Bazen kaybetmek, kazanmaktan daha öğreticidir
Hayat bize çoğu zaman kazanmayı öğretmeye çalışır. Daha başarılı olmayı, daha fazla kazanmayı, daha hızlı ilerlemeyi, hedeflerimize ulaşmayı anlatır. Çocukluktan itibaren başarılarımız alkışlanır, kazandığımızda tebrik edilir, istediğimiz bir şeyi elde ettiğimizde bunun ne kadar önemli olduğu söylenir.
Ama kimse kaybetmenin ne kadar değerli bir öğretmen olabileceğini yeterince anlatmaz.
Oysa insanın hayatında bazı kayıplar vardır ki üzerinden yıllar geçse bile unutulmaz. Bir iş fırsatını kaçırmak, çok istediğimiz bir sınavı kazanamamak, güvendiğimiz bir insan tarafından hayal kırıklığına uğratılmak, verdiğimiz bir kararın yanlış olduğunu sonradan anlamak, emek verdiğimiz bir işin beklediğimiz sonucu vermemesi...
İlk anda bunların hepsi birer yenilgi gibi görünür.
Fakat zaman geçtikçe bazı kayıpların aslında hayatımızdaki en büyük derslerden biri olduğunu fark ederiz.
Çünkü insan kazandığında çoğu zaman kendisini sorgulamaz. Kaybettiğinde ise durur. Düşünür. Nerede hata yaptığını sorar. Neyi eksik bıraktığını anlamaya çalışır. Ve belki de en önemlisi, kendisiyle yüzleşir.
İşte insanı değiştiren çoğu zaman bu yüzleşmedir.
KAZANIRKEN ÖĞRENMEDİĞİMİZ ŞEYLERİ KAYBEDERKEN ÖĞRENİRİZ
Bir şeyi kazandığınızda çevrenizdeki insanların sayısı artabilir. Tebrik edenler, sevinenler, sizinle gurur duyanlar olur.
Ama kaybettiğinizde etrafınızın gerçekten ne kadar kalabalık olduğunu anlarsınız. Çünkü herkes sizin başarınızı paylaşabilir fakat herkes başarısızlığınızın yanında durmaz. Bu nedenle bazı kayıplar bize yalnızca bir hedefi kaybettirmez. İnsanları da tanıtır. Kimin gerçekten yanımızda olduğunu, kimin yalnızca iyi günümüzde bulunduğunu, kimin başarımızı sevdiğini, kimin ise bizi olduğumuz kişi için önemsediğini gösterir.
Bazen bir insanı kaybetmek, o insanın hayatımızdaki yerini anlamamızı sağlar. Bazen bir işten ayrılmak, yıllardır neyi istemediğimizi fark ettirir. Bazen bir planın bozulması, aslında yanlış bir yolda ilerlediğimizi gösterir. Bazen de çok istediğimiz bir şeyin olmaması, başka bir ihtimalin kapısını açar.
Fakat bunların hiçbirini kaybettiğimiz gün göremeyiz. Çünkü kaybın ilk yüzü acıdır. Ders ise çoğu zaman daha sonra gelir.
BAŞARISIZLIK İNSANLARI DEĞİL, BAZEN BAKIŞ AÇIMIZI DEĞİŞTİRİR
Başarısız olduğumuzda kendimize karşı çok sert davranıyoruz. “Ben bunu neden yapamadım?” “Bende ne eksik?” “Başkaları başardı, ben neden başaramadım?” “Demek ki yeterince iyi değilim.”
Bu cümleler insanın zihninde dönüp duruyor. Oysa başarısızlık ile değersizlik aynı şey değildir. Bir işte başarısız olmak, insanın başarısız bir insan olduğu anlamına gelmez. Bir sınavı geçememek, hayatın tamamında başarısız olacağımız anlamına gelmez. Bir ilişkinin bitmesi, sevilmeye değmediğimizi göstermez. Bir fırsatı kaçırmak, hayatımızdaki bütün fırsatların sona erdiği anlamına gelmez.
Bazen yalnızca bir yol kapanır. Ve insanın yapması gereken, kapanan kapının önünde ömrünü geçirmek değil, başka bir yol aramaktır.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri de budur. Bir şeyin olmamasını, hiçbir şeyin olmayacağı şeklinde yorumlarız. Oysa bir başarısızlık çoğu zaman yalnızca tek bir olaydır. Biz ona bütün hayatımızın anlamını yükleriz.
