Bir çay, üç hayat ve aynı soru: Biz ne zaman bu hale geldik?

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

Sabahın erken saatiydi.

Henüz şehir tam uyanmamıştı ama o küçük çay ocağı açıktı. İçeride eski bir çay ocağı, duvarda solmuş bir takvim, masada yarım kalmış bir sohbetin izleri…

Ali Usta her zamanki gibi ilk çayı koydu.
Kapıdan içeri giren ilk müşteri Mehmet oldu.

“Her zamanki gibi mi?” diye sordu Ali Usta.
Mehmet başını salladı.

Cevap vermeye bile gerek yoktu. Çünkü bu şehirde bazı şeyler konuşulmadan anlaşılır.

Bir süre sonra üçüncü kişi geldi. Genç bir çocuk… sırtında çanta, gözlerinde uykusuzluk.

Sessizce oturdu.

Üç kişi…
Üç farklı hayat…
Ama birazdan konuşacakları şey aynı olacaktı.

“ESKİDEN BÖYLE DEĞİLDİ…”

Sohbeti Mehmet başlattı.

“İşler eskisi gibi değil usta…”

Ali Usta gülümsedi. O cümleyi günde en az 10 kez duyuyordu.

“Eskiden hiçbir şey böyle değildi,” dedi.

Genç çocuk başını kaldırdı. İlk kez konuştu:

“Nasıl yani?”

Ali Usta bir an durdu. Çayı karıştırdı. Sonra yavaşça konuştu:

“Eskiden insanlar bu kadar düşünmezdi.”

Mehmet ekledi:
“Bu kadar hesap yapmazdı…”

Genç çocuk sessiz kaldı.

Çünkü o “eskiden”i hiç yaşamamıştı.

GENCİN CÜMLESİ HER ŞEYİ DEĞİŞTİRDİ

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra genç çocuk konuştu:

“Ben zaten hiç rahat bir şey görmedim ki…”

İşte o an…

İki adam sustu.

Çünkü ilk kez fark ettiler:

Onlar bir şeylerin kötüye gittiğini söylüyordu…
Ama bu çocuk için hayat zaten baştan beri zordu.

Ali Usta derin bir nefes aldı.

“Biz en azından iyisini gördük,” dedi.

“Sen direkt zoruyla başlamışsın.”

AYNI MASADA ÜÇ FARKLI YORGUNLUK

Mehmet cebinden para çıkardı. Saydı. Tekrar saydı.

“Her şey pahalı…” dedi.

Ali Usta tezgâha baktı. Boş bardaklara…

“Eskiden çay yetişmezdi,” dedi.
“Şimdi müşteri…”

Cümleyi tamamlamadı.

Genç çocuk ise telefona baktı. Bir mesaj bekler gibi… bir haber bekler gibi…

Belki bir iş…
Belki bir fırsat…

Ama ekran sessizdi.

Üçü de farklı şeylerden yorulmuştu.

Ama his aynıydı:

Sıkışmışlık.

KİMSE YÜKSEK SESLE SÖYLEMİYOR

O çay ocağında kimse bağırmıyordu.
Kimse söylenmiyordu.

Ama herkesin içinde aynı cümle vardı:

“Bu böyle gitmez…”

Yine de kimse tam olarak neyin değişmesi gerektiğini söyleyemiyordu.

Çünkü sorun tek bir yerde değildi.

Hayatın her yerindeydi.

Mehmet kalktı.
“Dükkâna geç kalmayalım,” dedi.

Ali Usta başını salladı.
“Kolay gelsin…”

Genç çocuk en son kalktı.

Kapıya geldi. Durdu.

Döndü ve sordu:

“Usta… sence düzelir mi?”

Ali Usta cevap vermedi hemen.

Gözlerini kaçırdı.

Sonra sadece şunu söyledi:

“İnşallah…”

Ama o “inşallah”ın içinde kesinlik yoktu.
Sadece bir alışkanlık vardı.

O ÇAY HÂLÂ SOĞUMADI

Kapı kapandı.

Çay ocağında yine sessizlik kaldı.

Ama o sabah konuşulanlar, aslında sadece o üç kişiye ait değildi.

Birçok insan aynı masada oturuyor aslında:

  • Geçmişi özleyenler
  • Bugünü taşıyanlar
  • Gelecekten emin olamayanlar

Ve herkesin aklında aynı soru:

“Biz ne zaman bu hale geldik?”

Belki de cevap, o çay bardağında saklı.

Çünkü çay hâlâ aynı…
Ama onu içen insanların hayatı artık aynı değil.