Sanki Yeşilçam
Bir televizyon kanalı “artık sürdüremiyoruz” diyerek kapandığını açıkladı. Bu cümle artık bir veda değil, medya dünyasında neredeyse rutin bir dipnot şeklinde okunacak gibi. Öncesinde yüksek ücretlerle transfer edildiği söylenen gazetecilerin işten çıkarılması, ardından ekonomik gerekçeler, daralan reklam pastası ve “kaçınılmaz şartlar”… Resmin tamamına bakıldığında ortada kesin hükümlerden çok, yan yana gelmiş çok sayıda soru işareti var.
Son dönemde her görüşten medya mensubunun çeşitli iddialar nedeniyle kamuoyunun dikkatini çektiği bir süreç yaşanıyor. Altını özellikle çizmek gerekiyor: Bunların tamamı henüz kesinleşmiş yargılar değil. Çoğu yargı mercilerinin konusu dahi olmamış, bir kısmı kulis bilgisi, bir kısmı söylenti, bir kısmı ise kamuoyuna “iddia” olarak yansıyan başlıklar. Hukukun temel ilkesi açıktır; ispatlanmamış hiçbir iddia gerçek kabul edilemez.
Ama tam da bu noktada başka bir gerçek, herkesin gözü önünde duruyor.
Bu medya figürlerinin yaşadığı ışıltılı hayatlar, büyük sahneler, pahalı mekânlar, gösterişli roller ve “başarı” vitrini bir iddia değil; açık, görünür ve inkâr edilemez bir tablo. Ekranlarda, sosyal medyada, davetlerde ve stüdyo aralarında sergilenen bu hayatlar, sadece bir yaşam tarzı değil, aynı zamanda bir mesleğin nasıl temsil edildiğine dair güçlü bir mesaj sundu. Ve bu temsil, zamanla bir yıpranma alanına dönüştü.
Sormak gerekiyor: Gazetecilik ne zaman sade bir meslek olmaktan çıkıp sahne sanatına yaklaştı?
Yeşilçam filmlerini hatırlayalım. Meşhur olmak için evden kaçan çocuklar vardı. Büyük hayallerle İstanbul’a gelir, ışıkların altına koşarlardı. Kamera, alkış, şöhret… Ama filmler hep bir uyarı taşırdı: Sahne parlaktır, fakat bedeli ağırdır. Bugün medya dünyasında yaşananlar bu hikâyeleri fazlasıyla andırıyor. Tek fark, artık siyah-beyaz değil; yüksek çözünürlükte, sponsorlu ve sürekli yayında.
Bu insanlar nasıl bu kadar hızlı yükseldi? Bu kadar görünür, bu kadar etkili ve bu kadar pahalı hâle geldiler? Bu soruların cevabı yargının değil, toplumun tartışma alanında. Çünkü burada konuşulan şey suç isnadı değil; bir meslek pratiğinin nasıl dönüştüğü.
Dün gazetecilik, güce mesafe koymakla tanımlanırdı. Bugün ise gücün hemen yanında durmanın “etki alanı” sayıldığı bir düzen mi oluştu? Yüksek ücretlerin, konforlu hayatların ve kesintisiz ekran sürelerinin karşılığında gerçekten haber mi üretildi, yoksa sadece rol mü oynandı?
İroni tam da burada kendini gösteriyor. Dün “bağımsızlık” vurgusu yapanların bir kısmı, bugün hangi ilişki ağlarının içinde anıldıkları sorusuyla karşı karşıya. Elbette bu soruların hiçbiri tek başına hüküm değildir. Ama toplumun şu şaşkınlığı da gerçek: Bu kadar ışıltı, bu kadar hızlı yükseliş ve bu kadar kapalı devre ilişki normal miydi?
Bir kanal kapanıyor, bir platform sessizleşiyor. Ama aynı yüzler, aynı üslup, aynı büyük cümleler bir sonraki sahneye hazırlanıyor gibi. Oysa herkesin gözleri önünde yaşanan şey bir başarı hikâyesi değil; yavaş ve görünür bir yıpranma. Mesleğin itibarı aşınıyor, sözün ağırlığı azalıyor, ekranın parlaklığı gerçeği örtmeye yetmiyor.
Ve bu tablo yalnızca medya dünyasını ilgilendirmiyor. Çünkü bu sahneler, bu hayatlar ve bu hızlı “başarı” anlatısı gençlerin hayata bakışını da etkiliyor. Emekle değil görünürlükle, bilgiyle değil ilişkiyle, sabırla değil ani parlamayla yol alınabileceği fikri, sessizce normalleşiyor.
Belki de en kritik soru şu: Gazetecilik mi popüler kültüre teslim oldu, yoksa popüler kültür mü gazeteciliği yeniden yazdı?
Kimse masumiyet karinesini yok sayamaz. İddialar iddiadır; gerçekler ancak hukukla ortaya çıkar. Ama herkesin gözü önünde yaşanan bir başka gerçek daha var: Işıltılı sahneler, uzun vadede kimseyi korumuyor. Ne mesleği, ne itibarı, ne de hikâyeyi.
Yeşilçam filmleri bu yüzden hâlâ hatırlanır. Çünkü sonunda ışıklar söndüğünde geriye kalan şey şöhret değil, insanın ne olduğu sorusudur. Bugün medya sahnesinde de aynı soru dolaşıyor: Bu kadar parlak hayatların ardında gerçekten ne vardı?
Ve perde kapanırken salonda yankılanan o tanıdık cümle tekrar duyuluyor:
Bu hikâyeden ders çıkarılacak mı, yoksa bir sonraki film için yine evden kaçan çocuklar mı hazırlanıyor?
Formun Üstü
Formun Altı
.