Orhan Abi: Vefanın adı
Bazı insanları anlatırken unvanlar yetmez.
Başkan dersiniz, eksik kalır.
İşadamı dersiniz, yine eksik.
Siyasetçi dersiniz, hayatının başka bir tarafını dışarıda bırakırsınız.
Çünkü bazı insanlar vardır…
Onları en iyi, insanların kendilerine nasıl seslendiği anlatır.
Rizeliler ona “Orhan Abi” diyor.
Orhan Keçeli…
Benim için bu hitabın ayrıca bir anlamı var.
Çünkü Orhan Keçeli sadece tanıdığım, sohbet ettiğim bir Rizeli büyüğüm değil.
Nişan yüzüğümü takan, nikâhımda şahitlik yapan insandır.
Bu yüzden onu anlatmak, benim açımdan yalnızca bir hayat hikâyesini yazmak değil.
Bir vefa borcunu da yerine getirmek.
İstanbul’daki ofisinde sohbet ediyoruz.
Geçmişi konuşuyoruz.
Siyaseti…
Rize’yi…
Dostluğu…
Vefayı…
İnsanları…
Ve yılların içinden süzülüp gelen hatıraları.
Bir cümlesi özellikle aklımda kalıyor:
“Bir insan ömründe bir kez bile bana iyilik etmişse, ömür boyu dostumdur.”
İşte Orhan Abi’yi anlatan cümlelerden biri bu.
Belki de en önemlisi.

Kökü Çayeli’nde, hikâyesi İstanbul’da
Önce şu ayrımı doğru koyalım.
Keçeli ailesinin kökü Rize’nin Çayeli ilçesine dayanıyor.
1917 Rus İhtilali’nden önce, Rize ve Trabzon’dan birçok aile gibi Keçeliler de çalışmak ve ticaret yapmak için Batum’a, hatta Soçi ve Rostov taraflarına gidip geliyordu.
Babası Hafız Muharrem Keçeli ve amcaları Batum’da fırıncılık yapıyor, Çayeli’nde ise manifaturacılıkla uğraşıyordu.
1917 İhtilali sonrasında Türkler bölgeden çıkarılıyor.
Orhan Keçeli’nin ifadesiyle:
“Hiç kimseyi incitmeden, güzellikle…”
Aile bunun üzerine İstanbul’a geliyor.
Karaköy Yüksek Kaldırım’da ekmek fırını açıyor.
Fakat Çayeli ile bağ hiçbir zaman kopmuyor.
Bir ayakları hep memlekette.
Orhan Keçeli de 1939 yılında Çayeli’nde dünyaya geliyor.
Yani hikâyenin özeti çok açık:
Kök Rize’de. Batum bir çalışma ve ticaret dönemi. İstanbul ise ihtilal sonrasında ailenin yerleştiği şehir.
Bu ayrım önemli.
Çünkü Orhan Keçeli için Rize sadece doğduğu yer değil.
Kimliğinin bir parçası.
Hayatının bir parçası.
Ve yıllar sonra yaptığı bütün işlerin de temelindeki memleket duygusu.
Siyasetin fırtınalı yılları
Siyasete genç yaşta giriyor.
1950’lerin sonları…
CHP.
Şişli’de ocak başkanlığı.
1968’de belediye meclis üyeliği.
1972’de İsmet İnönü’nün istifasıyla sonuçlanan kurultayda delege.
Sonra Adalet Partisi.
Ve Süleyman Demirel…
Asıl hikâye biraz da burada başlıyor.
12 Eylül.
Siyasi yasaklar.
Zincirbozan.
Demirel içeride.
Dışarıda ise güvenilecek insanlara ihtiyaç var.
Orhan Keçeli, Demirel’i düzenli olarak ziyaret ediyor.
Mesaj taşıyor.
İhtiyaçlarını karşılıyor.
İçerisiyle dışarısı arasında köprü oluyor.
Bugünden bakınca anlatması kolay.
O günleri yaşamak kolay değildi.
İletişim imkânları sınırlı.
Risk büyük.
Güven ise her şeyden önemli.
Hatta askerlerin aramasından kurtarmak için bazı mesajların tenis raketinin sapına saklandığı anlatılıyor.
