Orta Doğu felakete kilitlendi

Hasan Taşkın

Hasan Taşkın

Genel Yayın Yönetmeni
Tüm Yazıları

USS Abraham Lincoln uçak gemisi öncülüğünde Tomahawk füzeleriyle donatılmış destroyerlerden oluşan bu filo, klasik bir askeri sevkiyat değil; topyekûn bir caydırıcılık gösterisi.

Trump’ın cümleleri kısa ama sert:
“Anlaşma yaparsak iyi olur. Yapamazsak, ne olacağını göreceğiz.”

Bu sözler, diplomasinin son perdesine girildiğinin ilanı.

Trump’ın Ultimatomu: Kuşatma Sadece Askerî Değil

Washington’un stratejisi çok katmanlı. Donanma, yalnızca askeri baskı unsuru değil; aynı zamanda psikolojik ve ekonomik bir kuşatma aracı. İran’ın günlük petrol ihracatının önemli bölümü Çin’e gidiyor. Bu hattın kesilmesi, Tahran için ekonomik felç anlamına geliyor.

Trump’ın şartları net:
– Nükleer program tamamen durdurulacak.
– İç protestolar bastırılmayacak, rejim şiddetten vazgeçecek.

Ancak İran içeride de dışarıda da sıkışmış durumda. Son yıllarda binlerce sivilin hayatını kaybettiği protestolar rejimi sarsarken, Devrim Muhafızları’nın (IRGC) sert müdahaleleri ayakta kalmanın tek dayanağı haline geldi. Avrupa Birliği’nin IRGC’yi “terör örgütü” ilan etme süreci ise Tahran’ı uluslararası izolasyonun zirvesine taşıdı.

İran’ın cevabı gecikmedi: AB ülkelerinin ordularını “terörist” ilan etme tehdidi, krizin Avrupa’ya da sıçrayabileceğinin işareti.

Tahran’ın Çıkmazı: Tehdit Altında Diplomasi

Resmî söylem sert: “Tehdit altında müzakere yok.”
Ancak perde arkasında Umman ve Katar üzerinden gelen mesajlar, rejimin tamamen kapıları kapatmadığını gösteriyor.

Gerçek tablo şu: İran, iç isyan – dış abluka – nükleer baskı üçgeninde nefessiz. Trump’ın ikinci dönemi açısından bu kriz, “ya mutlak zafer ya da tarihsel bir felaket” sınavı.

Türkiye Nerede Duruyor: Son Köprü mü, Ateş Hattı mı?

İstanbul’da gerçekleşen Hakan Fidan–Abbas Arakçi görüşmesi bu nedenle kritik. Türkiye, krizin tam ortasında ve bunun bedelini en ağır ödeyecek ülkelerden biri.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın tutumu net:
“İran’a askeri müdahaleye karşıyız. Sorunlar diyalogla çözülmeli.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın arabuluculuk teklifi, yalnızca diplomatik bir jest değil; zorunlu bir güvenlik refleksi. Türkiye için bu savaş;
– sınır güvenliği,
– enerji arzı,
– yeni mülteci dalgaları
anlamına geliyor.

Fidan’ın, İsrail’in ABD’yi İran’a saldırmaya ikna etmeye çalıştığına dair uyarısı ise Ankara’nın tehlikenin boyutunu net gördüğünü gösteriyor.

Anlaşma Olmazsa Ne Olur?

En karanlık senaryo masada:

Hormuz Boğazı kapanırsa, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 25’i kesilir.

Petrol fiyatları 150–200 dolar bandına fırlar.

İran, hibrit savaşı devreye sokar: dron sürüleri, deniz mayınları, balistik füzeler…

İsrail, Suudi Arabistan, Ürdün hedef olur.

Bölge, kontrolsüz bir savaş alanına dönüşür.

Bu yalnızca Orta Doğu’nun değil, küresel ekonominin de krizi olur.

Kim Kazanır, Kim Kaybeder?

Anlaşma sağlanırsa:

Trump “tarihi zafer” ilan eder.

Türkiye arabuluculukla bölgesel güç statüsünü pekiştirir.

İsrail rahatlar, Çin enerji akışını korur.

Kaybedenler:

İran rejimi; ekonomik çöküş ve iç baskıyla yüzleşir.

AB, misillemelerle bölgedeki çıkarlarını riske atar.

Küresel ekonomi, özellikle gelişmekte olan ülkeler, petrol şokuyla sarsılır.

Son Viraj: Diplomasi mi, Felaket mi?

Yol ikiye ayrılıyor:
Akıl ya da yıkım.

Arakçi her ne kadar “tehdit sürerse müzakere olmaz” dese de, “adil görüşmelere hazırız” mesajı kapının tamamen kapanmadığını gösteriyor. Trump’ın armadası baskıyı maksimuma çıkarıyor. Türkiye’nin İstanbul hamlesi ise belki de son diplomatik çıkış kapısı.

Artık bu bir satranç oyunu değil.
Bu, geri sayımı başlamış bir nükleer saat.

Tik…
Tak…

Akıl galip gelmezse, bu ateş yalnızca Orta Doğu’yu değil, hepimizi yakar.