Sürecin belirsizlikleri

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Eski HDP milletvekili Altan Tan'ın son açıklamalarında aslında Türkiye siyasetinin önümüzdeki dönemine ilişkin oldukça önemli bir iddia var.

Tan, önceki açıklamalarında DEM Parti'nin “Terörsüz Türkiye” sürecinin başarıyla sonuçlanması halinde, Erdoğan'ın yeniden aday olabilmesi için gerekli erken seçime destek vereceğini, seçimde de en azından CHP'ye destek vermeyeceğini söylemişti.

Bu kez ise daha açık konuşuyor:

“Bugün Özgür Özel tarafı, Türk solu ve Ali'siz Aleviler bir panik içinde. Denge değişti. DEM Parti, Cumhur İttifakı'nı destekleyecek.”

Aynı gün Ruşen Çakır'a verdiği söyleşide ise CHP ve YENİ Parti açısından tablonun neden zorlaştığını şöyle tarif ediyor: “Bir yandan Kürtlerin oyunu almak istiyorlar, bir yandan da ulusalcılardan kopmak istemiyorlar. ... Bu mümkün değil.”

Tan'ın söylediklerinin doğru olup olmadığını zaman gösterecek.

Fakat burada bence asıl tartışılması gereken Altan Tan'ın haklı olup olmadığı değil.

DEM Parti gerçekten böyle bir konuma gelmişse, bu konumu ne için kullanacak?

Çünkü birkaç yıl önce Türkiye'de bambaşka bir siyasi tablo vardı.

DEM'in öncülü HDP ve ardından DEM Parti, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP'ye ve Erdoğan karşıtı bloğa çok daha yakın bir pozisyonda duruyordu. 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu'nun Kürt seçmenden aldığı destek, bunun en somut göstergelerinden biriydi.

Bugün ise aynı siyasi hareketin Cumhur İttifakı'yla birlikte hareket etmesi ihtimali konuşuluyor.

Üstelik Meclis'ten geçen çerçeve yasa konusunda CHP'nin de sürece çeşitli biçimlerde destek vermesine rağmen DEM'in kendisini siyasetin merkezindeki belirleyici aktör olarak konumlandırdığı görülüyor.

Burada DEM Parti açısından önemli bir gerçek var:

Cumhurbaşkanlığı sistemi onları olduğundan daha büyük bir siyasi aktör haline getiriyor.

Çünkü yüzde birkaç puanlık bir seçmen kitlesi bile iki büyük siyasi blok arasındaki dengeyi değiştirebiliyor.

Dolayısıyla herkes DEM'in kapısını çalmak zorunda.

Bu, DEM açısından büyük bir siyasi fırsat.

Ama tam da bu nedenle DEM'e şu soruyu sormak gerekiyor:

Bu gücü ne için kullanacaksınız?

Daha fazla belediye mi?

Daha fazla anayasal güvence mi?

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi?

Kürt meselesinin demokratik çözümü mü?

Yeni bir anayasa mı?

Yoksa esas hedef, hangi siyasi blok daha fazla taviz verirse onunla birlikte hareket etmek mi?

Siyasette ittifak değiştirmek elbette suç değildir.

Dün CHP ile yan yana gelen bir siyasi hareket bugün AK Parti veya MHP ile konuşabilir. Altan Tan'ın geçmişte söylediği gibi siyaset biraz da sonuç alma sanatıdır. Nitekim Tan, 2023'te DEM'in iktidarla da muhalefetle de görüşebileceğini, önemli olanın görüşmelerin açık ve şeffaf olması gerektiğini söylemişti.

Fakat burada başka bir problem ortaya çıkıyor.

Bir siyasi hareket sürekli olarak kendi pazarlık gücünü artırmaya çalışırken, ülkenin geri kalanına nasıl bir siyasal gelecek öneriyor?

Çünkü DEM'in bugün elde ettiği “özgül ağırlık”, yalnızca kendi siyasi başarısından kaynaklanmıyor.

Büyük ölçüde mevcut seçim sisteminin ürettiği bir sonuç.

İktidar ile CHP arasındaki mücadele sertleştikçe DEM'in birkaç puanlık oyu stratejik hale geliyor.

Dolayısıyla DEM, kendisini olduğundan daha büyük bir siyasi aktör olarak konumlandırmakta son derece şanslı.

Ama bunun karşılığında toplumun DEM'den daha fazla şey istemesi gerekmez mi?

“Siz kimi iktidar yapacaksınız?” sorusundan önce “Nasıl bir iktidar istiyorsunuz?” sorusunun cevabını vermesi gerekmez mi?

Üstelik bütün bu tartışmanın dışında şimdilik çok önemli bir başka isim duruyor:

Selahattin Demirtaş.

Bugün çeşitli kamuoyu araştırmalarında Demirtaş'ın ciddi bir cumhurbaşkanlığı seçeneği olarak ortaya çıktığı görülüyor. Peki Demirtaş yarın özgür olur ve aday olursa?

Bütün bu hesaplar ne olacak?

DEM Parti Erdoğan'ı mı destekleyecek?

Demirtaş kendi adaylığını mı koyacak?

DEM seçmeni parti yönetiminin işaret ettiği adaya mı yönelecek, yoksa Demirtaş'ın arkasında mı duracak?

Daha önemlisi:

DEM Parti ile Demirtaş'ın siyasi geleceği aynı şey mi?

Bunların cevabını bugün kimse bilmiyor.

Fakat şu soruyu bugünden sormakta fayda var:

DEM Parti kendisini Türkiye siyasetinde belirleyici bir aktör olarak görüyorsa, yalnızca “bize ne vereceksiniz?” sorusunu sormakla yetinmemeli.

Türkiye toplumuna da bir cevap vermeli:

Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsunuz?

Nasıl bir hukuk sistemi?

Nasıl bir demokrasi?

Nasıl bir anayasa?

Nasıl bir ekonomik düzen?

Nasıl bir devlet?

Ve en önemlisi, Türkler, Kürtler, Aleviler, Sünniler, muhafazakârlar, sekülerler ve bütün diğer toplumsal kesimlerin birlikte yaşayacağı Türkiye'yi nasıl tarif ediyorsunuz?

Çünkü DEM Parti gerçekten Türkiye'nin geleceğini belirleyecek kadar güçlü bir aktör haline geldiyse, artık mesele yalnızca “Erdoğan mı, Özel mi?” meselesi değildir.

Mesele artık şudur:

DEM Parti kimi iktidar yapacağını değil, nasıl bir Türkiye kurmak istediğini anlatmalıdır.

Belki de Türkiye'nin DEM Parti'ye sorması gereken en basit ve en zor soru budur:

“Kimi iktidar yapacağınızı anladık. Peki bizi nasıl bir ülkede yaşatmak istiyorsunuz?”

Özgür Özel Recep Tayyip Erdoğan DEM Parti Türkiye Selahattin Demirtaş