki Feniks’e benzer şekilde 1700 yılda bir kendisini yakar ve küllerinden yeniden doğar.

Yazının Devamı

Hoş gel 2023

Yeni bir yıla girmeye sayılı günler kala sizler gibi bende 2023 yılından beklenti içindeyim. İçimizdeki umudun getirisidir beklentiler. Umut hepimizin hakkı ve yaşam enerjisi. Yüreğimizde sürekli yeşeren filiz. Ancak bizler için asıl önemli olan şu; beklentilerimizi karşılamak için ne kadar çaba gösteriyoruz, gerçekleşmeleri için ne kadar hevesliyiz ve en önemlisi ne kadar fedakârlık göstereceğiz?

2023 yılı sağlık getirsin, mutluluk getirsin, para getirsin, huzur getirsin… Liste uzar gider. 2022 yılına girerken de aynı dilekleri dilemiştik birçoğumuz. Sağlık istedik istemesine de, spora başladık mı? Sağlıklı beslendik mi? Sigarayı bıraktık mı? Rutin kontrollerimizi yaptırdık mı?

Ne kadar çabaladık istediğimiz para için? Hangi girişimlerde bulunduk? Fazla mesai harcadık mı? Azaldı mı yoksa arttı mı öz kaynaklarımız? Borçla mı yoksa tasarruflarımızla mı karşılıyoruz yeni yılı?

Yazının Devamı

Doğa-insan karması

“Topraktan geldik, toprağa gideceğiz…” Ne güzel söylemiş Mevlana. Milyonlarca hayat çeşitliliği barındıran doğanın, küçücük bir parçasıyız bizler, insan kimliğimizle. Henüz keşfedilmemiş milyonlarca sır barındıran doğanın bir parçası olarak, toprakla başlayıp toprakla bitecek ömrümüz, doğanın değişkenliğine benzeyen onlarca değişkenliğe ev sahipliği yapmakta.

Bir bebek dünyaya geldiğinde, tomurcuklanıyor ağaçlar. Mutluysak, doğuyor güneş, hüzünlüysek batıyor. Sevdiklerimizi kaybettiğimizde, kocaman bir sel alıp götürüyor benliğimizden sonsuza dek varlıklarını. Toplu kayıplarda tsunami yaşıyoruz insanlık olarak. Toprak kayıyor savaşlarda. Simsiyah kaplıyor insanlığın üstünü. Bir saniyede kesiliyor nefesler. Balçıkla kaplanıyor tüm bedenler.

Öfkelendiğimizde, şimşekler çakıyor beynimizde. Sona eren birliktelikler, iş, şehir, ülke değişikliği gibi hayatımızı etkileyen, aniden ortaya çıkan büyük değişimler, deprem etkisi yaratıyor bünyemizde. Ya enkazın altında kalıyoruz, ya da kocaman çatlaklar oluşuyor yüreğimizde.

Yazının Devamı

Çöpteki kırmızı koltuk

Otobüs durağının yanı başındaki çöp konteynırının yanında gördüm onu bu sabah. Üstüne yağan yağmura, gri bulutlarla bezenmiş havaya rağmen nasıl da ihtişamlı duruyor karşımda. Kırmızı kadife kumaşı, altın varaklı ahşap oymalarıyla tam bir sanat eseri.

Kimlere ev sahipliği yaptı diye düşünmekten alamadım kendimi. Bir hanımefendinin evlilik şartıydı belki. Belki de bir beyefendi tuzlu kahvesini yudumlamıştı üstünde. Titiz bir ev hanımının sadece konuklarını buyur ettiği salonunun başköşesindeydi belki. Belki de sadece evin babasına tahsis edilmiş “baba koltuğu”ydu.

Aidiyeti ne olursa olsun çok kıymetli olduğu kesindi. Onca yaşanmışlık bile soldurmaya yetmemişti rengini. Peki neydi onu kıymetsizleştiren? Bir bacağının kırılmasıyla eksilmesi mi? Evin dekorasyonunun değiştirilmesiyle modernliğe yenilen klasikliği mi? Yoksa sahibinin ondan sıkılması mı?

