Medyanın yön bulma refleksi
Bugünkü tartışma Hafize Gaye Erkan'ı yeniden gündeme getirdi; fakat asıl soru, onu önce kahramanlaştırıp sonra eleştiren medya düzeninin kimi, ne zaman ve neden savunduğudur.
Hafize Gaye Erkan, Merkez Bankası Başkanlığı görevinden ayrılmasının üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yeniden gündemde. Bu kez tartışmanın konusu ekonomi yönetimi değil, Bodrum'daki yazlık sitesinde yaşandığı ileri sürülen olaylar. Kamuoyuna yansıyan iddiaların ardından iktidara yakın medya organlarının bir bölümünde Erkan'a yönelik oldukça sert eleştiriler de yapıldı. Bu eleştirilerin haklı olup olmadığı ise elbette ortaya konulacak somut bilgi ve belgelerle değerlendirilmesi gereken ayrı bir mesele.
Ancak bugünkü tartışma, başka bir soruyu hatırlamak açısından önemli bir vesile. Çünkü bu yazının asıl konusu Hafize Gaye Erkan değil. Konumuz, bir kişinin siyasi iktidarın tercihiyle yükselirken nasıl kahramanlaştırıldığı, aynı kişinin iktidarın desteğini kaybetmesinin ardından nasıl hızla eleştiri konusu haline gelebildiği ve bunun hem desteklenen kişiye hem de kamuoyuna ne anlattığıdır.
Erkan'ın yaklaşık sekiz aylık Merkez Bankası Başkanlığı bu açıdan oldukça öğretici bir örnektir.
2023 yılının Haziran ayında Merkez Bankası Başkanlığına atandığında Erkan'ın kamuoyuna sunuluş biçimi son derece olumluydu. Türkiye gazetesi, onun uluslararası kariyerini öne çıkarırken “Müthiş Türk Kızı” başlığını kullanıyordu. Princeton, Goldman Sachs ve First Republic Bank gibi kurumlar üzerinden anlatılan kariyer, yalnızca bir bürokratın özgeçmişi değildi; aynı zamanda yeni ekonomi yönetiminin başarı hikâyesinin önemli bir parçasıydı.
Yeni Şafak'ta da benzer bir çerçeve görüldü. Erkan'ın uluslararası deneyimi ve liyakati vurgulanırken, Mehmet Şimşek'le birlikte yeni ekonomi yönetiminin temel aktörlerinden biri olduğu anlatıldı.
Levent Yılmaz, 15 Haziran 2023 tarihli yazısında Şimşek ve Erkan'ın yeni ekonomi yönetiminin iki temel ayağını oluşturduğunu yazıyor, ilerleyen dönemde ise Erkan'ın Enflasyon Raporu sunumundaki hazırlığını ve konuya hâkimiyetini olumlu değerlendiriyordu. Ali Saydam'ın Aralık 2023'teki değerlendirmesinde ise Cevdet Yılmaz, Mehmet Şimşek ve Hafize Gaye Erkan birlikte ele alınıyor; bu üçlünün Türkiye ekonomisinde “güven sağlama konusunda büyük yol katettiği” savunuluyordu.
Bütün bunlar elbette bir gazetecinin yeni göreve gelen bürokratı desteklemesinin doğal sınırları içinde değerlendirilebilir. Sorun destek verilmesi değildir. Sorun, desteğin hangi koşullarda ve ne zaman eleştiriye dönüştüğüdür.
Aralık 2023'te Erkan'ın İstanbul'da ev bulamadığı için annesinin yanında yaşadığını söylemesiyle tartışmanın tonu değişmeye başladı. Ardından Bodrum'da milyon avroluk villa aldığına ilişkin haberler gündeme geldi. Birkaç ay önce uluslararası başarı, liyakat ve kariyer üzerinden anlatılan Erkan, bu kez yaşam biçimi ve kişisel tercihleri üzerinden tartışılıyordu.
Ocak 2024'e gelindiğinde ise eleştirilerin dozu daha da yükseldi. Rasim Ozan Kütahyalı'nın sosyal medya paylaşımlarında Erkan ve Merkez Bankası yönetimiyle ilgili iddialar aktarılırken “Rezalet rezalet rezalet…” ifadeleri kullanıldı. Kurum içindeki gerilim ve Erkan'ın ailesiyle ilgili iddialar kamuoyunun gündemine taşındı.
