Yeni iklim siyaseti

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Hep siyaset iklimi değişir bu sefer iklim siyaseti değiştiriyor.

Çerçeve yasaya ilişkin Meclis'teki oylama, yalnızca bir yasanın kabul edilmesiyle sonuçlanan siyasi bir süreç olmadı. Aynı zamanda önümüzdeki dönemin muhalefet denklemine ilişkin önemli bir işaret de verdi. Meclis içinde İYİ Parti'nin, Meclis dışında ise Zafer Partisi, Anahtar Parti, BTP gibi partilerin sürece karşı aldıkları pozisyon, henüz adına ittifak denilemeyecek olsa da bir siyasi karşılaşma alanı oluşturdu.

Burada özellikle İYİ Parti'nin aldığı mesafe dikkat çekiyor. İYİ Parti açısından mesele yalnızca Çerçeve Yasaya karşı çıkmak değil; Türkiye'nin geleceğine ilişkin belirli bir siyasi çizginin yeniden tarif edilmesi gibi görünüyor. Bu çizginin dışarıdaki en doğal karşılıklarından biri ise Zafer Partisi.

İki parti arasında elbette her konuda aynı düşünceden söz edilemez. Fakat siyasette ittifakların bütün konularda aynı düşünmek üzerine kurulmadığını artık biliyoruz. Asıl mesele, birlikte hareket etmeyi mümkün kılacak asgari müştereklerin ne kadar güçlü olduğudur.

Bu açıdan bakıldığında İYİ Parti ile Zafer Partisi'nin birbirine yaklaşması şaşırtıcı değildir. Millî devlet, üniter yapı, güvenlik, göç ve terörle mücadele gibi başlıklarda iki siyasi hareket arasında belirgin bir fikrî yakınlık bulunuyor. Üstelik bugün ayrı siyasi yapılarda bulunan bazı isimlerin geçmişte aynı siyasi zeminde bulunmuş olmaları da bu yakınlaşmayı bütünüyle yabancı bir ihtimal olmaktan çıkarıyor.

Anahtar Parti açısından ise durum biraz daha farklı. Yavuz Ağıralioğlu ile Ümit Özdağ'ın geçmişte İYİ Parti saflarında siyaset yapmış olmaları, bu partilerin aynı siyasi hikâyenin farklı aşamalarından çıktığını gösteriyor. Fakat aynı geçmişe sahip olmak, bugünkü siyasi pozisyonların birbirine yakın olduğu anlamına gelmiyor. Dolayısıyla burada kişisel ve siyasi geçmişten çok, geleceğe ilişkin ortak zeminin ne kadar kurulabileceği belirleyici olacak.

Bütün bunlara rağmen asıl belirleyici aktörün partiler olmadığını düşünüyorum.

Seçmen.

Çünkü Türkiye'de siyasi partiler arasındaki mesafelerin, seçmenin sandık başındaki davranışı kadar kalıcı olmadığını defalarca gördük.

Bugün birbirine oldukça uzak görünen iki siyasi parti, yarın seçmenin önüne aynı iktidar alternatifiyle çıktığında bambaşka bir ilişki kurabilir. Bunun Türkiye'de çok güçlü bir karşılığı var: Seçmen, siyasi partilere yönelik kızgınlıklarını belli bir noktaya kadar taşısa da seçim yaklaştığında önceliklerini yeniden sıralayabiliyor.

Özellikle iktidar değişikliği arzusunun güçlü olduğu bir seçim atmosferinde, geçmişte yaşanan siyasi kırgınlıkların önemli bir bölümünün affedilebildiğini de biliyoruz.

Dolayısıyla bugün İYİ Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti veya başka bir siyasi yapı arasındaki gerilimleri değerlendirirken yalnızca bugünün fotoğrafına bakmak yanıltıcı olabilir. Rüzgârın yönü değiştiğinde seçmenin öncelikleri de değişebilir.