İNSAN EN ÇOK KENDİ HATALARINDAN ÖĞRENİR
Başkalarının tavsiyelerini dinleriz. Büyüklerimiz konuşur. Arkadaşlarımız uyarır. Çevremiz bize ne yapmamız gerektiğini anlatır.
Ama insanın kendi yaşadığı deneyimin yerini hiçbir tavsiye tutmaz. Çünkü bazı şeyleri bilmek başka, yaşamak başkadır.
Bir insan size “Herkese güvenme” diyebilir. Siz bunu duyarsınız ama hayat devam eder. Sonra bir gün hiç beklemediğiniz birinden gördüğünüz bir davranış size o cümlenin gerçek anlamını öğretir.
Bir başkası “Her fırsatı değerlendirmek zorunda değilsin” der. Belki önemsemezsiniz. Sonra sırf başkaları istiyor diye verdiğiniz bir kararın sizi ne kadar yorduğunu yaşarsınız.
İşte o zaman bir cümle, deneyime dönüşür. Bu yüzden insanın kendi hatalarının değeri vardır. Elbette hata yapmak güzel bir şey değildir. Ama hatadan hiçbir şey öğrenmemek, asıl kayıptır.
KAYBETTİĞİMİZ HER ŞEY GERÇEKTEN KAYIP MIDIR?
Hayatımız boyunca birçok şeyi kaybediyoruz. Bazı insanları... Bazı fırsatları... Bazı alışkanlıkları... Bazı hayalleri... Bazı planları... Ve bazen kendimizin eski bir hâlini...
İlk bakışta bunların hepsini kayıp olarak değerlendiriyoruz. Fakat yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda “İyi ki böyle olmuş” dediğimiz şeyler de çıkıyor karşımıza.
Bir zamanlar çok istediğimiz bir işin olmamasına üzülmüşüzdür. Sonra başka bir işe başlamış ve hayatımızın yönünü değiştirmişizdir.
Bir zamanlar bitmesini istemediğimiz bir ilişkinin sona ermesine kahrolmuşuzdur. Sonra o ilişkinin bizi aslında ne kadar yorduğunu fark etmişizdir.
Bir zamanlar gerçekleşmesi için her şeyi yaptığımız bir plan bozulmuştur. Sonra o planın gerçekleşmemesinin hayatımızı başka bir yöne taşıdığını anlamışızdır.
İnsan bazen olayların içindeyken göremediği gerçeği, olayların dışına çıktığında görebilir. Bu yüzden bazı kayıpların anlamı hemen anlaşılmaz.
KAYBETMEK BİZE SINIRLARIMIZI GÖSTERİR
İnsan kendisini çoğu zaman güçlü olduğu zaman tanımaz. Gücünü zorlandığında fark eder. Ne kadar dayanabileceğini, ne kadar sabırlı olduğunu, hangi noktada “artık yeter” demesi gerektiğini zor zamanlarda öğrenir.
Bir kayıp bize sınırlarımızı gösterebilir. Neyi taşıyabileceğimizi, neyi taşıyamayacağımızı... Kim için ne kadar fedakârlık yapacağımızı... Hangi davranışları kabul etmeyeceğimizi... Nerede durmamız gerektiğini...
Belki de bu yüzden bazı kayıplardan sonra aynı insan olarak kalmayız. Daha dikkatli oluruz. Daha seçici davranırız. Her söylenene hemen inanmayız. Her fırsatı hayatımızın fırsatı sanmayız. Her insanı hayatımızın merkezine koymayız.
Çünkü artık yalnızca başkalarının söylediklerinden değil, kendi yaşadıklarımızdan da öğrenmişizdir.
BAZI YENİLGİLER İNSANA SABRETMEYİ ÖĞRETİR
Günümüzde her şeyin hızlı olmasını istiyoruz. Bir karar veriyoruz, sonucunu hemen görmek istiyoruz. Emek veriyoruz, karşılığını hemen bekliyoruz. Bir hedef belirliyoruz, kısa sürede ulaşmak istiyoruz.
