Emekliye 3.500 lira

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Cuma günü açıklanacak Haziran ayı enflasyon verisiyle birlikte milyonlarca emeklinin alacağı maaş da netleşecek. Beklentiler aylık enflasyonun yaklaşık yüzde 0,95 seviyesinde gerçekleşmesi yönünde. Bu gerçekleşirse SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin altı aylık enflasyon farkı yaklaşık yüzde 17,7 olacak. Böylece bugün 20 bin lira seviyesinde bulunan en düşük emekli aylığı yaklaşık 23 bin 542 liraya yükselecek. Ancak rakam büyüyor gibi görünse de,gerçekte değişen çok az şey olacak. Çünkü sorun maaşın kaç lira olduğundan çok, o maaşın ne alabildiği meselesidir.

Bugün Türkiye'nin gerçek gündemi siyaset kulisleri, parti transferleri ya da sosyal medya tartışmaları değildir. Gerçek gündem; ayın sonunu getiremeyen emeklidir, pazara çıkarken hesap makinesi kullanan vatandaştır, torununa harçlık vermekten çekinen dededir.

Yaklaşık 23 bin 500 liralık bir maaş ilk bakışta önemli bir artış gibi sunulabilir. Oysa bu rakamın satın alma gücüne bakıldığında tablo oldukça farklıdır.

Türk-İş'in açıkladığı açlık sınırı dikkate alındığında bu maaş, dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı beslenebilmesi için gereken tutarın yaklaşık üçte biri kadar altında kalmaktadır. Yani emeklinin maaşı, daha faturalar ödenmeden, kira konuşulmadan, ilaç masrafı hesaba katılmadan bile temel gıda ihtiyacını karşılayacak seviyenin gerisindedir.

Üstelik yılın ilk beş ayında gerçekleşen gıda enflasyonu yüzde 19,7 seviyesine ulaşmış durumda. Beklenen yüzde 17,7'lik maaş artışı ise yalnızca gerçekleşen enflasyonu telafi etmeye çalışıyor; marketteki fiyat artışlarının bile gerisinde kalıyor. Çünkü enflasyon ortalama bir sepete göre hesaplanırken emeklinin harcama sepeti ağırlıklı olarak gıda, sağlık ve konuttan oluşuyor. Bu kalemlerdeki artış ise çoğu zaman genel enflasyonun üzerinde seyrediyor.

Bir başka gerçek daha var.

Bugün Türkiye'de ortalama büyüklükte bir konutun kira bedeli birçok şehirde 24-30 bin lira bandına ulaşmış durumda. En düşük emekli maaşı, tek başına ortalama bir ev kirasını dahi karşılayamıyor. Emekli kiracıysa zaten maaşı cebine girmeden büyük ölçüde tükenmiş oluyor.

Tam da bu nedenle emekliye yalnızca enflasyon farkı vermek artık yeterli değildir.

Enflasyon farkı, refah payı değildir.

Enflasyon farkı, geçmiş altı ayda yaşanan kaybın telafisidir. O da resmi enflasyon kadar. Hayat pahalılığı ise çoğu vatandaş için açıklanan ortalamanın çok üzerinde hissedilmektedir.

Dolayısıyla emekliler için ilave bir iyileştirme artık sosyal devlet anlayışının gereğidir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır.

Son yıllarda uygulanan seyyanen artışlar kısa vadede çözüm üretmiş gibi görünse de uzun vadede yeni adaletsizlikler doğurdu. Prim ödeme gün sayısı farklı olan, yıllarca yüksek prim yatıran ile asgari prim ödeyen emeklinin maaşları birbirine yaklaştı. Hatta bazı durumlarda tamamen eşitlendi.

Oysa sosyal güvenlik sisteminin temel mantığı; daha fazla prim ödeyenin, daha uzun süre çalışan kişinin emeklilikte de bunun karşılığını almasıdır.

Bu nedenle yapılacak ilave artışın herkes için aynı miktarda belirlenmesi yerine kademeli bir sistem uygulanması daha doğru olacaktır.

En düşük maaş alan emekliye daha yüksek oranlı destek verilirken, maaş yükseldikçe bu destek kademeli biçimde azaltılabilir. Böylece hem en düşük gelir grubunun yaşam koşulları iyileştirilmiş olur hem de yıllarca yüksek prim ödeyen emeklilerin hak kaybı bir derecede önlenebilir

Ne en düşük gelir grubunu yalnız bırakmak ne de sistemin kendi içindeki hakkaniyeti bozmak.

Emeklilik, yıllarca çalışmanın ve prim ödemenin karşılığı olan kazanılmış bir haktır.Seyyanen zamlarla en altta eşitlenme sorununa bu güne kadar itiraz eden bir muhalefet de olmamıştır ne yazık ki. Muhtemelen en düşük ölçüde maaş alan emekli ile kimse arasını bozmak istemiyor.

Bugün emeklilerin büyük bölümü lüks istemiyor.

Tatile gitmekten, otomobil almaktan ya da yatırım yapmaktan bahsetmiyor.

İstedikleri şey çok daha mütevazı.

Markette fiyat etiketine korkmadan bakabilmek...

İlacını ertelememek...

Elektrik faturasını öderken kara kara düşünmemek...

Torununa bayram harçlığı verebilmek...

İnsan onuruna yakışır bir hayat sürebilmek.

Siyasetin de tam olarak bu noktaya odaklanması gerekiyor.

Günlerdir ekranlarda hangi belediye başkanının hangi partiye geçeceği, hangi milletvekilinin transfer olacağı, kimin hangi ittifaka katılacağı konuşuluyor. Oysa milyonlarca insan için bunların hiçbirisi mutfaktaki tencereyi kaynatmıyor.

Toplum da hangi siyasi görüşte olursa olsun bu cenderenin içnde yaşıyor.

Cuma günü açıklanacak enflasyon rakamı yalnızca istatistik olmayacak. O rakam, milyonlarca emeklinin önümüzdeki altı ayını nasıl geçireceğini belirleyecek.

Bu nedenle hükümetin yalnızca enflasyon farkıyla yetinmeyip, emeklilerin alım gücünü gerçekten artıracak ilave bir düzenlemeyi gündemine alması gerekiyor. Ancak bu yapılırken de seyyanen artışla tüm maaşları birbirine yaklaştıran uygulamalar yerine, prim sisteminin adaletini koruyan kademeli bir model tercih edilmelidir.

Çünkü güçlü sosyal devlet, sadece maaş artıran değil; hakkaniyeti de koruyan devlettir. Ve unutulmamalıdır ki, bir ülkenin emeklisinin yaşam standardı, aslında o ülkenin sosyal adalet anlayışının en önemli göstergelerinden biridir.

Emekli ekonomi