Transfer sezonu ve yapay zekâlı gelecek
Türkiye yine yoğun bir gündemden geçiyor. Gerçi "yoğun gündem" artık haber değeri taşımayan bir ifade haline geldi. Asıl haber, bir gün boyunca gündemin değişmemesi olurdu.
Siyasette transfer sezonu tüm hızıyla sürüyor. Belediye başkanları, milletvekilleri ve çeşitli siyasi figürler bir partiden diğerine geçiyor. Futboldan en büyük farkı ise şu: Futbolda transfer edilen oyuncunun geçmiş performansı istatistiklerle değerlendirilir. Siyasette ise geçmiş performansın anlamı transferin yönüne göre değişiyor.
Dün rakip partideyken eleştirilen bir isim, bugün katıldığı partide "değerli bir kazanım" olarak sunulabiliyor. Aynı kişinin aynı sözleri, aynı kararları ve aynı siyasi geçmişi bir rozet değişikliğiyle yeniden yorumlanıyor. Siyasi fiziğin henüz çözülememiş kurallarından biri bu olsa gerek.
Bu sırada CHP kendi iç meselelerini çözmeye çalışıyor. Kurultay tartışmaları, mahkeme süreçleri, parti içi dengeler ve liderlik tartışmaları derken ana muhalefetin önemli bir enerjisi yine kendi bünyesine harcanıyor. İktidarın rakibi olmak zaten zor bir iş; bir de aynı anda kendi kendinizin rakibi olmaya çalışıyorsanız daha da zorlaşıyor.
Ülkenin diğer önemli gündem başlığı ise yeni nesil çözüm süreci tartışmaları.
Bir kesim bunun terörün tamamen tasfiyesi için gerekli olduğunu savunuyor. Başka bir kesim ise terörle mücadele ile terör örgütünü muhatap almak arasındaki çizginin bulanıklaştığını düşünüyor. Tartışmanın ilginç tarafı, tarafların çoğu zaman aynı gelişmeye bakıp tamamen farklı sonuçlar çıkarabilmesi.
Aslında bu durum Türkiye için yeni değil. Biz uzun zamandır aynı olaya bakıp birbirinden tamamen farklı filmler izleyebilen bir toplumuz.
Fakat bütün bu büyük siyasi tartışmaların gölgesinde daha sessiz ilerleyen bazı başlıklar da var.
Örneğin emekliler.
Kulislere yansıyan bilgilere göre ek zam beklentisi şimdilik karşılık bulmuyor. Gerekçe tanıdık: Kaynak yok.
Bu "kaynak yok" ifadesi yıllardır ekonomi yönetiminin en istikrarlı politikalarından biri gibi duruyor. Çünkü hükümetler, bakanlar ve ekonomik modeller değişiyor ama bu cümle yerini koruyor.
Kaynak konusu gerçekten ilginç. Bazı projelerde ortaya çıkıyor, bazı konularda kayboluyor. Özellikle maaş ve ücret tartışmalarında görünmez olma konusunda oldukça başarılı.
Ancak belki de en ilginç tartışma eğitim alanında yaşanıyor.
Özel sektör öğretmenlerinin çalışma koşulları ve özlük hakları uzun süredir gündemde. Buna karşılık son yıllarda sık sık yapay zekânın eğitim alanında büyük dönüşüm yaratacağı anlatılıyor. Bazı yorumlara bakılırsa birkaç yıl içinde sınıflarda öğretmenin yerini büyük ölçüde yapay zekâ alacak.
Burada insanın aklına ister istemez bazı sorular geliyor.
Eğer eğitim birkaç yıl sonra büyük ölçüde yapay zekâya devredilecekse neden hâlâ öğretmen yetiştiriyoruz?
Neden eğitim fakültelerinin kontenjanları devam ediyor?
Neden pedagojik formasyon programları sürüyor?
Neden her yıl binlerce genç öğretmen olabilmek için sınavlara hazırlanıyor?
Daha da önemlisi, eğer öğretmenlik yakın gelecekte ortadan kalkacak bir meslekse, neden çocuklarımızın eğitimini bugün hâlâ insan öğretmenlere emanet ediyoruz?
Muhtemelen çünkü eğitim sadece bilgi aktarmaktan ibaret değil.
Bir yapay zekâ matematik sorusu çözebilir. Tarih anlatabilir. Dil öğretebilir. Hatta birkaç saniye içinde yüzlerce sayfalık bilgiye ulaşabilir. Bunların nasıl kullanılacağını da yine öğretmenler öğretebilir
Bazen derse ilgisini kaybeden öğrenciyi yeniden kazanmak gerekir.
Bazen aile içi sorun yaşayan bir çocuğun sessizliğini fark etmek gerekir.
Bazen de öğrencinin kendisinin bile fark etmediği yeteneğini ortaya çıkarmak gerekir.
Bunlar şimdilik algoritmaların değil, insanların daha başarılı olduğu alanlar.
Bu yüzden yapay zekâ eğitimin önemli bir parçası haline gelebilir. Ancak öğretmenin değerini azaltan değil, destekleyen bir araç olarak görülmesi daha mantıklı görünüyor.
Aksi halde ilginç bir tablo ortaya çıkıyor: Bir taraftan öğretmen yetiştiriyoruz, diğer taraftan öğretmenliğin geleceği olmadığını anlatıyoruz. Sonra da bu mesleği seçen gençlerin motivasyonunun neden düştüğünü merak ediyoruz.
Belki de bütün bu başlıkların ortak noktası burada.
Siyasette transferler yaşanıyor ama temsil meselesi yeterince konuşulmuyor.
Çözüm süreci tartışılıyor ama herkes farklı bir süreçten söz ediyor.
Ekonomi konuşuluyor ama emeklinin hesabı bir türlü tutmuyor.
Eğitimde teknoloji konuşuluyor ama insan unsurunun yerini neyin alacağı tam olarak açıklanamıyor.
Peki ülke olarak geleceğe hazırlanıyor muyuz, yoksa bugünün sorunlarını geleceğin teknolojilerine ve yarının siyasi hesaplarına havale ederek zaman mı kazanıyoruz?
Çünkü geleceği planlamak elbette önemli.
Ama bugünü ihmal ederek kurulan gelecek planlarının, zamanı geldiğinde kimin tarafından uygulanacağını da düşünmek gerekiyor.