Öyle yaşa ki, vuslatın bayram olsun
Yollar her zaman bir yere çıkmaz... Eski bir mezarlığın duvarına yaslanmış, elindeki bastonu toprağa vura vura yürüyen birini gördüm. Durdu ve bana baktı: "Evlat," dedi, "İnsan dünyayı sırtında taşımaya çalışıyor, oysa dünya sadece ayaklarının altındaki bir tozdur."
Bizler biriktirmeyi "yaşamak" sanıyoruz. Daha çok eşya, daha çok tanınmak, daha çok güç... Ama hayat, biriktirdiklerin değil, vazgeçebildiklerindir. İnanç tam da burada başlar: Eksilerek çoğalmak.
Allah, insana her şeyi verir ama bir şeyi hep saklar: Huzur. O huzur, ancak elindekini bir emanet gibi tuttuğunda gelir. Bir çiçeği koparmadan koklamak, bir canı incitmeden sevmek ve bir sözü kalbi kırmadan söylemek... İnanç budur; ibadet sadece seccadede değil, hayatın her anındaki o ince adalettedir.
Konuşmak kolaydır; zor olan susarak dua etmektir. Dilin sustuğu yerde ruh konuşmaya başlar. O büyük boşlukta, sadece O ve sen kalırsın. Orada ne rütbenin hükmü vardır ne de malının... Sadece niyetin kalır.
Teslimiyet, bir uçurumun kenarında gözlerini kapatıp "Beni gören var," diyebilmektir. Karanlıktan korkmazsın, çünkü bilirsin ki geceyi yaratan, sabahı da hazırlar.
Sen bir tesadüf değilsin. Sen, bir kudret imzasısın.Kendi kıymetini aynadaki suretinde değil, ruhundaki o bitmeyen özlemde ara.
Ait olduğun yer burası değil. Burası sadece bir durak. Yolun sonuna geldiğinde, "Ne kadar kazandın?" diye sormayacaklar. "Ne kadar sevdin, ne kadar incitmedin, ne kadar paylaştın?" diyecekler. Şimdi elini kalbine koy. O atış, sana bir emanettir. Sahibi seni bekliyor. Öyle yaşa ki, vuslatın bayram olsun.