YPG/SDG aldatmacası ve çöken bir taşeron proje

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

Suriye sahasında yaşanan son gelişmeler, yıllardır perde arkasında yürütülen bir jeopolitik oyunun artık sürdürülemez hale geldiğini gösteriyor. Sosyal medyada dolaşıma giren ve Rusya Araştırmaları Enstitüsü’nün (RusEnCenter) X platformunda paylaştığı analiz, ABD’nin Suriye’den çekilme sürecini, PKK/YPG/SDG yapılanmasının çözülüşünü ve bu yapının arkasındaki büyük “aldatmacayı” yeniden tartışmaya açtı.

Paylaşıma göre; ABD sahadan çekiliyor, Suriye ordusu kuzeyde yeniden kontrol sağlıyor, PKK/YPG/SDG’ye yıllar boyunca aktarılan milyarlarca dolarlık yardım ise örgütün yöneticilerinin Avrupa’ya kaçışıyla sonuçlanıyor. Bu tablo, yalnızca bir askeri geri çekilmeyi değil, aynı zamanda Washington’un Ortadoğu’daki en sorunlu taşeron projelerinden birinin çöküşünü işaret ediyor.

IŞİD’LE MÜCADELE KILIFI VE TERÖRLE ORTAKLIK

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı 2014 yılında, “IŞİD’le mücadele” gerekçesiyle başladı. Bu süreçte Washington’un sahadaki ana ortağı, Türkiye’nin açık biçimde PKK’nın Suriye kolu olarak tanımladığı YPG ve onun vitrin yapılanması olan SDG oldu.

Türkiye, bu iş birliğine ilk günden itibaren itiraz etti. Çünkü ortada isim değiştirerek meşrulaştırılmaya çalışılan bir gerçek vardı: YPG/SDG, PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantısıydı. Bu gerçek, yıllar boyunca ABD’li yetkililer tarafından dolaylı biçimde kabul edildi; son dönemde ise açık itiraflara dönüştü.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın PKK ve türevlerinin (YPG/SDG dâhil) terör bağlantılarına dair yaptığı açıklamalar, Washington’un yıllarca sürdürdüğü “yerel ortak” söyleminin fiilen çöktüğünü gösterdi. Bu, ABD açısından sadece bir siyasi geri adım değil; aynı zamanda stratejik bir başarısızlığın da kabulü anlamına geliyor.

MİLYARLARCA DOLAR NEREYE GİTTİ?

ABD Kongresi ve denetim raporlarına göre, Suriye’nin kuzeyine YPG/SDG üzerinden aktarılan askeri ve mali destek milyarlarca doları buldu. Ancak bu kaynakların sahada ne ölçüde amacına uygun kullanıldığı hâlâ ciddi bir soru işareti.

Türk güvenlik kaynakları ve bölgeye ilişkin raporlar, bu yardımların önemli bir kısmının;

Örgüt içi yolsuzluklara,

silah ve para kaçakçılığına,

terör örgütü yöneticilerinin kişisel çıkarlarına harcandığını ortaya koyuyor. USAID başta olmak üzere ABD’nin yabancı yardım programlarına ilişkin denetimlerde, Suriye dosyasında da ciddi usulsüzlükler tespit edildi. ABD’nin kendi raporları dahi “israf, kötüye kullanım ve denetimsizlik” gerçeğini gizleyemedi.

Bugün sosyal medyada dile getirilen “PKK yöneticileri parayı alıp Avrupa’ya kaçtı” iddiaları, sahadaki çözülmeyle birlikte değerlendirildiğinde, artık sadece propaganda olarak geçiştirilemeyecek bir tabloya işaret ediyor.

ABD ÇEKİLİYOR, TAŞERON ÇÖKÜYOR

2026 yılı itibarıyla ABD’nin Suriye’den çekilme süreci hız kazandı. Washington, artık YPG/SDG’nin “stratejik bir değer üretmediğini” açıkça ifade ediyor.

18 Ocak 2026’da Suriye yönetimi ile SDG arasında imzalanan entegrasyon ve ateşkes anlaşması, bu sürecin en kritik kırılma noktası oldu. Anlaşma fiilen şunu söylüyor:
PKK/YPG/SDG sahneden çekiliyor, Suriye ordusu kuzeye geri dönüyor.

ABD’nin bu anlaşmayı desteklemesi, yıllarca “müttefik” olarak sunulan bir yapının gözden çıkarıldığını gösteriyor. Washington açısından bu, sahadaki yükten kurtulmak anlamına geliyor; PKK/YPG/SDG açısından ise “kullanılıp atılma” gerçeğinin acı bir teyidi.

TÜRKİYE HAKLI ÇIKTI

Bugün gelinen noktada net olan şudur: Türkiye, Suriye politikasında başından beri haklıydı.

Ankara’nın “PKK/YPG/SDG terör örgütüdür, bu yapıyla kurulan her ilişki bölgeyi daha da istikrarsızlaştırır” uyarıları, sahadaki gelişmelerle birebir örtüşmüştür. ABD’nin geri çekilişiyle birlikte Türkiye’nin diplomatik ve askeri ağırlığı daha da artmış, Suriye’nin toprak bütünlüğü yeniden merkezî bir hedef haline gelmiştir.

PKK/YPG/SDG’nin önünde artık üç yol vardır:

1. Şartsız biçimde silah bırakıp merkezi otoriteye entegre olmak,

2. Dağılmak ve etkisizleşmek,

3. Yeni bir dış güç arayışıyla daha sert bir tasfiyeyle karşılaşmak.

Türkiye açısından dördüncü bir seçenek yoktur: Terör koridoruna izin verilmeyecektir.

SONUÇ: BİR ALDATMACANIN ENKAZI

YPG/SDG projesi, ABD’nin Ortadoğu’daki en sorunlu taşeron deneyimlerinden biri olarak tarihe geçmektedir. Bu yapı, ne demokrasi üretebildi ne istikrar sağladı ne de bölge halkına güven verdi. Geride kalan ise yıkım, göç, silah ve büyük bir güvensizliktir.

Bugün Suriye sahasında yaşananlar, yalnızca bir terör örgütünün çözülüşü değil; aynı zamanda büyük güçlerin yanlış hesaplarının bedelidir. Türkiye’nin güvenlik eksenli ve kararlı duruşu ise bu karmaşada en tutarlı çizgi olarak öne çıkmaktadır.

Suriye’de yeni bir dönem başlarken, bir gerçek artık inkâr edilemez durumdadır:
PKK/YPG/SDG, sahada da masada da tükenmiştir.