Sempati değil empati istiyoruz
Engelli bireylerin sempati değil empati (duygudaşlık) beklediği, yıllardır engelli hakları savunucuları, dernekler ve bireyler tarafından sıkça dile getirilen çok temel ve güçlü bir taleptir.
Sempati ve empati arasındaki uçurum Sempati, genellikle “üzüldüm, çok zor durumdasın, keşke böyle olmasaydı” duygusudur.
Karşımızdakine acıyarak, ona yukarıdan bakarak hissettiğimiz bir duygudur. İçinde biraz “maalesef sen busun” kabulü barındırır. Çoğu zaman pasiftir; bir “geçmiş olsun” kartı, bir üzgün emoji ya da başsağlığı gibi kalır.
Empati ise bambaşka bir yerdedir.
Empati, “Senin yerinde olsam ben ne hissederdim, neye ihtiyacım olurdu, hangi kapı önümde kapanıyor?” sorusunu gerçekten sormaktır. Karşımızdakinin bedenini, engelini, günlük mücadelesini kendi bedenimizmiş gibi anlamaya çalışmaktır.
Empati yargılamaz, acımaz, yüceltmez de. Sadece anlamaya ve yanında durmaya odaklanır.Engelli bireylerin çoğu şöyle der: “Bana ‘Geçmiş olsun’ deme, bunu bir daha dememen için ne yapabiliriz onu konuşalım.”
“Bana acıyarak bakma, benimle eşit bir insan gibi konuş.” “İlham kaynağı gibi görülmekistemiyorum; ‘Vay be ne kadar güçlü’ denmesini değil, normal bir insan gibi muamele görmeyi istiyorum.”
“Merdivenli girişte beni gördüğünde üzülme; o merdiveni benim için kaldırmayı düşün.”
“Hepimiz bir engelli adayıyız” söyleminin eleştirisi:
Bu cümle, özellikle 3 Aralık gibi günlerde veya engellilik temalı yazılarda çok sık tekrarlanır. İyi niyetli gibi görünse de, engelli hakları savunucuları tarafından uzun yıllardır sorunlu, hatta zararlı bir klişe olarak eleştirilir.
Neden mi?
Engelliliği bir “korku unsuru” olarak kullanır. Cümlenin altında yatan mesaj genellikle şudur: “Bir gün siz de bizim gibi olabilirsiniz, o yüzden yardım edin.” Bu, engelliliği kötü, istenmeyen, kaçınılması gereken bir şey gibi konumlandırır. Oysa engelli bireyler için engellilik bir “felaket” değil, hayatlarının bir parçasıdır.
Hak temelli yaklaşımı baltalar.
“Bir gün siz de engelli olursanız” mantığı, erişilebilirlik, eşitlik, istihdam hakkı gibi talepleri vicdani bir iyilik meselesine indirger. Oysa bunlar temel insan haklarıdır.
“Hepimiz engelli adayıyız diye mi erişilebilir bina yapalım?” sorusunu doğurur. Hayır, yapmalıyız çünkü herkesin hakkı var, engelli olsun olmasın.
Engelli bireyleri “aday” konumuna indirger.
“Aday” kelimesi bile başlı başına problemli: Sanki engelli olmak bir “sonraki aşama”, bir “düşüş” gibi sunuluyor.
Oysa neye aday olunur?
Olunmak istenen Şeye aday olunur başkanlığa, milletvekilliğine ya da bir gruba dahil olunmaya.
Bu dil, engelli kimliğini eksiklik olarak kodlar.
Empatiyi değil, korkuyu tetikler.
Gerçek empati “Senin yaşadığın sistematik dışlanmayı anlıyorum ve bunu değiştirmek için sorumluluk alıyorum” demektir.
“Hepimiz engelli adayıyız” ise “Acıyın, çünkü yarın sıra size gelebilir” der. Bu sempatiyi besler, empatiyi değil.
Birçok engelli aktivist bu yüzden açıkça şöyle diyor:
“Ben sizin engelli ‘adayınız’ değilim. Ben bugün buradayım ve bugün eşit hak talep ediyorum. ”Gerçek hayattan birkaç örnek:
Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı asansör beklerken yanından geçen biri “Allah yardımcın olsun” dediğinde, çoğu engelli birey içinden geçirir:
“Allah yardımcım olsun da… asansör nerede? Neden hâlâ merdivenle bitiyor bu bina?
”Bir görme engelli kişi yolda yürürken “Yardım edeyim mi?” diye sorulduğunda genelde şunu ister: “Yardım etmek istiyorsan önce sor: ‘Sana nasıl yardımcı olabilirim?
’”Bir otistik birey ya da down sendromlu bir genç “Aaa çok tatlısın” diye yanağından makas alındığında, aslında kendi sınırlarının hiçe sayıldığını hisseder.
Neden sempati yetmiyor?
Sempati durumu kabul eder, empati ise durumu değiştirmeye yönelir.
Sempati “Senin için üzgünüm” der ve geçer. Empati “Bu senin için neden bu kadar zor? Sistem nerede aksıyor? Ben nerede değişmeliyim?” diye sorar.
Bizler şunu isteriz: Acınmayı değil, anlaşılmayı, “Zavallı” damgasını değil, eşit görülmeyi, İlham kaynağı yapılmayı değil, normal kabul edilmeyi, “Vay be sen bunu nasıl başarıyorsun”u değil, “Tabii ki yaparsın, neden yapmayacaksın ki?” tavrını.
Son söz
Empati kurmak, bir başkasının ayakkabılarını giymek değil, o ayakkabılarla yürümeye çalışmaktır.
Ve çoğu zaman o ayakkabılar rahatsız eder, dar gelir, taşlı yolda yürümek yorar. İşte tam da o yorgunluğu gerçekten hissetmeye çalışmak, empatiyi sempatiden ayıran şeydir.
Engelli bir birey sana “Sempati değil empati lütfen” diyorsa, aslında şunu söylüyordur: “Bana acıma. Beni gör, beni duy, beni insan olarak kabul et. Ve sonra, lütfen, dünyayı benim için biraz daha yaşanabilir kılmak için bir şey yap. “Hepimiz engelli adayıyız” diyerek korkutma; bugün eşitlik için adım at. Çünkü engel, bedende değil, zihniyettedir.
Ve en büyük engel, sevgisizlik değil, empati eksikliğidir.
Evet, beni sev. Ama önce eşit ve erişilebilir bir hayat istediğimi anla.