Dündür bugün başka bir gündür

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Türkiye siyasetinde “dün dündür, bugün bugündür” sözünün artık yeni bir versiyonuna ihtiyaç var. Çünkü bugün mesele yalnızca siyasetçilerin fikir değiştirmesi değil. Asıl dikkat çekici olan, siyasetçinin değişimine toplumun, medyanın ve özellikle yeni medyanın neredeyse eş zamanlı biçimde uyum sağlayabilmesi.

Dün başka bir siyasi çizginin temsilcisi olarak konuşan, bugün başka bir partinin saflarında aynı öz güvenle konuşabiliyor. Dün eleştirdiği politikaları bugün savunabiliyor. Dün siyasi rakibi hakkında kullandığı sert cümleleri bugün kendi yeni siyasi çevresinin diliyle yeniden kurabiliyor. Üstelik bu değişim yalnızca parti yöneticilerinde görülmüyor.

Seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları da bu dönüşümün önemli aktörleri.

Bir siyasi partiye oy verilerek seçilmiş bir milletvekili, daha sonra başka bir siyasi yapıya geçtiğinde yalnızca siyasi adresini değiştirmiyor. Bir anlamda kendisini seçen seçmenin verdiği siyasal temsilin de yeni bir çerçeveye taşınmasına aracılık ediyor. Benzer biçimde bir belediye başkanı, seçildiği siyasi kimlikten başka bir siyasi kimliğe geçtiğinde, beraberinde yalnızca kendisini değil, seçilmiş olmanın getirdiği meşruiyet duygusunu da yeni adresine taşıyor.

Burada tartışılması gereken, insanların fikir değiştirme hakkı değil.

Demokratik siyasette fikir değiştirmek meşrudur.

Hatta değişen şartlar karşısında aynı düşüncede ısrar etmektense fikrini değiştirebilmek, siyasal olgunluğun bir göstergesi bile olabilir. Fakat bunun bir başka boyutu var: Fikir değiştirmek ile siyasi kimlik değiştirmek arasındaki mesafe açıldığında, seçmenin temsil iradesi nasıl yorumlanacaktır?

Daha önemlisi, bu değişimlerin toplum tarafından neden bu kadar kolay kabul edildiğini nasıl açıklayacağız?

Burada yeni medya sosyolojisi devreye giriyor.

Çünkü yeni medya artık siyasetin yalnızca anlatıldığı bir alan değil; siyasetin yeniden üretildiği bir alan. Siyasi aktör yeni bir partiye geçtiğinde, geçmişte söyledikleri ortadan kalkmıyor. Tam tersine, dijital ortamda hepsi birkaç saniye içinde bulunabilir hâlde duruyor. Fakat buna rağmen eski sözlerin yeni siyasi kimlikle çelişmesi çoğu zaman uzun süreli bir tartışmaya dönüşmüyor.

Yeni kimlik kuruluyor.

Yeni anlatı kuruluyor.

Ve medya çok kısa bir süre içerisinde bu yeni anlatının dilini kullanmaya başlıyor.

Sanki siyasi aktör, içine girdiği kabın şeklini alan bir sıvıya dönüşüyor.

Bu durum özellikle siyasi transferlerde oldukça dikkat çekici.

Bir siyasetçi bir partiden ayrılıp başka bir partiye geçtiğinde, yalnızca rozet değişmiyor. Bir süre sonra kullandığı kavramlar, öncelikleri, eleştirdiği meseleler, hatta geçmişe ilişkin değerlendirmeleri bile yeni siyasi çevrenin terminolojisine yaklaşmaya başlıyor.

Siyasi transfer, bazen bir adres değişikliğinden çok bir dil değişikliği hâline geliyor.

Daha ilginç olan ise bunun yalnızca siyasetçide gerçekleşmemesi.

Yeni medya da aynı hızla biçim değiştiriyor.

Dün bir siyasetçinin söylediklerini başka bir çerçevede yorumlayan medya hesabı, bugün aynı siyasetçinin yeni partisindeki pozisyonunu bambaşka bir çerçevede sunabiliyor. Dün eleştiri konusu olan bir açıklama, bugün “siyasi olgunlaşma” olarak görülebiliyor. Dün siyasi tutarsızlık sayılan bir davranış, bugün “yeni bir dönem” şeklinde açıklanabiliyor.

