Silahlara veda

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

PYD terörü ve silahlı mücadeleyi bunlardan daha fazlasını elde etmek için sürdürüyorlardı ise, sıra şimdi diğer taleplerine de gelecek mi? Yoksa masaya vurduk ve razı oldular durumu mu var? Öyle ise keşke daha önce vursaydık diye geçiyor insanın içinden.

Suriye'de Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri'nin, Suriye ordusuna katılarak bağımsız bir askerî yapı olmaktan çıkması ilk bakışta bir örgütün tasfiyesi gibi görünüyor.

Fakat uluslararası basının haberlerine biraz daha yakından bakınca, bunun yalnızca “silah bıraktılar” cümlesiyle anlatılabilecek kadar basit olmadığı görülüyor.

Reuters gelişmeyi, “Suriye'nin Kürt liderliğindeki SDF'si Şam'la entegrasyonun bir parçası olarak feshedildi” şeklinde duyurdu. AP ise SDF'nin “Suriye ordusuyla birleşmesinin ardından feshedildiğini” yazdı.

Bu iki başlık bile meseleyi anlatıyor.

Ortada yalnızca silahını bırakan bir yapı yok.

Silahlı yapı devletin içine alınıyor.

Daha önemlisi, bu dönüşüm bazı siyasi ve kültürel kazanımlarla birlikte gerçekleşiyor.

Suriye yönetimi Kürtleri ülkenin asli unsurlarından biri olarak tanıdı. Kürtçenin eğitimde kullanılmasının önü açıldı. Kürtçe müfredat ve ders kitapları hazırlanmaya başlandı. Daha önce vatandaşlık sorunları yaşayan Kürtler için düzenlemeler yapıldı.

SDF'nin eski komutanlarından Sipan Hamo'nun Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilmesi de bunun en dikkat çekici örneklerinden biri.

Yani örgüt kadroları bütünüyle tasfiye edilmiyor.

Bir bölümü devletin içine taşınıyor.

Al Jazeera'nın değerlendirmesi de dikkat çekici. Haber, SDF'nin bağımsız askerî güç olarak ortadan kalkmasını, Kürt haklarını tanıyan daha geniş bir anlaşmanın parçası olarak ele alıyor.

Avrupa Parlamentosu'nun araştırma birimi ise ortaya çıkan yeni düzenin bazı yönlerini daha soğukkanlı biçimde ortaya koyuyor: SDF'nin geniş toprak kontrolü sona eriyor, petrol sahaları merkezi devletin denetimine geçiyor ve Kürtlerin istediği geniş adem-i merkeziyetçi yapı konusunda taleplerinin tamamı karşılanmış değil.

Demek ki ortada bir zafer de yok, bir tam teslimiyet de.

Bir pazarlık var.

Ve bu pazarlığın en önemli tarafı şu:

Silahlı yapıdan vazgeçiliyor, fakat siyasi ve kültürel kazanımların önemli bir bölümü korunuyor.

Burada Türkiye açısından çok daha önemli bir soru ortaya çıkıyor.

Türkiye yıllardır Suriye'nin kuzeyindeki YPG/SDF yapılanmasını PKK'nın Suriye uzantısı olarak gördü. Sınırın hemen ötesinde bağımsız bir silahlı Kürt yapılanmasının bulunmasını güvenlik tehdidi kabul etti.

Şimdi o askerî yapı ortadan kalkıyor.

Reuters da Türkiye'nin SDF'nin feshedilmesini uzun süredir istediğini ve gelişmeyi “Terörsüz Türkiye” süreciyle birlikte değerlendirdiğini aktarıyor.

Bu Türkiye açısından önemli bir sonuç.

Ama meselenin başka bir tarafı daha var.

Eğer bir örgüt silah bırakmanın karşılığında dilini, kültürünü, eğitim hakkını, vatandaşlık sorunlarını, siyasi temsilini ve kadrolarının devlet içindeki varlığını güvence altına alabiliyorsa, o zaman şu soruyu sormak gerekiyor:

Silahlı mücadele artık ne için sürdürülecek?

Bu soru yalnızca Suriye için de geçerli değil.

Çünkü Ortadoğu'da yıllardır birbirine benzeyen bir yöntem izleniyor.

Örgüt silaha sarılıyor.

Devlet mücadele ediyor.

Yıllar geçiyor.

Sonra savaşın yarattığı maliyet büyüyor.

Ve nihayet taraflar masaya oturuyor.

Masada ise yıllarca silahla elde edilemeyen bazı haklar, siyasi pazarlığın konusu haline geliyor.

Suriye'de şimdi bunun yeni bir örneğini görüyoruz.

Mazlum Abdi'nin açıklaması da bu değişimi oldukça açık biçimde ortaya koyuyor. EFE'nin aktardığına göre Abdi, yeni dönemi “savaş alanlarından inşa alanlarına geçiş” olarak tarif ediyor.

Bu cümle üzerinde düşünmeye değer.

Çünkü eğer gerçekten savaş alanlarından inşa alanlarına geçiliyorsa, örgüt açısından bunun anlamı yalnızca “silah bırakmak” değildir.

Strateji değiştirmektir.

Dağdaki güçten devlet içindeki güce…

Silahlı kontrolden siyasi etkiye…

Ayrı bir yapı kurma arayışından mevcut devletin kurumları içinde ağırlık kazanmaya…

Belki de asıl dönüşüm budur.

Bu nedenle SDF'nin feshi konusunda “Türkiye istedi, örgüt kaybetti” demek de, “Kürt hareketi kazandı” demek de tek başına yeterli değildir.

Çünkü örgütün kaybettiği çok şey var.

Bağımsız askerî güç sona eriyor.

Geniş toprak kontrolü sona eriyor.

Özerk askerî yapı sona eriyor.

Petrol sahaları üzerindeki doğrudan kontrol merkezi devlete geçiyor.

Fakat kazandığı şeyler de küçümsenecek gibi değil.

Kimliğinin tanınması, Kürtçe eğitim, vatandaşlık hakları, devlet kurumlarında temsil ve siyasi alan.

Öyleyse belki de asıl mesele “PYD neden feshedildi?” değildir.

Asıl mesele:

PYD/SDF neden şimdi feshedilmeyi kabul etti?

Cevabı belki de çok basit:

Çünkü artık silahla elde etmeye çalıştığı bazı şeyleri silah bırakmadan da elde edebileceği bir zemin oluştu.

Eğer bu doğruysa, bundan sonrası için daha büyük bir soru var.

Terör örgütleri gerçekten yalnızca silahlarını mı bırakacaklar, yoksa silahın arkasındaki siyasi talepler de devletlerin yeni düzeninde karşılanmaya mı başlayacak?

Ve eğer ikinci ihtimal gerçekleşecekse, Suriye'deki gelişme yalnızca Suriye'nin meselesi olmayacaktır.

PKK için, Türkiye için, İran'daki PEJAK için ve Irak'taki Kürt yapılanmaları için de yeni bir dönemin habercisi olabilir.

Belki Ortadoğu'da yeni denklem şudur:

Silahı bırakana ne verileceği değil, silahı bırakmanın karşılığında neyin verilebileceği konuşuluyor.

Ve bu noktada sorulması gereken en zor soru da şu:

Eğer silah bırakmanın karşılığı buysa, örgütler daha fazlasını elde etmek için neden yeniden silaha sarılsın?

Asıl sınav şimdi başlıyor.