İşte o günlerde kazanıyor “kara kutu” sıfatını.
Çünkü kara kutuya güvenirsiniz.
Emanet edersiniz.
Saklayacağını bilirsiniz.
Zor zamanda geri çekilmeyeceğini bilirsiniz.
Demirel’in sözü de meseleyi özetliyor:
“Ona her şeyi emanet edebilirsiniz.”
Ben de 2007 yılında kaleme aldığım Demirel’in Kara Kutusu – Orhan Keçeli kitabında bu hikâyenin önemli bölümlerini tarihe not düşmüştüm.
Yıllar sonra İstanbul’daki ofisinde karşılıklı otururken, o günlerin hatıraları yeniden canlanıyor.
Siyaset değişir, dostluk değişmez
Orhan Keçeli’nin hayatında önemli bir çizgi daha var.
Siyasetle dostluğu birbirine karıştırmamak.
Siyasi çizgiler değişebilir.
Partiler değişebilir.
İnsanlar farklı yerlerde durabilir.
Ama dostluk başka bir şeydir.
Recep Tayyip Erdoğan’ın Pınarhisar günleri…
Orhan Keçeli hemşehrilik bağını sürdürüyor.
Ziyaret ediyor.
İhtiyaçlarıyla ilgileniyor.
Çünkü onun dünyasında insan önce insan.
Siyasi kimlik sonra geliyor.
Yıllar boyunca farklı siyasi çizgilerden insanlarla kurduğu ilişkilerde de aynı tavrı görüyorsunuz.
Ve o cümle yeniden karşınıza çıkıyor:
“Bir insan ömründe bir kez bile bana iyilik etmişse, ömür boyu dostumdur.”
Düğünleri de bilir, cenazeleri de…
Orhan Abi’nin farkı burada.
Dostunun düğününü kaçırmaz.
Cenazesini de.
İyi günde yanında.
Kötü günde yanında.
Bir insanın en mutlu gününde de…
En acı gününde de…
Çünkü bunun siyaseti yok.
Partisi yok.
Makamı yok.
Bunun adı insanlık.
Ben bunu kendi hayatımda da yaşadım.
Nişan yüzüğümü Orhan Abi taktı.
Nikâhımda şahit oldu.
Böyle bir hatıranın yeri başka.
O nedenle onun dostluk anlayışını sadece güzel bir söz olarak görmüyorum.
Yaşanmışlığını biliyorum.
Sözünün arkasında duran bir insan olduğunu biliyorum.
Rize Vakfı ve gençler
1992’den bu yana Rize Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Vakfı…
Başında Orhan Keçeli.
Yıllardır.
Bıkmadan.
Usanmadan.
Vakfın asıl hikâyesi ise gençlerde.
Burslarda.
Eğitimde.
Yıllar içinde binlerce, toplamda on binleri aşan öğrenciye karşılıksız burs desteği sağlandı.
Bugün bürokraside…
İş dünyasında…
Akademide…
Çeşitli mesleklerde…
Görev yapan pek çok insanın hayatında Rize Vakfı’nın izi var.
Bir öğrencinin eğitimine katkı vermek…
Bazen bir bina yapmaktan daha kalıcıdır.
Çünkü bina eskir.
İnsan yetişir.
Orhan Keçeli’nin vakıfçılığının özünde de bu var:
İnsana yatırım.

Memleketin hafızasına sahip çıkmak
İpsiz Recep…
Karadeniz’in Milli Mücadele’deki önemli isimlerinden.
Zamanla unutulmaya yüz tutan bu ismi yeniden gündeme taşıyor.
Kitaplaştırıyor.
Mezarının ve büstünün Rize’ye kazandırılmasına öncülük ediyor.
Ziya Kalkavan’ın hatırasını yaşatıyor.
Rize’nin kurtuluşunu yıllardır farklı platformlarda gündemde tutuyor.
Bütün bunların altında tek bir düşünce var:
Memleketin hafızası kaybolmasın.
Çünkü Rize sadece çayıyla, deniziyle, yaylalarıyla Rize değil.
İnsanlarıyla…
Tarihiyle…
Şehitleriyle…
Kahramanlarıyla…
Büyükleriyle…
Hatıralarıyla Rize.
