"Beni çok severdiniz"
Mahallede herkesin bildiği biriydi o. Ne çok konuşurdu ne de dikkat çekmek için çabalardı. Sabah erken saatlerde dükkânını açar, akşam olunca sessizce kapatırdı. Gelenle ilgilenir, gideni uğurlardı. Hepsi bu.
İnsanlar onu tanırdı ama aslında tanımazdı.
Bir gün dükkân açılmadı.
İlk gün kimse pek önemsemedi. "İşi vardır," dediler. İkinci gün merak edenler oldu. Üçüncü gün ise alışkanlık bozulduğu için herkes fark etti.
Çünkü bazı insanlar yokluğuyla değil, düzenin içindeki yeriyle anlaşılır.
Sonra bir haber yayıldı. Sessizce, abartısız. O artık orada olmayacaktı.
İşte o an, mahallede garip bir şey oldu.
Herkes onunla ilgili bir şey anlatmaya başladı: "Geçen kış bana yardım etmişti." "Bir gün param eksikti, sorun etmemişti." "Hiç kimseyi geri çevirmezdi."
Sanki herkes, onunla ilgili iyi bir anıyı hatırlamak için sıraya girmişti.
Ama bu anılar konuşulurken ortada bir eksiklik vardı.
Çünkü o cümleler, onun duyacağı şekilde söylenmiyordu.
Ve tam da bu yüzden, birkaç gün sonra dükkânın camına küçük bir kâğıt asıldı. Kim yazdı bilinmez. Üzerinde sadece tek bir cümle vardı:
"Beni çok severdiniz."
İlk okuyan durdu. İkinci okuyan düşündü. Üçüncü okuyan sessizce geçti.
Ama herkes aynı şeyi hissetti.
Çünkü mesele o adam değildi.
Mesele, insanların değer vermeyi hep geciktirmesiydi.
Yanımızda olanı sıradan saymak, hep oradaymış gibi davranmak… Ta ki yokluğu düzeni bozuncaya kadar.
Oysa bazı insanlar, hayatın içinde büyük cümleler kurmadan yer eder. Gürültü yapmadan iz bırakır. Ve gittiklerinde, arkalarında anlatılacak çok şey bırakırlar ama duyacak kimse kalmaz.
Belki de en çarpıcı olan şu:
O kâğıdı kimin astığını kimse öğrenemedi.
Ama herkes, o cümlenin kendisine söylendiğini anladı.
"Beni çok severdiniz."
Ve o gün, mahallede ilk kez insanlar birbirine farklı bakmaya başladı.
Çünkü bazı cümleler, bir kişiye değil, herkese yazılır.
İnsanlar çoğu zaman yanlarında olanı sıradanlaştırır; değer vermeyi erteler, kıymeti ise yoklukla ölçer. Oysa bir insanın bıraktığı iz, gittiğinde hatırlanan sözlerde değil, yaşarken fark edilen küçük davranışlarda saklıdır.
Asıl mesele, birini kaybettikten sonra onu iyi hatırlamak değil, o kişi hâlâ hayatımızdayken bunu hissettirebilmektir. Çünkü bazı farkındalıklar yazılarla değil, davranışlarla anlam kazanır. Ve en güçlü değişim, bir cümleyi okumakla değil, o cümlenin gereğini yaşamaya başlamakla ortaya çıkar.