Yüzyılın tanığı: Bir ajansın hafızası, bir mesleğin vicdanı...
Gazetecilik bazen bir haberin peşinden gitmek, bazen de tarihin tam ortasında durup tanıklık etmektir. Dün, Ankara’nın yoğun gündemi arasında yaptığımız bir sohbet, beni tam da bu düşünceye götürdü.
Basın dünyasının deneyimli isimlerinden meslektaşım, Basın İlan Kurumu Ankara Bölge Müdürü değerli dostum Atakan Çelik ile bir araya geldik. Onu dinlerken gördüğüm şuydu: Bazı kimlikler vardır ki görev değişse de değişmez. Gazetecilik de onlardan biri.
Atakan Çelik’in azmi başarısının, vefası karakterinin, saygınlığı ise mesleki duruşunun en net göstergesidir; o, gazeteciliği sadece yapan değil, taşıyan isimlerden biridir.
Sohbetimizin merkezinde ise tek bir eser vardı. Dün raflardaki yerini alan kitabı
“Yüzyılın Tanığı: Anadolu Ajansının Asırlık Öyküsü”...
Bu kitap, sıradan bir kurum tarihi değil. Bu kitap, bir milletin sesinin nasıl kurumsallaştığının, hakikatin nasıl savunulduğunun ve gazeteciliğin nasıl bir sorumluluk taşıdığının belgesidir.
Bu satırları yazarken benim için mesele sadece bir kitabı değerlendirmek değil. Aynı zamanda kişisel bir hafızaya da dokunmak. Çünkü 1992–2002 yılları arasında Anadolu Ajansı çatısı altında görev yapmış bir gazeteci olarak, bu kurumun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.
Anadolu Ajansı, dışarıdan bakıldığında bir haber ajansı olabilir. Ama içine girdiğinizde bir okul, bir disiplin ve en önemlisi bir duruş olduğunu görürsünüz. Haberin sadece yazılmadığı, aynı zamanda süzgeçten geçirildiği, teyidin bir refleks haline geldiği bir yapıdır.
Atakan Çelik’in kitabı tam da bunu anlatıyor.
Milli Mücadele yıllarında Geyve’de kurulan mütevazı bir iletişim hattından, bugün küresel ölçekte yayın yapan bir medya gücüne dönüşen Anadolu Ajansı’nın hikâyesi… Ama daha da önemlisi, bu dönüşümün arkasındaki ruh.
Çelik, kitabında sadece kronolojik bir anlatım yapmıyor. Ajansın kriz anlarındaki rolünü, dezenformasyonla mücadelesini ve uluslararası medya düzenindeki yerini güçlü bir perspektifle ortaya koyuyor. Özellikle günümüz dünyasında bilgi kirliliğinin bu kadar yoğun olduğu bir dönemde, bu tür bir çalışmanın değeri daha da artıyor.
Bugün Gazze’de, Ukrayna’da ya da dünyanın farklı kriz bölgelerinde yaşananlara baktığımızda şunu açıkça görüyoruz: Artık gerçekler kadar, gerçeklerin nasıl aktarıldığı da belirleyici. İşte Anadolu Ajansı gibi kurumlar tam bu noktada devreye giriyor.
“Yüzyılın Tanığı”, bu gerçeği genç gazetecilere anlatan güçlü bir rehber niteliğinde.
Kendi meslek hayatımın bir bölümünü geçirdiğim bu kurumun böylesine kapsamlı bir eserle kayıt altına alınması, sadece bir vefa örneği değil; aynı zamanda mesleki bir sorumluluğun yerine getirilmesidir.
Atakan Çelik, bu kitapla sadece geçmişi anlatmıyor. Aynı zamanda geleceğe bir not düşüyor:
Gazetecilik hız işi olabilir ama hakikat aceleye gelmez.
Bu nedenle bu kitabı özellikle genç meslektaşlara tavsiye ediyorum. Okunmalı, tartışılmalı ve üzerinde düşünülmeli.
Çünkü gazetecilik, sadece haber yazmak değildir.
Gazetecilik, tarihe karşı sorumluluk almaktır.
Ve bazı eserler vardır…
Sadece okunmaz, mesleğin pusulası olur.
6 Nisan’da (dün) 106. yılını kutlayan Anadolu Ajansı’nın hafızası, dostum Atakan Çelik’in Yüzyılın Tanığı eseriyle kalıcı bir iz bıraktı; hakikate tanıklık edenlere selam olsun.