Teknolojiyle yazılan bir milli hikâye
Türkiye’nin savunma sanayii tarihinde bazı isimler yalnızca ürün geliştirmez; bir zihniyeti, bir kırılma anını temsil eder. Selçuk Bayraktar, işte bu nadir figürlerden biri. O, yalnızca insansız hava araçları üreten bir mühendis değil; Türkiye’nin gökyüzündeki bağımsızlık iddiasını somutlaştıran bir aklın adıdır.
1979 yılında İstanbul Sarıyer’de doğan Bayraktar’ın hikâyesi, Garipçe’de balıkçı bir dedenin torunu olarak başlar. Denizin disiplini, emeğin karşılığı ve sabrın değeri, daha çocuk yaşta hayatına yerleşir. Altı yaşında balık tutan, on yaşında tekne kullanan bir çocuğun model uçaklara duyduğu merak, yıllar sonra Türkiye’nin savunma doktrinini etkileyecek bir mühendislik vizyonuna dönüşecektir.
Eğitim yolculuğu Robert Kolej’le başlar; ardından İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği gelir. Ancak Bayraktar’ı farklı kılan asıl eşik, yurt dışındaki akademik çalışmalarıdır. University of Pennsylvania’da, dünyada ilk kez insansız hava araçlarının formasyon uçuşları ve robot koordinasyonu üzerine yaptığı çalışmalar, bugün kullanılan pek çok algoritmanın temelini oluşturur. MIT’de insansız helikopterlerin otonom uçuş kontrol sistemleri üzerine yürüttüğü ileri seviye çalışmalar ise onun teknik derinliğini perçinler.
2007 yılında doktorasını yarıda bırakarak Türkiye’ye dönmesi, bir kariyer tercihinden çok bir kader beyanıdır. Çünkü Bayraktar için mesele akademik unvan değil, milli bir ihtiyaca cevap verebilmektir.
Aynı yıl Baykar’da üstlendiği teknoloji liderliği göreviyle, Türkiye’nin yerli ve milli İHA serüveni hız kazanır. Küçük bir ekiple başlayan bu yolculuk, 2014’te Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine giren Bayraktar Mini İHA ile somutlaşır. Ardından gelen Bayraktar TB2, yalnızca teknik bir başarı değil, sahada oyun değiştirici bir unsur haline gelir. Milyonlarca saatlik uçuş tecrübesi, onlarca ülkeye yapılan ihracat ve çatışma sahalarında kanıtlanan etkinlik, bu platformu küresel ölçekte bir referans noktasına taşır.
AKINCI TİHA ile ağır sınıf insansız hava araçları ligine giren Türkiye, KIZILELMA ile ise bambaşka bir eşiği aşar: İnsansız savaş uçağı. Kısa pistli gemilere iniş-kalkış yapabilen TB3 ile birlikte bu projeler, Türk havacılığının artık yalnızca takip eden değil, yön veren bir aktör olduğunu gösterir. 2024 itibarıyla Baykar’ın savunma ve havacılık ihracatındaki payı, bu başarının rakamsal karşılığıdır.
Selçuk Bayraktar’ı benzerlerinden ayıran nokta ise yalnızca mühendislik becerisi değildir. Onun söyleminde ve duruşunda güçlü bir aidiyet bilinci vardır. Milleti; etnik kökenle değil, tarih, inanç ve medeniyet ortaklığıyla tanımlayan yaklaşımı, teknolojiyle kültür arasında kurduğu bağı açıkça ortaya koyar. Bu, modern mühendislik ile tarihsel hafızayı aynı cümlede buluşturabilen nadir bir perspektiftir.
Bugün Baykar’ın yanı sıra T3 Vakfı gibi yapılarla gençlere dokunan Bayraktar, bir başarı hikâyesinden fazlasını temsil ediyor. Disiplinli çalışma, uzun soluklu sabır ve “Aşk ile çalışan yorulmaz” anlayışıyla, o artık sadece bir mühendis değil; Türkiye’nin gökyüzündeki bağımsızlık iradesinin simgelerinden biri.
Selçuk Bayraktar’ın hikâyesi, bireysel bir kariyer öyküsünden çok daha fazlasıdır. Bu hikâye, azmin, vizyonun ve milli iradenin birleştiğinde neleri mümkün kılabileceğinin somut bir kanıtıdır.