İyi niyetin tuzakları

Hasibe Boztepe

Hasibe Boztepe

Yazar
Tüm Yazıları

Merhabalar!

Oldukça uzun bir aradan sonra tekrardan sizinleyim değerli okurlarım. Bu süre içinde biz engellileri ilgilendiren, doğrudan ve dolayı o kadar çok şey gerçekleşti ki ülkemizde… Şanlı Urfa ve Kahraman Maraş’ta gerçekleşen okul saldırıları, EKPSS vs. tüm bunlar ve daha fazlası hakkında ilerleyen günlerde sizlerle yine söyleşeceğiz.

Ancak, bugün hazır engelliler haftası da yaklaşırken bizim için, fakat bizsiz yapılan düzenlemekler hakkında birkaç şey aktarmak istiyorum.

Engelli hakları hareketinin en güçlü sloganlarından biri “Nothing About Us Without Us” yani “Biz Olmadan Bizim İçin Asla”dır. Bu slogan, engelli bireylerin karar alma süreçlerine dâhil edilmeden onlar adına yapılan her türlü müdahalenin, paternalist (babacan/otoriter) bir yaklaşım olduğunu vurgular. Ne yazık ki, hem dünyada hem Türkiye’de engelliler için “iyi niyetle” geliştirilen birçok uygulama, tam da bu ilkeyi hiçe sayarak hayata geçiriliyor. Sonuç ise çoğu zaman yararsız, hatta engelleyici çözümler oluyor.

PATERNALİZM NEDİR VE ENGELLİLİK ALANINDA NASIL GÖRÜNÜR?

Paternalizm, “senin iyiliğin için ben karar veririm” mantığına dayanır. Engelli bireyler yetişkin, yetkin ve kendi hayatlarının uzmanı olarak görülmez; onlara “korunması gereken çocuklar” gibi davranılır. Bu yaklaşım, fiziksel mekânlardan dijital uygulamalara, politikadan gündelik yardıma kadar her alanda kendini gösterir.

Örnekler:

Fiziksel erişilebilirlikte rampalar yapılır ama eğimleri standartlara uymaz (%6 yerine %12 gibi), tekerlekli sandalye kullanan biri için tehlikeli hâle gelir. Hissedilebilir yollar eksik bırakılır, ya da bir ağaca, bir çöp kutusuna çıkabilir. Sesli yönlendirme sistemleri unutulur.

Dijital uygulamalarda görme engelliler için geliştirilen sesli rehberlik yazılımları, engelli kullanıcıların test etmediği ara yüzlerle çıkar. Sonuç: Uygulama kullanılmaz hâle gelir.

Kamusal projelerde “Engelsiz Mobil Uygulama” gibi girişimler duyurulur ama geliştirme sürecinde engelli dernekleri ve bireyler yeterince söz sahibi olmaz. Kullanıcı geri bildirimleri sınırlı kalır.

PEKİ! NEDEN BU KADAR YAYGIN?

Bilgi eksikliği ve varsayımlar:

Engelli olmayan tasarımcılar, “Ben olsam şöyle isterdim” diye düşünür. Görme engelliye koluna girip yön göstermek gibi mikro saldırganlıklar da buradan gelir – sormadan “yardım” etmek.

Erişilebilirlik standartlarının esnetilmesi veya ötelenmesi:

Yasalar var ama uygulama yetersiz. Cezalar caydırıcı değil, binalar “ceza ödeyelim daha ucuz” mantığıyla hareket ediyor. Bu, engellileri fiilen ev hapsine mahkûm ediyor.

Sadece yardım yaklaşımı:

Engelliler “ihtiyaç sahibi” olarak görülür, hak sahibi değil. Bu döngü, görünmezlik yaratır: Engelliler karar süreçlerinde yer almaz, bu yüzden çözümler onların gerçek ihtiyaçlarını karşılamaz, görünmezlik artar.

Yapay zekâ destekli uygulamalar da aynı riski taşıyor. Sesli okuma, yön bulma veya akıllı protezler gibi teknolojiler pahalı ve erişilebilir değilse, ya da Türkçe ve yerel ihtiyaçlara göre tasarlanmamışsa, eşitsizliği derinleştirir.

ÖYLEYSE DOĞRU YAKLAŞIM NE?

Katılımcı ve Hak Temelli Tasarım:

Gerçek çözüm, engelli bireyleri baştan sona sürece dâhil etmektir: Tasarım aşamasında engelli kullanıcı testleri zorunlu olmalı.

Karar alma kurullarında engelli temsilcileri yer almalı.

“Erişilebilirlik” kavramı evrensel tasarım ilkesiyle ele alınmalı – sadece engelliler için değil, herkes için (yaşlılar, hamileler, geçici engelliler dahil).

“Biz olmadan bizim için” mantığından vazgeçilmeli.

Engelli aktivistler yıllardır bunu söylüyor: Engellilik bir “tıbbi sorun” değil, toplumsal ve çevresel engellerin yarattığı bir durumdur. Çözüm de o engelleri kaldırmaktan geçer; engelliyi “düzeltilmesi gereken” nesne olarak görmekten değil.

Sonuç:

Engelliye sormadan onun için “iyilik” yapmaya kalkmak, iyi niyetli olsa da ayrımcılığın ve dışlamanın bir başka yüzüdür. Gerçek dayanışma, sormakla başlar: “Senin için ne yapabilirim? Nasıl bir çözüm istiyorsun?” sorusuyla. Toplum olarak bu soruyu sormayı öğrenmediğimiz sürece, ne kadar çok “engelsiz” uygulama yaparsak yapalım, engeller aslında zihinlerimizde kalmaya devam edecek. Biz olmadan bizim için asla. Bu slogan sadece bir slogan değil; her uygulamanın, her politikanın test edilmesi gereken temel ölçüttür. Diyerek bu8günkü yazımı tamamlıyorum.

Bir sonraki yazımda yaklaşan 10 – 16 Mayıs Engelliler Haftası hakkında söyleşeceğiz.