Böylece birkaç ay içerisinde aynı kişi için kullanılan iki farklı portre ortaya çıkıyordu.
Bir tarafta:
“Müthiş Türk Kızı”, uluslararası finans uzmanı, liyakatli yönetici, Türkiye'nin gururu...
Diğer tarafta:
“Rezalet”, kurum içi sorunlar, aile müdahalesi ve görevden alınma tartışmaları...
Burada elbette Erkan'ın hiç hata yapmadığını veya hakkındaki iddiaların doğru olmadığını söylemek mümkün değildir. Tam tersine, bir kamu görevlisinin yaptığı hataların, görev sürecindeki sorunların ve hakkında ortaya atılan ciddi iddiaların gazeteciler tarafından araştırılması ve eleştirilmesi gerekir.
Peki bu eleştiriler neden daha önce yapılmadı?
Çünkü sağlıklı bir medya düzeninde gerçek destek, bir kişiyi iktidarın atadığı ilk gün itibarıyla savunmak ve siyasi desteği devam ettiği sürece onun kusurlarını görmezden gelmek değildir. Gerçek destek, kişinin yanlışını iktidarın o kişiye verdiği destek devam ederken de söyleyebilmektir.
Aksi halde ortaya garip bir kamuoyu mekanizması çıkıyor.
Sosyal medyada da bunun çok sayıda örneğini görüyoruz. Bir isim, iktidarın tercihiyle önemli bir göreve getirildiğinde kısa sürede “kahraman”, “liyakat abidesi”, “ülkenin kurtarıcısı” olarak tanımlanabiliyor. Aynı isim siyasi veya kurumsal desteği kaybettiğinde ise bu kez “beceriksiz”, “ihanet eden”, “sorunlu” veya benzeri ağır sıfatlarla tanımlanabiliyor.
Oysa insanlar sekiz ay içerisinde bu kadar dramatik biçimde değişmezler.
Bu nedenle Hafize Gaye Erkan örneğini yalnızca bir Merkez Bankası Başkanı'nın yükselişi ve düşüşü olarak okumak eksik kalır. Daha önemli olan, onun üzerinden Türkiye'deki medya-siyaset ilişkisine ilişkin ortaya çıkan tablodur.
Üstelik bu tablo yalnızca iktidara yakın medya açısından da değerlendirilmemeli. Muhalif medya da zaman zaman aynı kolaycılığa başvurabiliyor. Bir siyasi aktörü bütünüyle kötü, diğerini bütünüyle iyi kabul etmek; kişileri kendi performanslarından ziyade ait oldukları siyasi kampla değerlendirmek, gazeteciliğin en temel işlevlerinden biri olan denetleme görevini zayıflatıyor.
Bir insanın önce göklere çıkarılması, sonra yerden yere vurulması, her iki durumda da onun gerçek performansından bağımsız gerçekleşiyorsa, burada yalnızca o kişinin değil, kamuoyunu bilgilendiren mekanizmanın da sorgulanması gerekir.
Çünkü zamanında yapılan eleştiri yalnızca kamuoyu oluşturmaz; aynı zamanda yöneticiyi uyarır, yanlışın düzeltilmesini sağlar ve kurumun itibarını korur. Bir bürokratın hatalarını, siyasi iktidarın desteği sürerken söylemek hem daha cesur hem de kamu yararı açısından daha değerlidir.
Eleştirinin siyasi destek sona erdikten sonra başlaması ise çoğu zaman başka bir sonuç doğurur: Daha önce savunulan kişi bir anda bütün sorunların kaynağı haline getirilir.
Bu durum en çok da desteklenene zarar verir.
Çünkü gerçek destek, bir insanı her koşulda savunmak değildir. Gerçek destek, yanlış yaptığında onu zamanında uyarmaktır.
Hafize Gaye Erkan bugün yeniden gündemde. Bugünkü tartışmaların gerçeğini elbette somut veriler belirleyecek. Fakat bu vesileyle geçmişe bakıldığında daha önemli bir soru karşımıza çıkıyor:
İktidara yakın medya, iktidarın atadığı kişileri kendi performanslarına göre mi değerlendiriyor; yoksa iktidarın o kişiler hakkındaki değerlendirmesini mi kamuoyuna taşıyor?
Geç gelen eleştiri, çoğu zaman kamu yararına hizmet eden bir gazetecilik faaliyeti değil; değişmiş bir siyasi pozisyonun ardından oluşturulan yeni bir anlatıdır.