Fakat hayatın böyle bir çalışma düzeni yok. Bazı şeyler zaman istiyor. Bazı başarıların arkasında yıllarca görünmeyen bir emek bulunuyor.
Bazı insanlar dışarıdan bir gecede başarılı olmuş gibi görünüyor. Oysa o görüntünün arkasında kaç başarısızlık, kaç vazgeçiş, kaç uykusuz gece ve kaç yeniden başlama olduğunu bilmiyoruz.
İşte kaybetmek bazen insana sabretmeyi öğretiyor. İlk denemede olmadı diye vazgeçmemeyi... Bir kapı kapandı diye yolun bittiğini düşünmemeyi... Düşünce yeniden ayağa kalkmayı...
Çünkü hayatın en önemli becerilerinden biri hiç düşmemek değil, düştükten sonra yeniden başlayabilmektir.
HER BAŞARISIZLIK AYNI DEĞİLDİR
Burada önemli bir ayrım var. Her başarısızlığı romantikleştirmek de doğru değil. “Kaybettim ama aslında kazandım” diyerek yapılan her hatanın üzerini örtmek, insana bir şey kazandırmaz.
Bazen gerçekten yanlış karar vermişizdir. Bazen yeterince çalışmamışızdır. Bazen acele etmişizdir. Bazen karşımızdaki insanı yanlış tanımışızdır. Bazen de şartları doğru değerlendirememişizdir.
Bunları kabul etmek gerekir. Çünkü insan kendi hatasını kabul etmeden ondan ders çıkaramaz. Asıl olgunluk, “Ben hiç hata yapmadım” demekte değil, “Burada benim de payım vardı” diyebilmekte saklıdır.
Bu cümle kolay değildir. Çünkü insanın egosuna dokunur. Ama insanı büyüten de çoğu zaman budur.
KAYBETMEK BİZE NEYİN GERÇEKTEN ÖNEMLİ OLDUĞUNU GÖSTERİR
Bir şeyi kaybetmeden önce onun değerini anlamadığımız zamanlar vardır. Sağlığımız yerindeyken sağlığın kıymetini düşünmeyiz. Ailemiz yanımızdayken birlikte geçirilen sıradan bir akşamın ne kadar değerli olduğunu fark etmeyiz. İşimiz varken işin güvenini düşünmeyiz. Bir dostumuz yanımızdayken onun varlığını hayatın doğal bir parçası kabul ederiz.
Oysa kayıp, bazen önceliklerimizi yeniden düzenler. İnsan neye gerçekten ihtiyacı olduğunu anlamaya başlar. Daha önce çok önemli gördüğü bazı şeylerin aslında o kadar da önemli olmadığını fark eder.
Başkalarının ne düşündüğü önemini kaybeder. Gösterişin yerini huzur alabilir. Kalabalığın yerini güvenilir birkaç insan alabilir. Sürekli daha fazlasını istemenin yerini, sahip olduklarının değerini bilmek alabilir.
Belki de kaybetmenin en büyük öğretisi budur: Her sahip olduğumuz şeyin peşinden koşmak zorunda değiliz. Bazı şeylerin kıymetini bilmek de bir başarıdır.
İNSAN KAYBETTİKÇE KENDİSİNE YAKLAŞIR
Hayatın garip bir tarafı var. İnsan bazen her şey yolunda giderken hayatını başkalarının beklentilerine göre yaşar. “Bunu yapmalıyım.” “Böyle görünmeliyim.” “Şunu elde etmeliyim.” “İnsanlar benim hakkımda ne düşünür?”
Fakat büyük bir hayal kırıklığından sonra bazı sorular değişir. “Ben gerçekten ne istiyorum?” “Beni ne mutlu ediyor?” “Bu hayatı kimin için yaşıyorum?” “Gerçekten önemli olan ne?”
Bu soruların cevapları kolay değildir. Ama insanın kendisini tanıması çoğu zaman böyle başlar. Kaybetmek bazen insanın dışarıdan aldığı bütün sesleri azaltır ve kendi sesini duymasını sağlar.
EN BÜYÜK KAZANÇ, KAYBETTİKTEN SONRA DEĞİŞEBİLMEKTİR
Hayatta herkes kazanabilir. Ama herkes kazandığı şeyin değerini anlayamaz. Herkes kaybedebilir. Ama herkes kaybından ders çıkaramaz.