Orhan Keçeli’nin yıllardır taşıdığı “Rize bayrağını yukarı taşımak” anlayışı da buradan geliyor.
Bir de Fenerbahçe var
Ali Şen dönemleri…
Yönetim kurulu üyeliği.
Genel sekreterlik.
Basın sözcülüğü.
Yüksek Divan Kurulu…
Fenerbahçe’de de önemli görevler üstlendi.
Ama yine aynı noktaya geliyoruz.
Kimlikleri çok.
Görevleri çok.
Fakat “Orhan Abi” kimliği hepsinin önünde.
Çünkü insanlara dokunan tarafı, aldığı görevlerden daha kalıcı.
Müzeyyen Abla ile…
Maşallah…
Müzeyyen Abla ile 60 yılı aşan bir beraberlik.
Bodrum’da biraz dinlenmeye çalışıyor.
Ama Orhan Keçeli için dinlenmek pek kolay değil.
Memleket gündemini takip ediyor.
Rize Vakfı’nı takip ediyor.
Dostlarını takip ediyor.
Ülke meselelerini konuşuyor.
Genel kurullarda yeniden güven tazeliyor.
Ve hâlâ çalışıyor.
Hâlâ üretiyor.
Hâlâ insanların işine koşuyor.
Hâlâ bir telefon geldiğinde:
“Ne yapabiliriz?”
diye düşünüyor.
Kara kutudan Orhan Abi’ye
Bir dönem Süleyman Demirel’in “kara kutusu” olarak anıldı.
Siyasetin en çalkantılı dönemlerinden geçti.
İş dünyasında mücadele etti.
Fenerbahçe’de görev yaptı.
Vakıfçılık yaptı.
Binlerce öğrencinin eğitimine katkı sundu.
Rize’nin tarihine ve değerlerine sahip çıktı.
Dostlarını zor günlerinde yalnız bırakmadı.
Ve bütün bunların yanında bir şeyi hiç kaybetmedi:
Vefayı.
İstanbul’daki ofisinde yaptığımız sohbette söylediği o cümle bu yüzden zihnimde kaldı:
“Bir insan ömründe bir kez bile bana iyilik etmişse, ömür boyu dostumdur.”
Hatta mesele yalnızca kendisine iyilik yapanlar da değil.
Kendisine hiç iyilik yapmamış binlerce Rizelinin de karşılıksız dostu oldu.
Belki Orhan Abi’yi “Orhan Abi” yapan asıl sır burada.
Dostluğu hesapla kurmamak.
İyiliği karşılık beklemeden yapmak.
Memlekete hizmet ederken “Bana ne kazandırır?” diye sormamak.
Son söz
Orhan Keçeli’yi geçmiş zamanla anlatmak doğru değil.
Çünkü hikâye devam ediyor.
Maşallah…
Orhan Abi hâlâ Rize Vakfı’nın başında.
Hâlâ dostlarıyla bir arada.
Hâlâ düğünlere gidiyor.
Hâlâ cenazelerde dostlarının yanında oluyor.
Hâlâ gençlerin derdiyle ilgileniyor.
Hâlâ Rize’yi konuşuyor.
Hâlâ Türkiye’yi konuşuyor.
Ve hâlâ çalışıyor.
Bir dönem Süleyman Demirel’in “kara kutusu” idi.
Bugün Rizelilerin Orhan Abisi.
Benim açımdan ise bundan biraz daha fazlası…
Nişan yüzüğümü takan…
Nikâhımda şahitlik yapan…
Dostluğunu yalnızca sözle değil, hayatıyla gösteren bir büyük.
Belki insanın hayatında kazanabileceği en güzel sıfatlardan biri şu:
“Orhan Abi…”
Çünkü bazı insanlar makamlarıyla değil, insanların kalbindeki yerleriyle anılır.
Orhan Keçeli’nin asıl makamı da orası.
Ve onun dostluk anlayışını anlatan o cümle, belki de bütün hikâyenin özeti:
“Bir insan ömründe bir kez bile bana iyilik etmişse, ömür boyu dostumdur.”
Dostluk böyle bir şey.
Vefa böyle bir şey.
Ağabeylik de tam olarak böyle bir şey.
Rizelilerin Orhan Abisi…
Maşallah, daha nice sağlıklı yıllara…