Erişilebilir olmayan teknolojiyi neyleyim

Hasibe Boztepe

Hasibe Boztepe

Yazar
Tüm Yazıları

Değerli okurlarım,

Öncelikle köşemi ve yazılarımı önemseyerek okuduğunuz için sizlere teşekkür etmek istiyorum. Yazılarımın altına yaptığınız her yorum benim için çok kıymetli. Çünkü bu yorumlar benim için bir sonraki yazacağım yazı için ışık oluyor. Birçok konuyu bu yorumlardan esinlenerek araştırıyor ve yazıyorum. Bu nedenle yorumlarınızı ve bu yorumlarda özellikle dile getirmemi istediğiniz konuları yazmanızı rica edeceğim.

Bugün sizlerle bir okurumun talebi üzerine dijital erişilebilirlik hakkında hasbihal etmek istiyorum.

Dijital erişilebilirliğin eksikliği, modern dünyada birçok engelli birey için görünmez bir duvar oluşturuyor. Bu duvar, sadece bir web sitesine girmeyi değil; eğitim alma, iş başvurusu yapma, sağlık randevusu oluşturma, arkadaşlarıyla iletişim kurma, haber okuma, alışveriş yapma ve hatta kültürel hayata katılma gibi temel insan haklarını engelliyor.

Eksikliğin yarattığı acılar ve dışlanmışlık

Bir görme engelli birey için düşünün: Ekran okuyucu programlar (örneğin JAWS, NVDA veya VoiceOver) bir sitedeki görseller için alternatif metin (alt text) yoksa, o görsel tamamen yok sayılıyor. Bir bankacılık uygulamasında "Giriş yap" butonunun etiketi yoksa veya form alanları doğru etiketlenmemişse, kişi hangi alana ne yazacağını bile anlayamıyor. Sonuç: Saatlerce uğraşmak, yardım istemek zorunda kalmak ya da tamamen vazgeçmek.

Bir işitme engelli kişi için videolar altyazısız kalıyorsa, haberler, eğitim içerikleri, eğlence programları sessiz bir film gibi oluyor.

Bedensel engelli bireyler fare kullanamıyorsa ve klavye navigasyonu düzgün çalışmıyorsa, sayfada dolaşmak bile imkânsız hale geliyor.

Bilişsel engelli veya disleksi yaşayanlar için karmaşık menüler, yanıltıcı renk kontrastları, hızlı yanıp sönen içerikler baş dönmesi, kaygı ve yorgunluk yaratıyor.

Bu eksiklikler biz engelli bireylerde derin bir yalnızlık ve değersizlik hissi doğuruyor. Birçok engelli birey “Ben bu dünyaya ait değilim” duygusunu yaşıyor.

İş ilanlarını görememek, online eğitimden yararlanamamak, e-devlet üzerinden haklarını arayamamak… Bunlar günlük hayatta tekrarlanan küçük reddedilmeler olarak birikiyor ve özgüveni, umudu törpülüyor.

Akıllı ev cihazları ve uygulamalarının erişilebilir olmayışı: Yeni bir engel katmanı

Günümüzde evler giderek “akıllı” hale geliyor: Akıllı prizler, termostatlar, ışıklar, klima, çamaşır makinesi, fırın, kapı kilitleri, robot süpürgeler… Bunların çoğu uzaktan kontrol edilebilen mobil uygulamalarla çalışıyor. Ancak bu uygulamaların büyük kısmı erişilebilirlik standartlarından (özellikle WCAG 2.2) yoksun kalıyor.

Bir görme engelli birey için hayal edin: Uygulama tamamen dokunmatik arayüz üzerine kuruluysa, fiziksel düğme veya dokunsal geri bildirim yoksa, cihazı kurmak bile başlı başına bir işkence.

Sesli asistan entegrasyonu (Alexa, Google Home) olsa bile, marka uygulaması kendi içinde ekran okuyucuyla uyumsuzsa (buton etiketleri eksik, kontrast düşük, dinamik içerikler okunmuyor), kullanıcı “Alexa, ışıkları kapat” diyebiliyor ama o ışığın gerçekten kapalı olup olmadığını doğrulayamıyor.

