Engelli bireylerin engelleri evlenmelerine engel mi?
Ne güzel bir eylemdir sevmek, sevilmek!.. o kalp çarpıntıları, şarkılardan fal tutma seansları, milyon tane cümle hazırlayıp, söylenecek onca söz varken, karşısına gelince dilin damağın kuruyup insanın dut yemiş bülbüle dönmesi, düşlerin insanı masal evrenine götürmesi… Sabahları açan güneşin, yağan yağmurun, ağaçların, kuşların… Her şeyin farklı bir anlama bürünmesi… insan, nasıl da koyacak yer bulamaz ellerini!.. Sıradan insanlar için açılır mutluluğun perdesi. Aşkın ilanı, tanışma evresi, ailelerin devreye girmesi, hayatlarını birleştirme kararı alan iki gencin telaşlı koşturmaları, düğün seremonisi… Oysa ki, suyun diğer yakasında durum öyle mi?
Elbette ki hayır. Engelli bireyler yaşamın her safhasında olduğu gibi, duygusal yakınlık, evlilik vb. Aile kurma, kurduğu aileyi devam ettirme olgularıyla karşılaştıklarında, yine yeniden engellenme sorunsalıyla yüzleşmek zorunda kalırlar. Çünkü toplum onların bir araya gelip, bir hayat kurmalarına sıcak bakmaz.
Bireylerden biri normal, bir diğeri engelli ise; normal olan bireyin ailesi ikna olmaz bu iki gencin yuva kurma isteklerine. Başlar arabesk söylemler Senfonisi: “sen bakıcı mısın?”“Ömür boyu sakat bir insanla nasıl yaşayacaksın?” “Hissettiklerinin sevgi olduğundan emin misin?” “Ya çocuğu da onun gibi olursa?” Bu kaygı listesi uzar, uzar da gider. Neticede bireyin ailesi ve toplum galip gelir çoğu zaman; duygular rafa kaldırılır, ötelenir, sandığa kilitlenir; herkes kendi çarşısına pazar arama yoluna koyulur.
Öyle ya, davul bile dengi dengine çalmaz mı? Peki, bu denklik kime göre, kimlerin algısına göre?
Hayatını birleştirmek isteyen taraflardan her ikisi de engelli ise… Vay o zaman gençlerin haline… O vakit, olay daha bir dramatik hale bürünür, ailelerin önyargıları daha bir Çetin, gençlerin aileleri ikna etme Yolculukları daha bir meşakkatli hal alır. Acilen çiftler karşılaştırmaya alınır. Engellilik ölçüm terazisi derhal kurulur. Çiftlerden hangisinin engeli diğerine göre daha ağır. Çiftlerin görme, işitme, ortopedik ya da diğer engel gruplarından olursa olsun, kişilerin engelleriyle ne kadar barışık oldukları engellerini aşmak için neler yaptıkları ya da kendilerinin onların erişilebilirliklerini kolaylaştırmak için neler yapabilecekleri düşünülmez de yalnızca kimin kime muhtaç olacağı düşünülür.
Birde toplumda “saf” diye tanımlanan bireyler vardır. Ne var ki bu bireylerin birçoğu tıbbi bir tanılamaya alınsa, orta veya ağır düzeyde zihinsel yetersizliği olan bireyler olduğu açıkça ortaya çıkacaktır. İşte bu bireyler ile sırf “gözü görüyor, kulağı duyuyor, eli ayağı tutuyor” diye görme, işitme ya da ortopedik engelli birçok birey evlendiriliyor. Bu birliktelikler her iki gencinde isteklerinden ziyade ailelerinin iyi niyetli olurlarıyla gerçekleşiyor. Bu tür evliliklerin birçoğunun ilerleyen süreçlerde maalesef sıkıntılı süreçlere yol açtığı gözlemlenmiştir.
Evet, Türk medeni kanununa göre akıl sağlığı evlenmeye engel olmasa da birçok maddesinde kısıtlama getirdiği açıktır.
Peki, ne yapmalı? Engelli bireyler evlenmesin mi?
Hani şu halk dilinde dillere pelesenk olmuş bir söz vardır: “sevgi her engeli aşar” diye. Oysa engelleri aşanın aslında sevgi falan olmadığı nettir. Engelleri aşan erişilebilirliktir. Yine halk gözüyle bakarsak “sevgi her engeli aşıyor ancak evlenmeye gelince takılıyor.” Öyle mi?
Öyle değil elbette. Evlilikte de mutfakta, çocuk bakımında ve daha birçok konuda hayatın her alanında olduğu gibi erişilebilirlik her engeli aşmaktadır.
Toplum ve aileler engelli bireylerin erişilebilir bir yuva kurmalarına yardımcı olurlarsa elbette sorunsuz ve mutlu bir aile yuvası kurulacak ve bu ailede yetişen çocuklarda toplumun farkındalık önderleri olacaktır.
Engelli bireylerin evliliğinde devlete de düşen görevler vardır elbet. Mesela
Evlenmek isteyen engelli bireylere koşulsuz hibe desteği sağlanabilir.
İsteyene uzun vadeli düşük faizli kredi desteği sağlanabilir.
Toki konutlarında engelliye tahsis edilen dairelerin engellinin erişilebirliğine (lavaboların özel döşenmesi, banyo tuvaletin uygun genişlikte olması, tezgâhın uygun yükseklikte olaması vs.)uygun üretilmesi.
Sayılabilir.
Eeee ne demişler “iki gönül bir olursa samanlık seyran olurmuş.”