Bugün birbirlerine ağır eleştiriler yönelten siyasi aktörlerin yarın aynı masada oturması bu nedenle Türkiye siyaseti açısından şaşırtıcı olmayacaktır.

Burada bir başka önemli nokta daha var.

Muhalefetin bugün Çerçeve Yasa konusunda oluşturduğu cephe, eğer zaman içerisinde yalnızca belirli bir yasaya karşı çıkış olmaktan çıkar ve daha geniş bir siyasi programa dönüşürse, Başkanlık Sistemi'nin kendi mantığı içerisinde daha anlamlı bir karşılık bulabilir.

Çünkü Başkanlık Sistemi'nin temel özelliği, seçmenin karşısına yalnızca parti listeleri değil, aynı zamanda iktidar alternatifi oluşturabilecek cumhurbaşkanı adayları çıkarmasıdır.

Bu nedenle bugün birbirinden farklı siyasi partilerin oluşturduğu siyasi mesafenin, seçim yaklaştıkça tek bir aday etrafında yeniden değerlendirilmesi mümkündür.

Hatta bu, muhalefetin önündeki en önemli stratejik seçeneklerden biri olabilir.

İYİ Parti'nin Meclis içerisindeki konumu ile Zafer Partisi, Anahtar Parti ve BTP gibi partilerin Meclis dışındaki konumları birlikte düşünüldüğünde, bugün henüz adı konulmamış bir siyasi alan oluşuyor. Bu alanın bir seçim ittifakına dönüşüp dönüşmeyeceğini bugünden söylemek mümkün değil. Fakat bunun ihtimal dahilinde olduğunu görmek için de fazla hayal gücüne ihtiyaç yok.

Üstelik muhafazakâr partiler bakımından da benzer bir başka denklem kurulabilir.

Muhalefetin genişlemesi, yalnızca mevcut muhalif seçmeni konsolide etmek anlamına gelmeyebilir. Muhafazakâr kimliği olan ancak Cumhur İttifakı'nın mevcut siyasal çizgisinden uzaklaşmış seçmen açısından da farklı seçenekler ortaya çıkarabilir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde muhalefetin yapacağı en büyük hata, seçmenin bugünkü parti tercihlerinin yarının tercihi olduğunu düşünmek olur.

Seçmenin asıl motivasyonunu görmek gerekiyor.

Bir seçmen bugün bir partiye kızgın olabilir, yarın başka bir partiye oy verebilir. Bugün iki siyasi aktörü yan yana düşünemeyebilir, seçim günü ikisini aynı adayın arkasında görebilir. Çünkü sandık başında verilen karar çoğu zaman parti aidiyetinden daha büyük bir siyasi hedef tarafından belirleniyor.

Türkiye'de bu hedefin adı uzun süredir iktidar değişikliği.

Eğer bu motivasyon yeniden güçlenirse, bugün yaşanan bütün kırgınlıkların ve siyasi mesafelerin önemli bir bölümü aşılabilir.

Dolayısıyla önümüzde hâlâ ciddi bir zaman varsa, muhalefetin yapabileceği çok sayıda hamle bulunuyor. Ancak bu hamlelerin başarısı, partilerin birbirlerine ne kadar yakın olduğundan önce, seçmenin ne istediğini ne kadar doğru okuyabildiklerine bağlı.

Çerçeve Yasa tartışması belki de bunun ilk işaretlerinden biri.

Bugün oluşan siyasi cephe kalıcı bir ittifaka dönüşür mü bilinmez. Fakat Türkiye siyaseti açısından daha önemli soru şu:

Seçmen, farklı siyasi partiler arasındaki bugünkü mesafeleri mi esas alacak, yoksa seçim günü önüne konulacak iktidar alternatifini mi?

Cevabı henüz bilmiyoruz.

Ama geçmiş seçimler, ikinci ihtimali küçümsememek gerektiğini yeterince gösterdi.