Birçok akıllı çamaşır makinesi veya fırının mobil uygulaması, durum güncellemelerini sadece görsel ikonlarla gösteriyor; sesli okuma desteği yok. “Çamaşırım bitti mi?” sorusuna yanıt alamamak, ev işlerini bağımsız yapmayı imkânsız kılıyor.

Kurulum ve ilk eşleştirme süreçleri genellikle kamera ile QR kod okutma gerektiriyor – görme engelli biri için bu, tamamen dışlanmışlık demek.

Bu durum, evin kendi içinde bile bağımsızlık hakkını elinden alıyor. Birçok engelli birey, “Akıllı ev benim için değil, başkaları için” diye düşünüyor.

Teknoloji özgürlük vaat ederken, erişilebilir olmayınca yeni bir bağımlılık kaynağı haline geliyor: Aileden veya bakıcıdan yardım istemek zorunda kalmak.

Erişilebilirlikle gelen sevinç

Ama aynı hikâyenin çok daha güzel bir yüzü de var. Bir görme engelli genç, erişilebilir bir e-ticaret sitesinde ilk kez kendi başına kıyafet seçip sipariş verdiğinde yaşadığı heyecanı tarif ediyor: “İlk defa birinin yardımına ihtiyaç duymadan alışveriş sepetimi doldurdum. O ‘Siparişiniz alındı’ sesini duyduğumda sanki özgürlüğümün bir parçası daha geri geldi.

”Bir işitme engelli öğrenci, altyazılı ve işaret dili destekli bir online ders platformunda arkadaşlarıyla aynı anda not alabildiğinde, “Artık sınıfın bir parçasıyım, yalnız değilim” diyor. O anki gülümseme, gözyaşlarıyla karışık bir sevinç.

Bir tekerlekli sandalye kullanıcısı, erişilebilir bir kamu kurumunun web sitesinden randevusunu kendisi aldığında, “Bu sefer kapıda bekletilmedim, evden hallettim” diyerek ailesine sarılıyor. Küçük bir başarı gibi görünse de, bu aslında yıllarca biriken “yapamam” inancının kırılması demek.

Akıllı ev tarafında ise, tam erişilebilir bir sistemde, bir görme engelli anne, çocuğunun odasındaki ışığı sesiyle açıp kapatabiliyor, klimayı ayarlayabiliyor, kapıyı kilitleyebiliyor ve “Bugün evde her şey yolunda” diyebiliyor. O anki huzur ve gurur tarif edilemez.

2025 Haziran’ında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi (Web Siteleri ve Mobil Uygulamaların Erişilebilirliği) ile Türkiye’de bu değişim hızlandı. Kamu kurumları 1 yıl, özel sektör 2 yıl içinde WCAG 2.2 standartlarına uyum sağlamak zorunda kaldı. Birçok banka, e-ticaret sitesi, belediye ve üniversite sitesinde artık daha iyi kontrast, klavye dostu navigasyon, ekran okuyucu uyumluluğu ve altyazı seçenekleri görmeye başladık.

Erişilebilir logo kullanan platformlar arttıkça, engelli bireylerden gelen “Artık bizi de düşündüler” yorumları çoğalıyor. Umarız bu dalga, akıllı ev cihazı üreticilerini ve uygulama geliştiricilerini de kapsar.

Son olarak:

Dijital erişilebilirlik bir lütuf değil, bir haktır. Eksikliği dışlama ve acının, varlığı ise eşitlik ve sevincin kapısını açar. Bir web sitesinin kodu değiştiğinde, aslında bir insanın dünyası değişiyor: yalnızlıktan özgürlüğe, çaresizlikten umuda, sessizlikten ses olmaya. Akıllı ev uygulamaları da dahil olmak üzere her erişilebilir buton, her doğru etiket, her altyazı… birinin yüzüne tebessüm konduruyor. Ve o tebessüm, hepimizin daha insani bir dijital dünya kurduğumuzun en güzel kanıtı.