Spor hakkı herkes için erişilebilir olmalı: Engelli bireyler spor yapabiliyor mu?

Hasibe Boztepe

Hasibe Boztepe

Yazar
Tüm Yazıları

Spor, yalnızca kasların çalışması, kalbin ritmi veya terin akması demek değildir. Spor, bireyin özgüvenini inşa eden, sosyal hayata katılımını güçlendiren, ruh sağlığını destekleyen bir yaşam biçimidir. Ancak bu temel hak, Türkiye’de engelli bireyler açısından hâlâ “erişilebilir” bir gerçeklikten uzak durmaktadır.

Bir spor salonuna girdiğinizde dikkatinizi ilk çeken şey, kapının engelli girişine uygun olup olmaması değil mi? Oysa bu basit fiziksel ayrıntı, birçok engelli birey için günlük yaşamın en önemli sorunudur. Rakamlar, durumun boyutunu anlamamız için önemlidir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre milyonlarca engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Bu bireylerin bir kısmı için spor, yalnızca hobi değil, sağlıklı yaşamın bir bileşeni olarak tıbbi tavsiye ile bile önerilmektedir. Ne var ki, spor salonlarının fiziksel şartları ve erişilebilirlik kriterleri bu bireylerin hak ettiği spor olanaklarını sunmaktan uzaktır. Bir görme engelli vatandaş için salon içinde yönlendirme hissedilebilir yollar ve sesli uyarı sistemleri yokken, ortopedik engelli bir birey için spor aletlerinin uygun yükseklikte olmaması ya da geniş erişim alanlarının bulunmaması, spor yapmayı fiilen engellemektedir. Bu tam anlamıyla “erişimsizlik”tir.

Okul spor salonları özelinde durum daha çarpıcıdır. Okullarda engelli öğrencilerin spor yapabilmesi için gerekli altyapı ve donanımlar çoğu zaman yoktur. Kaldı ki spor salonları kadar, alan derslerinde öğretmenlerin engelli öğrencileri spor etkinliklerine nasıl dahil edeceklerine dair eğitim almaları da gereklidir. Sadece bir öğrenci tekerlekli sandalye ile salona girdi diye “oraya bir sandalye daha koymak” çözüm değildir; sınıf içinde tüm öğrencilerin eş zamanlı katılımını sağlayacak pratik ve pedagojik düzenlemeler* yapılmalıdır. Bu, yalnızca bir spor alanı sorunu değil, eğitimde eşitlik ve kapsayıcılık meselesidir. Evet, görme veya fiziksel engelli bir öğrenci istemesi halinde beden eğitimi dersinden muaf olabiliyor. Ancak o dersi almak istese bile gerek fiziksel yetersizliklerden gerekse de öğretmenin o öğrenciyi nasıl derse dahil edebileceği bilgisine sahip olmayışından dolayı çoğu zaman o dersten zorunlu muaf olmak durumunda kalıyor.

Spor alanları, genel olarak herkes için bir rehabilite, bir rahatlama merkezi olmakla birlikte bazı spor branşları engelli bireyler için olmazsa olmaz niteliktedir. Örneğin at biniciliği zihinsel engelli bireylerin rehabilitasyonunda çok önemli bir yer tutabilirken at çiftliklerinde çalışan personelin konuya hakim olamamaları yüzünden maalesef bu bireylerimiz bu alanlardan yararlanamıyorlar.

Ülkemizde çok çarpıcı bir örnek de şöyle: tekerlekli sandalye kullanan engelli bireylerin yüzme ihtiyaçlarını giderebilecekleri uygun aparatın olduğu sadece birkaç havuzun olması maalesef çok üzücü bir durum.

Elbette, engelli bireylerin spor yapma hakkını konuşmak sadece bir kampanya konusu değil; toplumun ortak sorumluluğudur. Yerel yönetimler, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör ve halkın her kesimi bu konuda sorumluluk almalıdır. Spor, yalnızca beden sağlığını değil, kişinin toplumsal bağlarını, umutlarını ve yaşam sevinçlerini güçlendiren bir araçtır. Bu aracın herkes için, engelliler için de ertelenemez şekilde erişilebilir kılınması toplumsal bütünlük açısından esastır. Sonuç olarak, spor salonlarının, kamu tesislerinin ve okul spor alanlarının erişilebilir hâle getirilmesi artık bir hedef değil, hak temelli bir zorunluluktur. Spor, özgürlüğün, eşitliğin ve toplumun bir simgesidir. Engelli bireylerin sporla buluşmasını engelleyen fiziki ve sosyal engellerin kaldırılması, yalnızca engelli bireylerin değil, tüm toplumun yaşam kalitesini artıracaktır. Bu nedenle herkes için erişilebilir spor alanları sadece bir ideal değil, gerçek bir yaşam standardı* olmalıdır.