Ay Yıldızlı itiraz

İnanç Uysal

İnanç Uysal

Yazar
Tüm Yazıları

Bazen bir meydanın büyüklüğünü, kaç kişinin katıldığı değil, neden toplandıkları belirler.

Ay yıldızın kapladığı Tandoğan Meydanı'nı da yalnızca İYİ Parti'nin düzenlediği bir organizasyon olarak okumak, ortaya çıkan tabloyu eksik değerlendirmek olur. Çünkü o meydanda toplanan insanlar sadece bir siyasi partinin mensupları değildi. Aynı bayrağın altında buluşan, farklı partilere oy veren ama aynı endişeyi taşıyan binlerce vatandaş vardı.

Son aylarda "barış", "kardeşlik", "Terörsüz Türkiye" gibi kavramlarla anlatılan yeni sürecin merkezine, fiilen Abdullah Öcalan'ın yerleştirildiği algısı toplumun önemli bir kesiminde ciddi bir rahatsızlık oluşturdu.

Terörün bitmesini istemeyen elbette yoktur. Bu ülke en büyük bedelleri terörden dolayı ödedi. Binlerce şehit verdi, gazilerinin yaralarını sardı, milyonlarca insan acılar yaşadı.

Ancak terörün bitmesini istemek başka, bunun adresi olarak terör örgütünün ve kurucusunun muhatap alınmasını kabullenmek bambaşka bir şeydir.

İtiraz tam da buradadır.

Yıllarca "bebek katili", "terörist başı" denilen bir ismin bugün siyasetin merkezindeki en önemli aktörlerden biri hâline gelmesi, toplumun geniş kesimlerinde vicdani bir sorgulamaya yol açmaktadır. Çünkü insanlar yalnızca sonuçla değil, yöntemle de ilgileniyorlar.

İşte "Bayrak Açıyorum" mitingini önemli yapan da budur.

Bu miting, sadece bir parti mitingi değildi.

Bu miting, "Bu süreçte bizim de söyleyecek sözümüz var." diyen insanların sesiydi.

Müsavat Dervişoğlu'nun konuşmasının en dikkat çekici yönü de tam burada ortaya çıktı. Meydana parti bayraklarıyla değil, Türk bayraklarıyla gelinmesini istemesi sıradan bir tercih değildi. Çünkü vermek istediği mesaj açıktı.

Bugün mesele parti meselesi değildir.

Bugün mesele iktidar-muhalefet kavgası değildir.

Bugün mesele ortak değerlerde buluşabilmektir.

Türk bayrağı, en birleştirici ortak değerdir. Sağcısı da onun altında şehit vermiştir, solcusu da. Milliyetçisi de o bayrağa sarılmıştır, muhafazakârı da. Bu yüzden meydanın parti flamaları yerine ay yıldızlı bayraklarla dolması, en güçlü mesajdır.

Çünkü o görüntü şunu söylüyordu:

"Biz buraya bir partiyi büyütmeye değil, ortak bir hassasiyeti göstermeye geldik."

Bugün yürütülen sürece yönelik eleştiriler çoğu zaman sanki yalnızca belli bir siyasi çevrenin itirazıymış gibi sunuluyor.

Oysa durum hiç de öyle değil.

AK Parti'ye oy vermiş insanlar arasında da bu kaygıyı taşıyanlar var.

CHP seçmeni içinde de var.

Zafer Partisi'nde de var.

İYİ Parti'de de var.

Hiçbir partiye bağlı olmayan milyonlarca vatandaş arasında da var.

Hepsinin ortak sorusu aynı:

Terörü bitireceksek neden muhatabımız Öcalan?

Neden kırk yıldır bu ülkeye acı yaşatmış bir isim, yeniden siyasi denklemin merkezinde yer alıyor?

Bu soruların sorulması bir barış karşıtlığı değildir.

Tam tersine, kalıcı barışın sağlam temeller üzerinde kurulmasını istemektir.

Çünkü geçmişte de benzer süreçler yaşandı.

Her defasında toplumdan "Bu son olacak." denilerek destek istendi.

Her defasında umutlar büyütüldü.

Ve her defasında hayal kırıklıkları yaşandı.

Bu nedenle bugün insanların daha temkinli ve hatta şüpheci olması yadırganmamalıdır.

Tandoğan Meydanı'nda yükselen itiraz biraz da bu hafızanın sesidir.

Müsavat Dervişoğlu'nun konuşması, sadece mevcut sürece değil, Türkiye'nin birlik fikrine yapılan güçlü bir vurgu niteliğindeydi. Sertti ama ayrıştırıcı olmamaya özen gösteriyordu. İtirazını millet adına dile getirmeye çalışıyor, partisini milletin önüne koymamaya dikkat ediyordu.

Belki de mitingin en önemli tarafı buydu.

İnsanlara yeniden ortak bir zemin hatırlatması...

O zemin ne bir parti logosuydu ne de bir seçim sloganı.

O zemin Türk bayrağıydı.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey tam da budur.

Farklı siyasi görüşlere sahip insanların, ortak milli meselelerde aynı hassasiyet etrafında buluşabilmesi.

Çünkü vatan sevgisinin tek bir siyasi adresi yoktur.

Bayrağın sahibi de bir parti değildir.

Tam da bu yüzden "Bayrak Açıyorum" mitingi, yalnızca İYİ Parti'nin değil, yürütülen sürecin yönünü sorgulayan herkesin kendisini ifade edebildiği bir zemine dönüşmüştür.

Belki katılanlar yarın yine farklı siyasi tercihler yapacaklardır.

Ama dün aynı meydanda, aynı bayrağın altında buluşmaları, Türkiye'nin hâlâ ortak değerler etrafında kenetlenebilme iradesini koruduğunu göstermiştir.

O bayraklar, "Terör bitsin ama Türkiye'nin onuru da incinmesin.", "Kardeşlik olsun ama bunun bedeli milli hafızanın silinmesi olmasın." diyen insanların sessiz ama güçlü cümleleriydi.

Ve belki de bu yüzden, o meydandan geriye kalan en güçlü görüntü, bir partinin değil; ay yıldızın gölgesinde birleşen vicdanların görüntüsü oldu. Burada verilen mesaj, yalnızca bugüne değil, Türkiye'nin geleceğine dairdi: Barış, ancak milletin tamamının vicdanında karşılık bulduğu zaman kalıcı olur. Bunun yolu ise, terörün sona ermesini isterken, failini meşrulaştıracak ya da geçmişteki acıları unutturacak bir dil kurmamaktan geçer. Türk bayrağının altında toplananların anlatmak istediği de tam olarak buydu. Bu sesin duyulması, demokratik bir toplumun zenginliği olduğu kadar, ortak hafızasına sahip çıkma iradesinin de ifadesidir.