En çok kaybettiğimiz şey birbirimize tahammül

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Bir toplumun gücünü ölçmek için sadece büyük projelere, kalabalık meydanlara ya da yüksek sesli tartışmalara bakılmaz. Asıl ölçü, insanların birbirine ne kadar tahammül edebildiğidir. Çünkü birlikte yaşamak, sadece aynı coğrafyayı paylaşmak değil; aynı zamanda farklılıklarla yan yana durabilme becerisidir.

Bugün dönüp baktığımızda en büyük kaybımızın tam da burada olduğunu görüyoruz.

Eskiden farklı olmak bu kadar zor değildi. Aynı mahallede farklı düşünceler, farklı hayatlar yan yana yaşayabiliyordu. İnsanlar anlaşamayabilir ama yine de selamlaşırdı. Tartışma olurdu ama düşmanlık doğmazdı. Aynı sokakta yaşayan insanlar, bayramda birbirinin kapısını çalar, cenazede omuz omuza dururdu. Fikir ayrılıkları, ilişkileri tamamen koparan bir unsur değildi.

Şimdi ise en küçük fikir ayrılığı bile büyük kopuşlara dönüşüyor.

Çünkü artık tahammülümüz azaldı.

Birine katılmadığımızda onu anlamaya çalışmak yerine, hızla karşı cepheye yerleştiriyoruz. İnsanları dinlemek yerine etiketliyoruz. Bir cümleyle yargılıyor, bir bakışla mesafe koyuyoruz. Üstelik bunu yaparken çoğu zaman karşımızdakini gerçekten tanımıyoruz bile.

Bu sadece bireysel bir değişim değil; toplumsal bir kırılma.

Tahammül azaldıkça, birlikte yaşama kültürü zayıflar. Herkes kendi gibi olanlarla bir arada kalmak ister. Farklılıklar tehdit gibi algılanır. Oysa bir toplumu zengin yapan şey, tam da o farklılıklardır. Farklı sesler, farklı bakış açıları, farklı hayat deneyimleri… Bunlar bir araya geldiğinde güçlü bir toplumsal yapı oluşur.

Ama biz artık bu çeşitliliği bir zenginlik olarak değil, bir gerilim unsuru olarak görüyoruz.

Bugün yaşadığımız gerilimlerin çoğu aslında büyük sorunlardan değil, küçük sabırsızlıklardan doğuyor.

Bir trafikte yaşanan tartışma…
Bir sırada çıkan gerginlik…
Bir komşular arasında büyüyen basit bir anlaşmazlık…
Bir sosyal ortamda yükselen tansiyon…

Bunların hiçbiri tek başına büyük meseleler değil. Ama hepsi bir araya geldiğinde, toplumun genel ruh halini gösteriyor: Gergin, yorgun ve tahammülsüz.

Peki neden bu hale geldik?

Çünkü herkes kendi yükünü taşıyor. Hayatın getirdiği zorluklar, beklentiler, hayal kırıklıkları insanın içinde birikiyor. Bu birikim, çoğu zaman doğru yerde ve doğru şekilde ifade edilemiyor. Sonra da en küçük bir olayda patlak veriyor.

İnsanlar artık daha hızlı sinirleniyor, daha çabuk kırılıyor, daha kolay vazgeçiyor.

Bir tartışma başladığında kimse geri adım atmıyor. Herkes haklı çıkmak istiyor. Oysa bazen mesele haklı olmak değil, ilişkiyi koruyabilmektir. Ama biz bunu giderek unutuyoruz.

En tehlikelisi de şu: Bu durum yavaş yavaş normalleşiyor.

Sert tepkiler, kırıcı sözler, ani kopuşlar… Bunlar artık şaşırtmıyor. İnsanlar “zaten böyle” diyerek geçiştiriyor. Oysa bu kabulleniş, sorunun daha da derinleşmesine neden oluyor.

Çünkü tahammül, bir alışkanlıktır. Kullanılmadıkça zayıflar.

Bir toplumda insanlar birbirine ne kadar az sabır gösterirse, o toplum o kadar hızlı parçalanır. Herkes kendi sınırlarını kalın çizgilerle çizmeye başlar. “Ben” duygusu büyür, “biz” duygusu küçülür.

Ve “biz” ortadan kalktığında, geriye sadece kalabalık kalır.

Bugün belki de en çok ihtiyacımız olan şey, yeniden sabretmeyi öğrenmek.

Karşımızdakini hemen yargılamamak…
Farklı bir fikri tehdit olarak görmemek…
Biraz durup anlamaya çalışmak…
Bir adım geri çekilip olaylara daha geniş bir açıdan bakabilmek…

Bunlar küçük gibi görünen ama büyük sonuçlar doğuran davranışlardır.

Çünkü tahammül, zayıflık değil; güçtür.

Kendine güvenen insan dinler. Kendinden emin olan insan farklılıktan korkmaz. Ama içten içe kırılgan olan, en küçük farklılıkta savunmaya geçer. Bu yüzden tahammül göstermek, aslında güçlü bir karakterin göstergesidir.

Toplum olarak biraz daha sakinleşmeye ihtiyacımız var. Her şeye anında tepki vermek yerine, bazen geri çekilip düşünmeye… Bazen susup anlamaya… Bazen de “bu tartışma buna değer mi?” diye sormaya…

Belki de en basit ama en zor şeyi yeniden hatırlamamız gerekiyor:

Herkes bizim gibi olmak zorunda değil.

Bu cümleyi gerçekten kabul edebildiğimiz gün, birçok sorun kendiliğinden küçülecek. Çünkü tahammül arttıkça, gerginlik azalır. Gerginlik azaldıkça, insanlar yeniden birbirine yaklaşır.

Ve unutmayalım…

Bir toplumun geleceği, insanların birbirine ne kadar katlandığıyla değil, ne kadar saygı duyabildiğiyle şekillenir.

Tahammül ettiğimiz değil, anladığımız bir toplum kurabildiğimiz gün, belki de en büyük değişimi başlatmış olacağız.