Böylece siyasetçi yeni kabına uyarken, medya da yeni kaba göre dilini ayarlıyor.

Bu nedenle yeni medyanın siyaset üzerindeki etkisini yalnızca “hızlı haber” veya “bilgiye kolay ulaşım” üzerinden değerlendirmek yetersiz kalıyor. Yeni medya aynı zamanda çok hızlı bir meşruiyet üretim mekanizması hâline geliyor.

Bir siyasetçinin dün söyledikleri ile bugün söyledikleri arasındaki farkı göstermek yerine, bugün söylediklerinin neden doğru olduğunu anlatmaya başladığında, medya yalnızca haber aktarmıyor; yeni siyasi kimliğin inşasına katılıyor.

Burada ortaya çıkan sosyolojik durum oldukça ilginç.

Geleneksel siyasette siyasi kimliklerin oluşması zaman alırdı. Bir partiye katılmak, o partinin teşkilat yapısına girmek, tabanıyla ilişki kurmak, belirli siyasi söylemleri benimsemek ve uzun süre aynı çizgide görünmek gerekirdi.

Bugün ise siyasi kimlikler çok daha hızlı üretilebiliyor.

Bir transfer gerçekleşiyor.

Ardından yeni fotoğraflar geliyor.

Yeni açıklamalar yapılıyor.

Yeni etiketler kullanılmaya başlanıyor.

Ve kısa süre içerisinde siyasetçinin geçmiş kimliği, yeni kimliğinin gerisinde bırakılabiliyor.

Yeni medya da bu dönüşümün hızlandırıcısı oluyor.

Bunun sonucunda siyasi hafıza garip bir biçimde çalışmaya başlıyor. Geçmiş artık ortadan kalkmıyor; fakat bugünün ihtiyaçlarına göre yeniden anlamlandırılıyor.

Oysa demokratik siyasette seçmenin hafızası yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, bugünü değerlendirmek için de gereklidir.

Bir milletvekilinin dün ne söylediğini bilmeden bugün söylediklerini değerlendirmek eksik kalır.

Bir belediye başkanının hangi siyasi kimlikle seçildiğini hatırlamadan yaptığı siyasi tercihi tartışmak eksik kalır.

Bir partinin dün neyi savunduğunu bilmed

en bugün savunduğu yeni pozisyonu anlamak ise neredeyse imkânsızdır.

Bu nedenle mesele siyasetçilerin değişmesini yasaklamak değildir.

Mesele, değişimin hesabını verebilir hâle gelmesidir.

Bir siyasetçi “Dün bunu savunuyordum, bugün artık farklı düşünüyorum” diyebilmeli. Bir parti, dün karşı çıktığı bir politikayı bugün destekliyorsa bunun nedenini anlatabilmeli. Bir belediye başkanı veya milletvekili siyasi adresini değiştiriyorsa, seçmene karşı bu değişimin gerekçesini açıklayabilmeli.

Medyanın görevi de bu değişimi mümkün olduğunca hızlı biçimde normalleştirmek değil, geçmişle bugün arasındaki bağlantıyı kurmak olmalı.

Çünkü yeni medyanın en büyük imkânı aynı zamanda en büyük sınavıdır:

Unutmayı kolaylaştırmak yerine hatırlamayı kolaylaştırmak.

Bugün Türkiye'de siyasi aktörlerin hızla değiştiği kadar, onların etrafındaki anlatıların da hızla değiştiğini görüyoruz. Dün başka bir siyasi kimliğin taşıyıcısı olanlar bugün yeni kimliklerinin içine giriyor; medya da onların ardından aynı hızla pozisyon değiştiriyor.

Böylece siyaset, kabına göre şekil alan sıvılara; yeni medya ise o sıvının bulunduğu kabın şeklini sürekli değiştiren bir sisteme benziyor.

Sonunda geriye şu soru kalıyor:

Gerçekten siyasetçiler mi değişiyor, yoksa biz onların değişimine ayak uydurmakta giderek daha mı ustalaşıyoruz?

Belki de “dün dündür, bugün bugündür” sözünün yeni çağdaki karşılığı tam olarak budur:

Dün ne söylediğinin önemi yok. Bugün hangi tarafta olduğuna bakılır.

Ve daha da önemlisi:

Bugün hangi taraftaysan, dün söylediklerinin anlamı da ona göre yeniden yazılır.