İnanç zedelenmesi
Diyelim ki muhalefet belediye başkanlarının önemli bir bölümü gerçekten suça bulaşmış olsun. Diyelim ki yürütülen soruşturmaların tamamı hukuki açıdan kusursuz ilerlesin ve mahkemeler sonunda verilen kararların tamamı tartışmasız kabul görsün. Hatta bunun da ötesine gidelim; partisinden ayrılarak iktidar saflarına geçen bütün siyasetçilerin de tamamen temiz olduğu, haklarında en küçük bir şaibenin bulunmadığı varsayılsın.
Bütün bu varsayımlar doğru olsa bile bugün Türkiye'de oluşan algıyı açıklamak kolay olmayacaktır.
Çünkü siyasette yalnızca hukuki gerçeklik değil, kamuoyunun adalet duygusu da belirleyicidir. İnsanlar sadece "kim suçlu?" sorusunu değil, "hukuk herkese aynı mı uygulanıyor?" sorusunu da soruyor.
Tam da bu nedenle son dönemde belediyelere yönelik operasyonlar kadar, parti değiştiren siyasetçiler etrafında oluşan tartışmalar da dikkat çekiyor. Özellikle son günlerde kulislerde bazı belediye başkanlarının siyasi pozisyonlarını değiştirebileceğine ilişkin iddialar yeniden gündeme gelirken, bu iddialar henüz doğrulanmış somut gelişmeler değil, siyasi kulis bilgisi olarak değerlendirilmeli.
Öte yandan son aylarda çok sayıda belediyeye yönelik soruşturma, gözaltı ve tutuklama kararları kamuoyunun gündemini belirledi. Çankaya, İzmit, Buca ve Adalar belediyeleri bunlardan sadece bazıları oldu. İktidar ise bu süreçlerin tamamen yargının bağımsız yürüttüğü hukuki soruşturmalar olduğunu savunuyor; muhalefet ise soruşturmaların siyasi nitelik taşıdığı görüşünü dile getiriyor.
Fakat tartışmanın merkezinde artık tek tek dosyalar değil, oluşan genel kanaat bulunuyor.
Toplumda giderek güçlenen kanaat şu: "Taraf değiştiren kendisini kurtarıyor."
Bu kanaatin doğru olması gerekmiyor. Siyaset açısından tehlikeli olan, doğru kabul edilmeye başlanmasıdır.
Çünkü demokrasi biraz da görünüş rejimidir. Hukukun tarafsız olduğuna toplum inanıyorsa sistem güçlenir. Aksi durumda en doğru kararlar bile siyasetin gölgesinde tartışılır.
İktidar açısından da işte en zor sınav burada başlıyor.
Çünkü iktidarın sürekli olarak "biz yargıya müdahale etmiyoruz" demesi, toplumun tamamını ikna etmeye yetmiyor. Özellikle sadece muhalefet belediyelerine yönelik yoğun operasyon görüntüsü oluştuğunda, iktidar cephesindeki siyasetçilerin veya belediyelerin aynı görünürlükte soruşturmalarla gündeme gelmemesi, "dokunulmazlık" algısını besliyor.
Algı bazen gerçekten daha güçlüdür.
Muhalefetin durumu ise belki daha da zor.
Çünkü yalnızca soruşturmalarla mücadele etmiyor. Aynı zamanda kendi içindeki parçalanmayla da uğraşıyor. Eski CHP ile oluşan yeni siyasi yapı arasında yaşanan güven problemi muhalefet seçmenini psikolojik olarak yormuş durumda. Son günlerde kurulan Yeni Parti'nin muhalefetin yeniden yapılanma iddiasıyla ortaya çıkması bu tartışmayı daha da hızlandırdı.
Tam da bu noktada yeni bir siyasi ihtimal konuşuluyor.
Eğer mesele iktidara tepki oylarını ortak bir zeminde toplamaksa, merkez sağdan ve muhafazakâr seçmenden gelebilecek destekle Yeni Parti eksenli daha geniş bir muhalefet ittifakı teorik olarak önemli bir konsolidasyon sağlayabilir.
Ancak bunun da önünde ciddi bir engel bulunuyor.
Toplum artık yalnızca partilere değil, siyaset kurumunun tamamına güven kaybediyor.
En tehlikeli gelişme de budur.
Çünkü insanlar bir süre sonra "kim haklı?" sorusunu bırakıp "hepsi aynı" demeye başlıyor.
İşte bu cümle demokrasiler için alarm zillerinin çaldığı noktadır.
Seçmenin siyasetten tamamen uzaklaşması, sandığa ilgisini kaybetmesi veya hiçbir aktöre güvenmemesi uzun vadede hiçbir partiye kazanç sağlamaz.
Bugün iktidarın kısa vadede avantaj gibi görebileceği bazı gelişmeler, yarın siyaset kurumunun tamamına yönelen büyük bir güvensizliğe dönüşebilir.
O nedenle mesele yalnızca belediye operasyonları değildir.
Mesele, hukukun eşit uygulandığına toplumun inanıp inanmadığıdır.
Muhalefetin de iktidarın da önündeki asıl sınav tam burada başlıyor.
Çünkü güven kaybedildiğinde seçim kazanmak mümkündür; fakat toplumsal meşruiyeti yeniden inşa etmek çok daha zordur.
Önümüzdeki günlerde belediye başkanlarına ilişkin yeni soruşturmalar mı konuşacağız, yeni siyasi transferler mi göreceğiz, yoksa taraflar gerilimi düşürecek yeni bir dil mi geliştirecek, bunu zaman gösterecek.
Ancak bugünden görünen bir gerçek var.
Türkiye'de artık sadece belediyeler değil, siyasetin güven sermayesi de yargılanıyor.
Ve bu davanın kararını mahkemelerden önce toplum verecek.