Ambalajlı hayatlar, nefessiz ruhlar

İdris Avcı

İdris Avcı

Köşe Yazarı
Tüm Yazıları

​Kırıkkale’nin en güney ucuna, bozkırın sessizliğinin iyice koyulaştığı o tenha tepelere, Çelebi’ye doğru ilerlediğinizde rüzgârın sesi değişir. Burası, modern şehirlerin o parıltılı cam binalarının, devasa alışveriş merkezlerinin ve her köşe başını tutan ışıklı tabelaların tamamen uzağında, zamanın adeta yönünü şaşırdığı bir coğrafyadır. Yol kenarında uzanan tarlaların bittiği yerde, insanı kendine çeken o eski köy evleri başlar.

​Bu evler, beton mikserlerinin gürültüsüyle değil; toprağın, suyun ve samanın bir araya gelip güneşte demlenmesiyle inşa edilmiş o kadim kerpiç evlerdir.

​BETONUN SOĞUKLUĞU, TOPRAĞIN NEFESİ

​Geçtiğimiz günlerde, o sessiz mahallelerden birinde, duvarları sıvasız duran eski bir kerpiç evin gölgesine sığındım. Dışarıda bozkırın o kavurucu Haziran güneşi her yeri yakıp kavuruyordu. Cebimdeki telefon, şehirdeki o bitmek bilmeyen işlerin, dijital onayların ve suni gündemlerin stresiyle titreyip duruyordu.

​Evin önündeki taş basamakta oturan seksenlik Reşat Dede, elindeki bastonuna yaslanmış, beni izliyordu. Telefonu cebime koyup yanına oturduğumda, sırtımı yasladığım o kerpiç duvarın dışarıdaki cehennem sıcağına rağmen buz gibi serin olduğunu fark ettim.

​Reşat Dede, kerpiç duvardaki o saman tanelerinin karıştığı toprak dokuyu gösterdi.

​"Evlat," dedi, sesi o eski toprak odaların kokusu gibi sıcak ve samimiydi. "Şehirde koca koca beton kuleler yaptınız. Yazın sıcağında içinde duramaz, klimaları açarsınız; kışın ayazında ısıtamaz, ocakları yakarsınız. Çünkü beton ölüdür, nefes almaz. Ama bu kerpiç canlıdır. Yazın sıcağı dışarıda tutar, içeriyi serin eyler; kışın ise o soğuğu içeri koymaz, yuvayı sıcak tutar. Toprak, insanı korumasını bilir."

​Ama Çelebi’nin o kerpiç duvarları bize başka bir şey fısıldıyor: İnsana huzur veren şey, kusursuzluk değil, bilakis özgünlüktür. Kerpiç duvar dümdüz değildir; içinde samanın sarılığı, taşın sertliği, toprağın esmerliği vardır. Eğridir, büğrüdür ama nefes alır. Bizler hayatlarımızı tamamen betonlaştırıp, pürüzsüz kalıplara sokmaya çalıştıkça, aslında ruhumuzun nefes alacağı o gözenekleri de harçla kapatıyoruz.

​BOZKIRIN HAKİKİ YUVASI

​Kırıkkale, sadece otoyolların kenarına dizilmiş modern binalardan ibaret bir şehir değildir. Onun asıl ruhu, Çelebi’nin o sessiz tepelerinde, samanla toprağın birbirine tutunduğu o kerpiç evlerin dürüstlüğünde gizlidir. Ne zaman ki modern hayatın o sahte hızından, bitmeyen bildirimlerinden zihnimiz yorulsa, bizi kendimize getirecek olan şey yine bu toprağın kendi sadeliğidir.

​Bu yazıyı bitirdiğinizde, başınızı kaldırıp oturduğunuz odanın duvarlarına bir bakın.

​Hayatınızı ve etrafınızı neyle ördüğünüzü bir düşünün. Ruhunuzu o soğuk, nefes almayan modern betonlarla mı kuşattınız; yoksa samimiyetin, emeğin ve sabrın olduğu o sıcak toprak duvarlara yer ayırdınız mı?

​Unutmayın ki; modern dünyanın en gösterişli, en lüks binaları bile, insana o eski bir Çelebi evinin gölgesinde, toprağın nefesini içine çekerek oturduğunda hissettiği o dürüst ve filtresiz huzuru asla veremez.