Siyasetin kelime oyunu
Siyasette bazen tek bir kelimenin ne kadar ağır bir yük taşıdığını, ancak günün sonunda o kelime sessizce değiştirildiğinde anlıyoruz. Pervin Buldan ile Devlet Bahçeli’nin geçen haftaki görüşmesi sonrasında yaşanan tam da bu. Buldan, sürecin “ikinci aşamaya geçtiğini” ve artık “yasal, hukuki zemine ihtiyaç” olduğunu söyledi. Normal şartlarda bu ifade, süreci ciddiye almak isteyen bir siyasetçinin teknik bir değerlendirmesi olarak okunabilirdi.
Ama burada kilidi açan isim Bahçeli oldu. Çünkü Bahçeli, Buldan’ın cümlelerine “her kelimesine imzamı atarım” diyerek destek verdi.
Şimdi sıkı duralım:
Bu süreç daha birkaç hafta önce Bahçeli’nin ağzından “şartsız, şurtsuz” başlamıştı.
Evet, yanlış duymadınız: Şartsız şurtsuz.
Sürecin başı böyle açılmışken bugün geldiğimiz noktada “yasal zemine ihtiyaç” ifadesinin benimsendiğini duyunca insanın aklına tek bir soru geliyor:
Madem bir yasaya ihtiyaç var, bu neyin koşulsuzluğu?
Siyaset sahnesinde “şart” kelimesi gürültü koparır, itiraz doğurur, müzakere sıkıntısı yaratır. “Şartsız şurtsuz” demek ise en geniş manada bir iyi niyet jestidir. Fakat gelin görün ki, işler her zaman kelimelerin vaat ettiği kadar sade ilerlemiyor.
Çünkü “yasal ihtiyaç” dediğiniz şey doğası gereği bir şarttır.
Yasa olmadan sürecin ilerlemeyeceğini söylüyorsanız, bunun adı ister “şart” olsun ister “ihtiyaç”, sonuç aynıdır: Bağlayıcı bir gereklilik.
Ama belli ki siyasette kelimenin tadını yumuşatmak istendiğinde “şart” yerine “ihtiyaç" demek daha kullanışlı duruyor. Sanki “ihtiyaç”, sürecin kendi doğal akışı içinde kendiliğinden belirmiş bir zorunlulukmuş gibi. Yani kimse bir şey talep etmiyor, kimse masaya bir koşul koymuyor da süreç olgunlaşmış, artık “yasal zemine ihtiyaç” var…
Güzel hikâye.
Fakat siyasetin pratik tarafı bu söz oyunlarını affetmez. Bir süreç için yasa çıkaracaksanız, bu sürecin koşullarını belirlemiş oluyorsunuz demektir. Üstelik bu koşullar, siyasi demeçlerden çok daha bağlayıcıdır.
Söz uçar, yasa kalır.
Bahçeli’nin “şartsız şurtsuz”dan “Buldan’ın her kelimesine imzam var” çizgisine gelmesi, elbette ki sadece dildeki bir esneklik değil. Bu, siyasetin o meşhur “duruma göre pozisyon alma” refleksinin yeni bir örneği. Milliyetçi bir parti lideri olarak hem süreci sahipleniyor, hem de bunun “yasal ihtiyaç” kümesine girdiğini kabul ediyor.
Peki o “yasal ihtiyaç” ne?
Bir çerçeve yasa mı?
Mevzuatta makyaj mı?
Daha büyük bir anayasal tartışmanın kapısı mı?
Henüz bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz: Bir yasal düzenleme olmadan ilerlemeyecek bir süreç, teknik olarak koşullu bir süreçtir.
Bu yüzden “şartsız şurtsuz” söylemi, bugün kendi içinde hükümsüz kalmış durumda.
Burada asıl ilginç olan ise şu çelişki:
Bizzat Bahçeli, sürecin başında “şartsız şurtsuz” diyerek zemini bütün koşullardan arındırdı.
Ama şimdi bir yasal ihtiyaç öne sürüldüğünde, buna da itiraz etmiyor; tam tersine, Buldan’ın bu tespitini kendi cümlesiymiş gibi benimsiyor.
Hal böyle olunca ister istemez şu ironik sonuç çıkıyor:
Adına “şart” demeyince şart olmaktan çıkıyor sanıyoruz.
Evet, siyasetin kelimeleri eğip büken alışkanlığı burada yine sahnede. Bir kelimeyi değiştiriyoruz, anlamının değiştiğine inanıyoruz. “İhtiyaç” diyoruz, sanki o ihtiyaç bir bağlayıcılık taşımıyormuş gibi davranıyoruz. Oysa ortada apaçık bir durum var:
Yasal ihtiyaç → Yasal düzenleme
Yasal düzenleme → Sürecin koşulu
Dolayısıyla yasal ihtiyaç = bir şart.
Bu eşitlik kâğıt üzerinde değil, siyasetin yanı başında duruyor. Ama siyaset, özellikle de Türkiye’de, zor konulara girerken önce kelimeleri yumuşatmayı sever.
Sonuçta bütün bu tartışmadan geriye şu soru kalıyor:
Şartların adı değişince, şartlar da değişmiş mi oluyor?
Siyaset böyle olmasını istiyor olabilir. Fakat gerçeklik kelimelerden daha inatçı. Eğer yasal düzenleme olmadan ilerlenemeyecekse, süreç “şartsız şurtsuz” başlayıp “yasal ihtiyaçlı” devam ediyor demektir.
Bu da siyasetin kelime oyunlarından çok, güç dengelerinin nereye evrildiğiyle ilgilidir.