Yeni partinin ilk mesajı

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

CHP'de mutlak butlan tartışmaları devam ederken, Özgür Özel'in hukuki risklere karşı yeni bir siyasi parti kurma hazırlığında olduğu artık yalnızca kulis bilgisi değil. Özel'in de ifade ettiği gibi bu, bir "B planı". Ama görünen o ki asıl tartışma partinin isminden çok kurucular listesi üzerinden yaşanacak.

Çünkü son günlerde siyaset kulislerine yansıyan iddialar dikkat çekici.

Sosyal medyada ve çeşitli haber sitelerinde yer alan kulislere göre, Özgür Özel'e en yakın isimler arasında gösterilen bazı milletvekilleri yeni partinin kurucuları arasında yer almayacak. Veli Ağbaba, Ali Mahir Başarır, Umut Akdoğan, Burhanettin Bulut, Özgür Karabat, Ensar Aytekin, Turan Taşkın Özer, Gökhan Günaydın ve Nurhayat Altaca Kayışoğlu gibi son dönemin en görünür isimlerinin kurucu listesinde bulunmayabileceği konuşuluyor.

Elbette bunların tamamı şu an için kulis bilgisi. Resmî olarak doğrulanmış değil.

Ancak siyaset bazen açıklananlardan çok açıklanmayanlar üzerinden şekillenir. Eğer bu iddialar doğruysa, bunun mutlaka kamuoyuna doğru anlatılması gerekir. Çünkü dün birlikte yol yürüdüğünüz, ekranlara birlikte çıktığınız, partinin en kritik dönemlerinde en ön safta görev verdiğiniz isimleri bugün sessizce listenin dışında bırakırsanız, toplum doğal olarak "Neden?" diye soracaktır.

İşte asıl mesele de burada başlıyor.

Bu isimler neden kurucu yapılmıyor?

Bunun cevabı verilmezse herkes kendi cevabını üretmeye başlayacaktır.

İlk ihtimal hukuki kaygıdır.

Mutlak butlan tartışmaları sürerken kurulacak yeni partinin ileride herhangi bir hukuki tartışmanın içine çekilmemesi isteniyor olabilir. Kurucu kadronun özellikle daha az tartışılan, hukuki açıdan risk oluşturmayacak isimlerden seçilmesi tercih edilmiş olabilir.

Eğer gerekçe buysa bunda eleştirilecek bir taraf yoktur.

Tam tersine, ihtiyatlı bir siyasi hamle olarak değerlendirilebilir.

Ancak bunun açıkça söylenmesi gerekir.

"Sürecin sağlıklı ilerlemesi için böyle bir tercih yaptık." denildiğinde tartışmanın önemli bir bölümü zaten sona erecektir.

Fakat sessizlik, her zaman şüphe üretir.

İkinci ihtimal ise tamamen bir halkla ilişkiler stratejisidir.

Yeni bir parti kuruluyorsa seçmen gerçekten yeni bir görüntü görmek isteyecektir.

Yeni tabela...

Yeni logo...

Ama aynı yüzler...

Bunun toplumda karşılık bulması kolay değildir.

Belki de iletişim ekipleri tam da bunu hesaplıyor.

Toplumun karşısına daha az yıpranmış, daha az tartışılan isimlerle çıkmak istiyor olabilirler.

Bu da siyasetin doğasında vardır.

Her siyasi hareket ilk fotoğrafını çok dikkatli verir.

Çünkü ilk fotoğraf, seçmene verilen ilk mesajdır.

Ancak burada da bir sorun ortaya çıkıyor.

Eğer mesele yalnızca kamuoyu algısıysa, yıllardır partiyi temsil eden isimler bir anda neden yük hâline geldi?

Dün güvenilen insanlar bugün neden vitrine çıkarılmıyor?

Bu soruların da cevabı verilmelidir.

Üçüncü ihtimal ise en riskli olanıdır.

Acaba bu isimlerin kamuoyunda oluşturduğu olumsuz algı mı dikkate alınıyor?

Türkiye'de siyaset artık yalnızca projeler üzerinden yürümüyor.

Algılar da en az projeler kadar belirleyici oluyor.

Bazen bir isim yaptığı işlerden çok hakkında oluşan tartışmalarla anılıyor.

Böyle durumlarda iletişim danışmanları "yeni başlangıç" mesajını güçlendirmek için farklı isimleri öne çıkarabiliyor.

Profesyonel halkla ilişkiler açısından bu anlaşılabilir bir yöntemdir.

Fakat bunun da bir bedeli vardır.

Çünkü kamuoyu şu soruyu soracaktır:

"Eğer bu isimler gerçekten sorunluysa bugüne kadar neden en yakın çalışma arkadaşlarınız oldular?"

Yok, eğer sorunlu değillerse neden kurucu yapılmıyorlar?

Sessizlik bu soruların hiçbirine cevap vermez.

Tam tersine yeni sorular üretir.

Siyasette bazen yapılan hamleden çok o hamlenin nasıl anlatıldığı önemlidir.

Bugün sosyal medyada birkaç saat içinde onlarca farklı senaryo üretiliyor:

"Parti içinde kriz çıktı."

"Tasfiye başladı."

"Lider kendi ekibini bile dışladı."

"Kurucular listesinde büyük kavga yaşandı."

Bu yorumların doğru olup olmadığını kimse bilmiyor.

Ama siz açıklama yapmazsanız insanlar bunlardan birine inanıyor.

İletişim yönetiminin en temel kuralı budur:

Boşluğu siz doldurmazsanız rakipleriniz doldurur.

Üstelik kurulacak parti yalnızca CHP seçmenine değil, kararsız seçmene de güven vermek zorunda.

Kararsız seçmen ise parti içi dengelerle ilgilenmez.

O, ilk fotoğrafa bakar.

İlk kadroya bakar.

İlk imzalara bakar.

Ve en önemlisi o isimlerin neden orada olduğuna bakar.

Tam da bu nedenle kurucular listesi sıradan bir liste değildir.

O liste, yeni partinin karakter belgesidir. Kimlerin olduğu kadar kimlerin olmadığı da siyasi bir mesaj taşır.

Bu nedenle Özgür Özel'in önünde önemli bir iletişim sınavı bulunuyor.

Eğer gerçekten kulislerde konuşulduğu gibi bazı isimler bilinçli olarak kurucu yapılmayacaksa, bunun gerekçesi kamuoyuna açık ve ikna edici bir şekilde anlatılmalıdır.

Çünkü aksi hâlde insanlar isimlerden çok isimlerin neden dışarıda bırakıldığını konuşacaktır.

Yeni bir siyasi parti kurmak elbette cesur bir adımdır. Ancak yeni bir parti kurmanın en önemli şartı yalnızca yeni bir tabela asmak değildir. Yeni bir güven ilişkisi kurabilmektir.

O güven ise kapalı kapılar ardında hazırlanan listelerle değil, şeffaflıkla inşa edilir.

Belki kurucular listesindeki tercih gerçekten son derece doğru bir stratejidir. Belki hukuki riskleri azaltacak, belki de yeni partiye "yeni bir başlangıç" görüntüsü kazandıracaktır. Fakat doğru bir strateji, doğru anlatılmadığında kolaylıkla yanlış anlaşılır. Siyasette çoğu zaman kararın kendisi değil, o kararın nasıl açıklandığı belirleyici olur. Özgür Özel'in kuracağı partinin ilk sınavı da tam burada başlayacak gibi görünüyor. Kurucular listesi, sadece isimlerden oluşan bir liste değil; seçmene verilecek ilk siyasi mesaj olacaktır.