Asıl mesele burada başlıyor. Başımıza gelenleri değiştiremeyebiliriz. Ama başımıza gelenlerden ne öğreneceğimize karar verebiliriz.
Bir kayıp bizi daha öfkeli bir insana dönüştürebilir. Ya da daha anlayışlı... Bir başarısızlık bizi vazgeçirebilir. Ya da daha sabırlı yapabilir. Bir hayal kırıklığı insanlara olan güvenimizi tamamen yok edebilir. Ya da kimlere güvenmemiz gerektiğini öğretebilir.
Aynı olay, farklı insanlarda farklı sonuçlar doğurabilir. Çünkü olay kadar, olaydan sonra verdiğimiz tepki de önemlidir.
BAZEN YENİDEN BAŞLAMAK, KAZANMAKTAN DAHA DEĞERLİDİR
Hayatta bazı günler vardır. Her şeyin bittiğini düşündüğümüz günler... Bir planın bozulduğu, bir kapının kapandığı, beklediğimiz haberin gelmediği, emek verdiğimiz şeyin karşılığını alamadığımız günler...
O günlerde insanın aklına genellikle tek bir düşünce gelir: “Şimdi ne olacak?”
Belki de asıl soru bu değildir. Asıl soru şudur: “Buradan ne öğrenerek çıkacağım?”
Çünkü hayat yalnızca kazandığımız şeylerin toplamı değildir. Kaybettiklerimizden çıkardığımız dersler de hayatımızın bir parçasıdır.
Bugün verdiğimiz bazı kararların arkasında yıllar önce yaşadığımız bir hayal kırıklığı vardır. Bugün insanlara karşı gösterdiğimiz anlayışın arkasında geçmişte yaptığımız bir hata vardır. Bugün daha dikkatli adım atmamızın sebebi, geçmişte attığımız yanlış bir adımdır.
Yani dünün kaybı, bugünün aklına dönüşebilir.
SONUNDA İNSAN ŞUNU ANLIYOR
Yıllar geçtikçe insan bazı şeyleri daha sakin karşılamayı öğreniyor. Her kaybın dünyanın sonu olmadığını... Her kazancın da hayatın sonu olmadığını... Bazı kapıların kapanmasının yeni yollar açabileceğini... Bazı insanların gitmesinin bize kendimizi tanıma fırsatı verebileceğini... Bazı başarısızlıkların bizi daha sağlam bir noktaya taşıyabileceğini... Ve en önemlisi, hayatın her zaman istediğimiz gibi ilerlemek zorunda olmadığını...
Belki de büyümek biraz da bunu kabul etmektir. Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi... Her istediğimizi elde edemeyeceğimizi... Bazen kaybedeceğimizi... Bazen yanılacağımızı... Bazen yeniden başlayacağımızı... Ve bütün bunların hayatın doğal bir parçası olduğunu kabul etmek.
Çünkü insanı yalnızca kazandıkları değil, kaybettikleri de şekillendiriyor. Bugün bizi daha dikkatli yapan bir kayıp, yarının daha doğru kararının temelini oluşturabilir. Bugün canımızı yakan bir başarısızlık, yarın aynı hatayı yapmamamızın nedeni olabilir. Bugün anlam veremediğimiz bir kapanış, yıllar sonra hayatımızdaki en önemli dönüm noktalarından biri olarak karşımıza çıkabilir.
Bu yüzden her kayba yalnızca “Neden olmadı?” diye bakmamak gerekiyor. Bazen bir de “Bana ne öğretti?” diye sormak gerekiyor.
Çünkü bazı şeyleri kazanarak öğrenemeyiz. Bazı derslerin bedeli vardır. Ve insan bazen o bedeli ödedikten sonra, elinde eskisinden daha değerli bir şey kaldığını fark eder: Tecrübe.
Belki de hayatın en büyük kazançlarından biri budur. Kaybettiğimiz şeyi geri getirmese bile, aynı yerde bir daha kaybolmamayı öğretir.
Ve bazen insanın gerçekten ihtiyacı olan şey de tam olarak budur. Bir şeyi kazanmak değil, yaşadıklarından sonra daha doğru bir insan olarak yoluna devam edebilmek.