Ağızdan çıkan lafın ipi koptu!
Geçen gün bizim buralarda, ara sokaktaki küçük bir tamir dükkanının önünden geçiyordum. Usta, çırağını fırçalıyordu ama öyle kırıp dökerek değil, hani eskilerin o babacan terbiyesiyle. "Oğlum," diyordu, "vidasını gevşek sıktığın araba yolda kalırsa, o adamın ettiği beddua senin cebine giren paradan fazlasını götürür. İşi sağlam yapacaksın ki sözün sağlam olsun."
Yürüdüm, kafamda ustanın o lafı. Yol boyu düşündüm; biz ne ara vidaları bu kadar gevşek sıkmaya başladık? Sadece arabalarda, işlerde de değil; arkadaşlıkta, komşulukta, hısım akrabada ve en çok da o yere göğe sığdıramadığımız aşklarda...
Eskiden mahallede birinin başı sıkışsa, bütün sokak o yükün altına girerdi. Birine "yanındayım" dendi mi, o laf mezara kadar giderdi. Şimdi ise her şey öyle bir pamuk ipliğine bağlı ki, rüzgâr esmesine gerek yok, esintisi bile yetiyor bağları koparmaya. İnsanlar birbirinin yüzüne gülerken arkasından hesap kitap yapıyor. Çıkar bittiği an, hatır da bitiyor, kahve de soğuyor.
Tam da bu yüzden, hani o her köşebaşında süslü püslü cümlelerle anlatılan aşkların, dostlukların aslında ne kadar içi boş olduğunu görmüyor muyuz? Görüyoruz. Çünkü sevginin kalmadığı bu devirde, sadakat en pahalı erdem oldu; kalbi ucuz olanın, ne sözü ağırdır ne de sevgisi gerçektir.
Ucuz Pazarın Sahte Alıcıları
Hani pazara çıkarsınız da tezgâhta parıl parıl parlayan meyvelerin içi çürük çıkar ya, bugünün insan ilişkileri de aynen öyle. Sosyal medyaya bakıyorsun; herkes acayip mutlu, herkes birbirini çok seviyor, herkes vefa timsali. Ama gerçek hayata dönüp bir bakıyorsun, en ufak bir sarsıntıda ilk elini bırakanlar o en büyük cümleleri kuranlar olmuş.
Kalbi ucuz olan adamın özelliği budur işte. Onun duyguları mevsimliktir. Yazın güneşinde seninle gölgede oturur ama kışın ayazı bastırdı mı ilk o kaçar sıcak odaya. Çünkü onun dünyasında fedakârlık, sabır, cefaya ortak olmak gibi kelimelerin karşılığı yoktur. O sadece "almayı" bilir, vermeye sıra gelince cepleri hep boştur.
Sözü ağır olan insan ise az konuşur. "Ölürüm biterim" demez belki ama başın sıkıştığında, gecenin bir yarısı kapısını çalabileceğini bilirsin. İşte o adamın sevgisi gerçektir, çünkü o lafa değil, kalbe yatırım yapmıştır.
Hatır Gitti, Çıkar Geldi
Eski topraklar iyi bilir; asalet öyle takım elbiseyle, lüks arabayla ya da cebe konan parayla ölçülmezdi. Asalet, verdiğin sözün altında ezilmemekti. "Ağızdan çıkan laf, erkeğin ipidir" derdi eskiler. Şimdi o ipler o kadar gevşedi, o kadar hafifledi ki, kimse kimsenin sözüne güvenerek yola çıkamaz oldu.
Çünkü sadık kalmak, dürüst olmak bu devirde ağır bir yük. Herkes kolay yolu seçiyor. "Daha iyisini bulursam değiştiririm", "Daha çok işime yarayanla yürürüm" kafası, sokaktaki samimiyeti kuruttu. İnsanlar birbirine insan gibi değil, sanki son kullanma tarihi olan birer eşya gibi bakıyor.
Biz Yine de Sözü Ağır Olanları Sevelim
Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım; devir kötüye gidiyor diye biz de mi kötü olacağız? Herkes ucuza kaçıyor diye biz de mi kalbimizi pazara çıkaracağız?
Elbette hayır. Bize yakışan, o esnaf dükkanındaki ustanın dediği gibi; işimizi de, dostluğumuzu da, sevgimizi de "sağlam" yapmak. Varsın bizim cebimiz doldurmasın bu devrin yalan rüzgârları. Varsın biz lüks vitrinlerin arkasındaki o sahte parıltılara kapılmayalım.
Bu hayatta insanın gururla taşıyacağı en büyük zenginlik, arkasından konuşulmayacak kadar temiz bir geçmiş ve yolda bıraktığı insanların ahını almamış bir kalptir. Sözünün arkasında duran, sadakati yük değil baş tacı eden o mert, o eski kafalı insanlara selam olsun. Bu dünya hâlâ dönüyorsa, onların hatırına dönüyor.