Yazının Devamı

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü

Irk, dil ve din ayrımı gözetmeden bütün insanların temel haklarını beyan eden İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, 10 Aralık 1948 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edildi. Pek çok ülkenin bu bildiriyi kabul etmesiyle de dünya genelinde her yıl 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor.

2. Dünya Savaşı’nda 60 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan yaralandı, salgın hastalıklara yakalandı ve evsiz kaldı. Savaş sonrası devletler, bireylere tanınan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması için birleştiler. Savaş bittikten 3 yıl sonra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi.

Kadın hakkı, erkek hakkı, çocuk hakkı… Hepsinden önemlisi insan olmanın hakkı. Kaçımız okudu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni? Birey olarak haklarımız neler biliyor muyuz? Hakkımız olmayan bir konuda, hakkımızın yenildiğini mi düşünüyoruz?

Yazının Devamı

Bakmak ve görmek

Etrafımızda gerçekleşen anlam yüklü olaylara, değerlere, iyiye, güzele, emeğe ne kadar ilgiliyiz?

Kendi dünyamızla uyumlu olmadığı için gerçek değere, emeğe, yeteneğe kayıtsız mı kalıyoruz?

Kaybolup gittiğimiz hayat telaşında (maalesef) kaçırıyoruz etrafımızda olup biteni. Görmemiz için yaratılmış gözlerimiz, bakıp geçiyor olumlu ya da olumsuz her şeye.

Yazının Devamı

Kasım ayı = alışveriş ayı

Kasım ayı hafızalarımızda “alışveriş ayı”, “indirim ayı” olarak anılmaya başladı son yıllarda. Dört gözle Kasım ayını bekler olduk. Sosyal, görsel ve yazılı medyanın da desteğiyle en üst seviyeye yükselen tüketici çılgınlığımız, bilinçli tüketici mantığından uzaklaştırdı bizleri.

Gerçekten ihtiyacımız olan ürünleri belirleyip, indirimden önceki fiyatları takip edip, “indirim ayını” fırsata çevirmek yerine, ihtiyacımız olsun ya da olmasın aldığımız birçok ürünle baş başa kaldığımızda hayıflandık. Üzerimizde oluşan “Diderot Etkisi”nden bahsetmek, içinde bulunduğumuz süreci daha iyi kavramamızı sağlayacaktır diye düşünmekteyim.

18. yüzyılda Fransa’da yaşamış aydınlanma çağı filozoflarından Denis Diderot’nun çok fazla borcu birikir. Bunu duyan Rus İmparatoriçesi Katerina, Diderot’nun kütüphanesini satın alır. Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder ve kütüphaneyi tekrar kendisine hediye eder. Artık Diderot maddi sıkıntılarını atlatmıştır.

Yazının Devamı

Türkiye’de kadın olmak

Her gün 3. Sayfa haberlerinde okuduğum kadın cinayetlerinin gölgesinde ve hüznünde kaleme alıyorum bu yazıyı. Kadın olmak, kız çocuğu annesi olmak; yüreğimiz ağzımızda yaşama nedeni değil, onur kaynağı olmalı. Kadınlara kıyan canilerin ifadelerine istinaden yapılan anket sonuçlarına göre % 80’lik kısım “çok seviyordum, kıskandım” ifadesini vermiş.

LÜTFEN!! SEVMEYİN BİZLERİ CANIMIZA KAST EDECEK KADAR…

Toplumdaki her bireyin huzur ve refah içerisinde yaşamasını sağlamak, sağlıklı ve güvenli bir toplum oluşturmanın en temel ilkeleri arasında yer almakta. Sadece kadınlar değil tüm insanlar eşit ve özgür yaşama hakkına sahip. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle yaşamın her alanında karşılaşılabilecek güç dengesizliğinin üstesinden gelmek için kadın-erkek eşitliğinin yasalarla etkin bir şekilde korunması ve tüm bireyler için güvenli bir ülke yaratılması gerekmekte.

Yazının Devamı